Varoluş Dergisi

BUGÜN İÇİN ENDİŞELENME!

Prensiplerden devam ediyoruz.
Ve çağımız içinde en can alıcı konulardan biri; endişe!

Endişeye, korkuya değinmeden giremeyiz; lakin endişe de korkunun görünümlerinden biridir. Evrende var olan tek bir oluşum; sevgi ve onun veçhesi olan korku her şeyi yaratır ve yönetir. Tüm endişelerin kökeni; birlikten illüzyon olarak kopuş ve kaybedişin getirdiği korku ve eksik olma hissinden kaynaklanır. Tüm çabalar, yaşam ve varoluş çemberi sadece sevgiye, bütüne ve aslına dönüşten ibarettir. Korku; sevgiden ayrılığın yansıması olup, deneyimlediğimiz 3. boyuta ait egonun, zihnin ve kutupsallığın düşük frekanslı, yoğun, massedici temel ürünüdür. Korku; öfkenin, nefretin, acının, yargılama, suçlama ve dışlama gibi birbirini besleyen tüm kısıtlayıcı hallerin kaynağıdır, özün üstünü siyah bir bulut gibi kaplayarak, ışığı yansıtmaya ya da almaya izin vermez. Öte yandan; korku da sevgi de birbirlerini tamamlayan, eşit miktarda önemli potansiyeller taşıyan ilahi kaynaklardır.

 

Korkudan geçmeden, onu kabullenmeden sevgiyi tezahür ettiremez, anlayamaz, dönüşü tamamlayamaz ve bütünlenemeyiz. Sevgi; zihin ve dualite değil, tümünü eriten yürek ve birlik merkezlidir. Nasıl aydınlıkta karanlık barınamazsa, sevginin olduğu yerde de korku dönüşür ve tıpkı bir tırtılın kelebeğe evirilmesi gibi; ayrı bir mevcudiyet olarak değil; sevgiye frekans yükselterek var olur. Korku, sevginin eksiklik derecesinde neticelenir ve onunla dengelenir. Korku da, sevgi de tekâmül eden hallerdir. En yüksek, en geniş, en nüfuzlu, her şeyi kendine evirilten, içeren ve yaratan aktif ana madde ve hüküm -biz aksini düşünmeye programlanmış olsak da- sevgidir, korku değil! Korku pasif bir yan üründür. Bu onun sevgiden düşük, kötü, yanlış vs. olduğunu göstermez, sadece öyledir… Bu bile insanı yaşamlar boyu “öldürmeye” yeterken sevginin neler yapabileceğini hayal etmek ne müthiştir. Sıklıkla yaptığımız gibi korkuyla mücadele, bastırma ya da ondan kaçış; onu daha da büyütmekten başka hiçbir işe yaramaz. O, sevgiyi öğrenmemiz, ilerlememiz için yol gösterici bir fenerdir, dolayısıyla belli bir korkunun varlık alanımızla ilgili bize neyi işaret ettiğini anlayıp varlığımıza entegre etmeden onu dönüştüremeyiz, bu entegrasyon da ancak sevgi rehberliğinde yapılır. Doğal olan her şey de korku vardır, çünkü deneyimlemeyi seçtiğimiz varoluş bir pakettir, korkuyu almayıp sevgiyi almak gibi bir durum söz konusu değildir. Korkuyu almamayı seçtiğimizde sevgiyi, büyümeyi, dengeyi de dışlamış oluruz; oysaki yaşam dinamik, rengârenk, eşsiz ve olduğu haliyle mükemmel bir tamlık ve zenginliktir, onu ilahi yapan da olduğu haliyle zıtlıkların bu birlikteliğidir. Sıkıntı; korkuyu dışladığımızda ve ondan farklı formlar türettiğimizde ortaya çıkar, çözümü ise onu da içererek, onun değerini alarak ilerleyebilmektir. Oysaki hepimiz bin bir türlü görüntü veren tek bir şeyden korkar ve onu daha da köklendirip çeşitlemek için elimizden geleni yaparız ta ki korkumuz bizi kilitleyip ters yöne salınımı başlatıncaya kadar, fakat bilmeliyiz ki kimsenin yolu -eğer aksini seçmezse- bu kadar çilekeş olmak zorunda değildir.
İçgüdüsel olan korku; kök çakranın maddesi ve dünyada var olmak için son derece gerekli temel uyarıcı, yardımcıdır. Korku karşısında insanoğlu kaç ya da savaş taktiklerini uygulayarak korur, uyarır, saldırır, savunur. Endişe ise; korkunun patetik-leşmiş, dengesiz hali olup modern, özellikle de Batı sistemi ve insanına özgü bir bilinç haline gelmiştir. Bizler bir takım sahte kimlikler ve kalıplar yaratarak yaşamın her alanını sınırlandırır ve bu formlara uymak için kısıtlarız, çerçevemize uymayan herhangi bir şeyse bizde endişe yaratır ve onu elimine etmek adına daha çok çerçeve ve endişe yaratırız. Korku birden çok yüksek sesle gelen, başka bir şeyin varlığına izin vermeyen, boğucu, dışsal, tek bir ton iken; endişe diğer şeylerle beraber var olabilen, arka fonda çalan, tırmalayıcı, tükenmeyen bir iç gıcırtısı, içsel bir diyalog gibidir. Biz korktuğumuz şeye karşı önlem alınabiliyorsa aldıktan sonra hala milyon kere aynı negatif tutumun içinde, takıntılı bir şekilde dönüp duruyorsak bu endişedir. Endişe rutin alışkanlıklar yaratan, farklı görünümleri olabilen, derin bir bağımlılıktır. Es kaza hiç bir endişemiz yoksa, gidip endişeleri olan insanlarınkini ödünç alır, onlarla mücadeleyi iş ediniriz. İnsanlar kendileriyle oldukları gibi, birbirleriyle de  mutluluklarından ziyade endişeleri vasıtasıyla iletişim kurarlar ve bu, bir zihin pratiği, bir yaşam alışkanlığı, sayısız var-oluşumların rutin klasiği haline gelir. Endişe, korku gibi travmatik bir biçimde değil; kademe kademe enerji merkezlerini bloke edip, içten içe akışı tıkar, ilahi kaynakla iletişimi kopartıp sistemi zamanla felç eder. Endişe de her şey gibi bizim tarafımızdan yaratılıp seçilen, dolayısıyla da ancak bizim tarafımızdan dönüştürülebilen bir durumdur. Endişelendiğinizde beden, duygu, zihin durumunuzu, değişimleri, nefesinizi izleyin. Endişe de tüm negatif formlar gibi kapanma, sıkışma, büzüşme, uyumsuzluk, bulaşıcı ve obsesif edici bir durum yaratır. Bugün ilkel yaşamdaki bir insana göre çok daha fazla hâkimiyetsiz ve gereksiz korku / endişe atağı ile kök çakrayı hırpalıyoruz… Enerjinin akmamasına şaşmamalı! İnsan bugün, hayati bir tehlike içermediği halde ( kendi ya da kendi himayesindekilerin yaşam faaliyetlerini sürdürüp, korumak) bir toplantıda bile, ilkel bir insanın yaşam mücadelesi anında sarf ettiği kadar adrenalin salgılıyor. Daha ciddi mücadeleler de kendimize ne gibi açmazlar yaşattığımız ve sonuçları da ortada… Neden çünkü insan varoluşa, ilahi kaynağa, kendiliğine güvenmiyor, onu tanımıyor, onun yerine varoluşu kendi kalıplarına, egolarına ve kendi kurtarıcılığına uydurmaya çalışıyor; ne umutsuz, ne trajikomik, ne tüketici bir çaba. Hisler nötrdür ve sadece deneyim olarak vardır, onları geldikleri ve oldukları gibi izin vererek, bütün olarak yaşayamazsak, onları zihinsel bir içerikle yargılayarak (parçalayıp, yorumlayıp, kısıtlayarak) belli içerik ve formdaki belli duygulara dönüştürürüz, tıpkı aynı hissin, bir kişide teslimiyet diğerinde endişe yaratması gibi. Bu da nihayetinde insanın yönelimini, ihtiyacını ve nerede durduğunu gösteren işaretler oluşturur.
Sadece bugün için endişelenme önermesinde; “sadece bugün” endişenin doğasını anlamakta anahtar noktadır. Biz sürekli ya geçmiş ya gelecekte yaşıyoruz, oysa bizim sınırlı zaman algımızda var olan herhangi bir zaman için gerçekten bir şeyler yapabileceğimiz tek an; şimdi, kullanabileceğimiz tek enerji de; şuandadır, zaman bizim algıladığımız gibi zihinsel, doğrusal, 3 boyutlu değildir, tüm anlar şimdide bir bütün olarak sonsuzca var olurlar. Sahip olduğumuz -geçmiş ve gelecek dâhil- tüm var olanın içinde bulunduğu şimdiki an; geçmişin negatif tutumlarıyla geleceği yaratmak için ya da geçmişte bozuk plak gibi çalmak için kaynak israfına uğratılıyor. Eh bu durumda çoğunluğun “Tükenmişlik Sendromu” ve ataklar yaşaması kaçınılmaz. Bugün elinizden gelenin en iyisini sevgiyle yaparsanız ne geçmiş ne gelecek için endişelenmeye gerek kalmaz, kaynaklarınızı en verimli şekilde kullanır ve en iyi sonuçlarla karşılaşırsınız. Bugün endişelenmeye devam ederseniz, endişelendiğiniz konuyu yarın da çözemeyeceksiniz çünkü yarın, farklı bir varoluş içinde farklı bir perspektifin potansiyelini taşıyamayacaksınız. Yeniyi istemek, yaratmak, tezahür ettirmek için, önce var olan eski de bir boşluk yaratmanız gerekir. Oysaki endişeyle dopdoluyken başka bir şeye pek yer kalmaz ya da çektiğimiz yine endişe olur. Henüz var olmayan şeyler için endişelenmeyi bırakmadığımız, endişelenerek potansiyellere enerji yükleyip onları var ettiğimiz ve şimdinin gücünü yapıcı değil, yıkıcı olarak kullandığımız ve tevekkül, tedriç, tefekkür gibi oluşlardan uzak olduğumuz sürece, endişeyle yarattığımız içerikler de bize gelecektir, ne kadar kaçarsak kaçalım, mevcut zihin durumumuzu bırakmadığımız sürece şartlar ne olursa olsun gittiğimiz her yere bizimle beraber taşınacaktır. Sınırsız pozitif seçenekleri itelemenin ve sınırsız negatif seçenekleri çekmenin en kestirme ve net yolu endişe etmektir. Endişede; özgür irade, rezonans, sorumluluk, benzeşim ve tezahür yasaları rol oynar. Endişeli olanların kurban ya da saldırganı oynaması tuhaf değildir. Ancak dingin ve berrak bir zihin, net biçimde görerek gidilecek yere ulaşmada kendine rehberlik edebilir, rehberlik alabilir ve bunun için gerekli gücü bularak kurban ya da saldırgan olmaktan kendini çekip kurtarabilir.
Hepimiz endişenin, içinde bulunulan belli durumlar ve şartlardan kaynaklandığını; dolayısıyla bunlar çözülürse endişenin de ortadan kalkacağını düşünüp çabalar, çabaladıkça da daha çok endişe yaratırız. Endişe şart ve durumlardan bağımsız bir zihin durumudur; dolayısıyla durumlar değişse de ortadan kalkmaz, başka biçime taşınır ya da zaten endişeli bir zihin, şartların değişmesini sağlayacak enerjilere açık olmaz. Sonra da “bu kadar çabaya rağmen neden ben?” der. Evet sen çünkü testlim olmamak için bu kadar çabalıyorsun! Evet, sadece bugün için endişelenme, çünkü bugün neysen yarın da o olacaksın, endişelendikçe tökezleyecek, tökezledikçe kendi dışına yansıttığın tüm durum, şart ve kişilere kızacak, ikameler yaratacaksın. Endişeyi bırakmak suda çabasızca yüzmeye benzer; insan çırpındıkça batar, oysaki kendini akışa bıraktığında su onu zaten kaldıracaktır.
Öte yandan, Teslimiyet; bir tür kadercilik, tedbir ya da önlem almama durumu değil, bu aşamadan sonra ne gelirse gelsin hayra olacağı ve gerekli olduğunu, sınırlı perspektifini aşarak bilebilme hali, varoluşa olan derin güven, hürmet ve açıklıktır, sanılanın aksine pasif değil son derece aktif bir oluştur. Kuş yuvasını yaparken rüzgardan, yağmurdan, diğer avcılardan endişelenmez, sadece o an üzerine düşen görevi yapar, anı yaşar. Ağaç, kök salarken derinlerde neler olabileceği, yarın havanın nasıl olacağını, üzerinde ne gibi zararlıların gelebileceğini dert edinmez. Bir dağa, bir göle baktığımızda bizi büyüleyen heybet, güzellik ve bütünlük insanın da içinde var olandır. Kimsenin yağmur ekip güneş biçtiği görülmemiştir. Şifa çalışmalarında endişe etmemek çok önemlidir; şifanın akabileceği temiz / saf bir kanal olmak demektir: Şüphesiz, iman ve inanç içinde emanetini kaynağına bırakmış, egosunu, yönlendirmesini, zihnini ilahi olanın yolundan çekebilmiş, tam güven ve rıza içinde ilahi olanla bütünleşen, bilen ve ona izin veren, çabalarken “olduğu kadar olmadığı kader” diyebilen… Parçasını oluşturduğumuz tüm evrende her şey olması gerektiği gibi şaşmaz biçimde her an mükemmel seyrediyor. Eğer öyle değilse; bakmamız gereken dışarıda değil, içeride olandır. Var olan tek bütünümüz; huzurun tapınağıdır, hiç bir endişe barındırmaz, her şey telafi edilir yeter ki sisleri aralayarak kendimize sevgiyle, dürüstçe bakmaya cesaret edebilelim. Endişe üzerine çalışılırken temelde illüzyonları yaratan zihin üzerine çalışılır. Zihin üzerineyse; ancak bilinçle çalışır, zihin zihinle çalışılmaz. Tüm endişelerin kaynağı olan temel insanlık havuzundaki motiflerin  şifalanması adına çalışmak (ölüm korkusu, doğum –yeni başlangıçlar, ilerleme korkusu- kendinden korkmak gibi) çok verimli, bütünsel ve hızlı sonuçlar sağlar, bu nedenledir ki alt çakralarla ilgili çalışmaların önemi ne kadar vurgulansa azdır. Reiki çalışmalarında, “Bugünden başlayarak 21 gün şu hareketler yapılacak” denilince bile; “ama yarın ya işim çıkarsa, yapamazsam, kaç gün, nasıl yapacağım, ne olacak ne bitecek…” şeklindeki otomatik zihin didişmeleri, bahaneler ve direncin başladığını görebilir, nerede olduğunuzu tartabilirsiniz. Reiki Grandmaster aşamalarında bambaşka endişe hummalarına kapılan, Reiki 2. aşamada, son aşama planlarını yapıp gemilerini batıran, 1. aşamada sırf 21 gün yüzünden tıkanan canlar tanıyorum, aynı yüzle bin bir hikaye, tabii ki onların da yolları farklı çatallarla ilerletilecektir.

Peki; endişe eşiğinden bir kez geçince endişe peşimizi bırakacak mı? Hayır! Ama artık onu tanıyacağız, onunla konuşabilecek ve onu çok daha acısız ve kısa bir sürede yapıcı olarak varlığın bütünlüğüne hizmet eder biçimde dönüştürebileceğiz. Sabır, farkındalık, engin bir sevgi ve şefkatle çekirdeği her seferinde biraz daha kırıp, kapanmasına müsaade etmeden aynı durumlara ölü değil, canlı ve dengeli karşılıklar vererek, tutmayı değil akmayı öğreneceğiz. Her engel onu tedavi eden zıddına salınarak aşılabilir, çözümsüz hiçbir şey yoktur; dahası zaten engel de yoktur. Sadece deneyim, dönüşüm, ilerleme ve bütünlenme vardır. Herkes bunu görünürde farklı yollardan geçerek, farklı zamanlarda sağlayacak ve bizler aynı yerde, aynı zamanda buluşacağız hiç ayrılmamış olduğumuzu bilerek…

 

Hepimize kuş tüyü hafifliğinde, taptaze, mis kokulu, pırıl pırıl baharlar olsun.

Ahu Birlik Alp

1981 baharında Ankara'da doğdum. Çocukluğum ve gençliğim seyahat ve enstantanelerle geçti. İstanbul Bilgi Üniversitesi Film&Tv lisans ve Kültürel İncelemeler yüksek lisans programlarını tamamladıktan sonra hizmet, üretim, reklamcılık gibi sektörlerde farklı görevlerde yer aldım. 2012 yılında içsel yolculuğu beni Reiki Bilinçaltı Terapiler ve Can Hocam İsmail Bülbül'e taşıdı. 2014 yılından beri Turgutreis'te yaşıyor, Bodrum Şifa Sanatları Atölyesi'nde yolculuğuma, yolculuğumuza sevgiyle, şükranla devam ediyorum.

Usui Reiki Master Teacher

Yorum Yaz

İnternet üzerinden dijital yayın hayatına ilk olarak 2013 yılında başlamış olan Varoluş Dergisi, kısa bir aradan sonra şimdi yeniden okurları ile birlikte. Değerli yazarlarımız, Spiritüalizm, Reiki, Yoga, Astroloji ve Yaşam alanlarında, siz değerli okurlarımız için yazıyor…