Varoluş Dergisi

PANDEMİDEN NOTLAR 2

Corona deneyimlerimden bahsetmeye devam ediyorum. Bilmediğimiz bir hastalık… Ne başlangıcı ne de sonu belli… Sanki birden kar fırtınasına tutulduk.

Üç ayrı klinik olduğunu gördük.

İlki; subklinik olup belirtisiz ve bulaştırıcı olanlardı. Tahmin edeceğiniz gibi maskesiz ve mesafesiz olursa başkasını yakanlardı bu kişiler…

İkinci grup; bel ağrısı (bunun için fizik tedaviye gidenler az değil ), ateş, halsizlik ya da hafif öksürük ile başlayıp şiddetlenen ve erken tedavi ile şanslı olanlar…

Son olarak; yoğun bakım ihtiyacı olacak kadar geç kalan ya da ağır geçiren hastalar…

Kronik hastalık olması risk faktörlerindedir. Yaşlılıkla birlikte bağışıklık sisteminin azaldığı bilinmektedir. Ancak; genç yaştakilerde ağır seyretmesinin sebebi İnflamatuar ve Antiinflamatuar yanıttaki dengesizliktir. Savaş sonrası artıkları temizlenemeyen savunma hücrelerinin anlamsız yanıtı ile vücutta ve özellikle akciğerde kalıcı hasarların olması söz konusudur. Sitokin fırtınası dediğimiz bu durum ARDS adlı ölümcül akciğer hasarını oluşturmaktadır. Bedenimizin kendi silahları ile kendini yok etmesi tuhaf değil mi?

Tedavide; Antiviral ilaçlara ek olarak öncelikle bağışıklık sistemini güçlendirmeye çalışıyoruz. Çünkü virüs ile baş edemeyen bedene destek olmalıyız.

Yüksek doz C vitamini antioksidan (Antioksidan vitaminler A, C, E) etkisiyle; akciğerin askerleri, alveolar makrofajların silahlarını yenilemesini sağlıyor.” (Dr. Ayşegül Çoruhlu)

D vitamini depoları düşük olan hastaların kliniği daha ağır seyrettiği bilindiği için mutlaka takviye ediyoruz. Tabii ki doğal güneş enerjisinin yerini almayacağını bilmelisiniz.

Vitaminler, inflamatuar ve antiinflamatuar süreçte dengeyi sağladığı en kritik roldedir. B vitaminleri, Eser elementler, Omega 3 (en önemlisi), 6,9 Yağ Asitleri, yoğurda eklediğimiz Glutamin ve Arjinin içeren protein destekleri ile mümkünse enteral olarak (mide-bağırsak sistemi) ya da damardan beslenme şeklinde mutlaka destekliyoruz.

Çinko, N-asetilsistein (NAC 600-900) ve pre-probiyotikler, tedaviye eklediklerimiz arasındadır.

Pre ve probiyotikler; hücresel immünitenin düzenlenmesi ve inflamatuar cevabın baskılanmasında lokal ve sistemik etkileri vardır. (Türkiye Klinikleri Dr. Zehra Büyük)

Diğer önemli tedavi; Antikoagülan tedavidir. Pıhtılaşmaya eğilim o kadar fazla ki; üçlü tedaviye (ilk sırada düşük doz Aspirin, DMAH) rağmen erken dönemde bu sebepten kaybettiğimiz hastalarımız olmuştur.

Mide koruyucu olarak Famotidin, Omeprazol benzeri ilaçları mutlaka ekliyoruz.

Tedavinin en kritik kısmını Anti-sitokin tedavi ( Kortikosteroidler, İnterlökin 1 ve 6 blokörleri)  oluşturmaktadır. İki ucu sivri bıçak misali bir durum söz konusu. Yukarıda bahsettiğim bağışıklık sisteminin vücuda kontrolsüz saldırması sonucu başta akciğer olmak üzere karaciğer, böbrek ve birçok organ hasarını azaltmak için immün sistemdeki bazı reseptörleri bloke ederek inflamasyonu baskılamaya çalışıyoruz. Ancak yan etki olarak bazı fırsatçı enfeksiyonlara yatkınlık oluşturabilmektedir. Buna rağmen Anti-sitokin tedavi ile iyileşen hastalarımızın olması yüzümüzü güldürmüştür.

Ne kadar karışık görünüyor değil mi? Yapılan tedavinin sadece ana hatlarını anlattım size. Ve bedenimizde olan olayların belki milyonda birini okudunuz. Evrende de bilmediğimiz birçok olay meydana gelmektedir. Belki yaşadığımız tüm bu durumlar bir komplodur. Belki dünyaya ve kendimize ne çok zarar verdiğimizi görmemiz için doğanın bize yanıtıdır.

Yeni yılda yeni derslerimiz olabilir. Olanları sevgiyle kabul edebilmeli. Doğaya karşı değil de onunla uyum içerisinde yaşama zamanı… Kendimizin, başkaları ve tüm evren ile “Bir” olduğumuzu öğrenme zamanıdır.

Bir Kızılderili sözü; “Tanrım, bana değiştirebileceğim şeyleri değiştirebilmek için cesaret, değiştiremeyeceğim şeyleri kabullenmek için sabır, ikisi arasındaki farkı bilmek için akıl ver”.

Sevgi ışığınız olsun, yüreğiniz de rehberiniz…

Sevgiyle kalın.

Yasemin Kaya

Yasemin Kaya

Uzm.Dr. Yasemin Kaya
Antakya , 1974 doğumluyum. Orta öğrenimini Antakya Kurtuluş Lisesi’nde tamamladım.
Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni bitirdim.
2002-2007 yılları arasında Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde Anesteziyoloji ve Reanimasyon dalında uzmanlık eğitimi aldım. Ardından, Muş Kadın-Doğum Hastanesi’nde mecburi hizmetini tamamladım.
2009 yılından itibaren sırasıyla SSK Antakya Devlet Hastanesi ile Adana Devlet Hastanesi Yoğun Bakım Ünitesinde görev yaptım.
Halen; 2011 yılında çalışmaya başladığım Antakya Özel Akademi Hastanesi’nin Organ ve Doku Nakli Koordinatörü, aynı zamanda Genel Yoğun Bakım sorumlusuyum.
16 yaşındaki kızım Ece ile birlikte yaşamaktayım.
2017 ocak ayı hayatımın dönüm noktası oldu. Spirütel yaşam ve reiki ile tanışmakla zihnimin berraklaştığı, bakış açımın değiştiği; zihinsel, ruhsal ve bedensel dönüşümü yaşadım.
Bir hekim olarak bu değişimi tanımlamakta güçlük çekebilirim.
Herhangi bir ilaç kullanmadan, duygu durum değişikliğini pozitif yönde ve her geçen gün artan bir enerjiyle bu güne gelen beni anlatabilmem ancak spiritualizim ile mümkündür.
Hekimliğimi ilahi şifa enerjisi ile birleştirerek sevgi yolunda ilerliyorum.

Yorum yap

İnternet üzerinden dijital yayın hayatına ilk olarak 2013 yılında başlamış olan Varoluş Dergisi, kısa bir aradan sonra şimdi yeniden okurları ile birlikte. Değerli yazarlarımız, Spiritüalizm, Reiki, Yoga, Astroloji ve Yaşam alanlarında, siz değerli okurlarımız için yazıyor…

Arşivler