Varoluş Dergisi

EŞEK SORAR: “HERKESE 3 KÖFTEYSE, DAKİKADA KAÇ NEFES?

“Kurallarla yetişmiş, hayatının her anını planlayarak yaşamayı öğrenen, her şeyin kuralı olduğunu zanneden, kurallarda boğulup, bir “kendi” olduğunu unutan, ama geç de olsa öğrenen eşek hayatını, kendi dilinden anlatmaya başlar… ”

Uzun zamandır nefes darlığı çeken bir eşeğin, nefes problemi gün geçtikçe bedenine ve bu duruma fazlasıyla takılmış olduğu için psikolojisine zarar vermektedir. Birçok doktora gitmiş, birçok tedavi yöntemi denemiş ama derdine tam bir çare bulamamıştır. İçinde bir şeyler onu sürekli rahatsız etmektedir.

Eşek, yine ilaç yazdırmak için gittiği bir hastane günü, dönüş yolunda bir arkadaşına rastlar, ayaküstü durumundan şöyle bir bahseder.

Arkadaşı da: “Sorun ciğerinde değil dostum senin kafanda der,” güler geçer.

Bizim eşek çok bozulur tabii bu duruma, arkadaşının onunla dalga geçmesine. Bu moral bozukluğu ile evinin yolunu tutar, gider televizyonu açar, eskimiş koltuğuna uzanır ve kanalları gezmeye başlar.

Kanalın birinde, ana haberde “Hastalıkların duygusal sebepleri: Zihninizdeki inançlar, size hastalık olarak yansır.” diye bir alt yazı okur.

Arka planda da gözünü hiç tutmayan birisi buna benzer şeyler anlatmaktadır. Hiç inanmaz böyle şeylere, “Kafamdaki şey akciğerimi nasıl bozsun, ne saçma şeyleri haber diye veriyorlar bir de,” diye düşünür ve kanalı değiştirir. Gece yatarken yine nefesinde bir değişiklik hisseder, panik olur. Kalkar ilacını içer ama sorun oradadır yine geçmemiştir. Birden aklına haberlerde okuduğu yazı gelir. “Yahu çok saçma yat uyu!” der kendi kendine. Ama nefesine takılmaktan uyku tutmaz bir türlü. Sonra, “Amaan, ne kaybederim ki, saçma maçma bir araştırayım bakayım, son çare belki bir faydası olur der.”

Sabah ilk iş haberlerdeki gibi tedaviden birisini bulmaya koyulur. Araştırmaları sonucu içinin ısındığı bir bilgeye yolu düşer. Durumu ona olduğu gibi anlatır.

Bilge; eşeğe dinlediği haberin gerçekliğini anlatır.

“Vücudunda bir enfeksiyon varsa ateşin çıkar değil mi?” der.

“Ateşi ilaçlarla ne kadar düşürsen, sirkelerle, kolonyalarla ne kadar bastırsanda esas kaynak olan enfeksiyon vücutta olduğu sürece olduğu iyileşemezsin, enfeksiyonu yok etmek lazımdır, değil mi? “ diye sorar.

“Evet” der eşek, ne alaka anlayamadım şimdi diye de içinden düşünür.

Sakince devam eder Bilge; “İşte fiziksel bedenimizde kendini hastalık olarak gösteren durumların esas kaynağı da zihnimizdeki kayıtlarda, duygu ve düşüncelerimizdedir. Bedendeki hastalığı ilaçlarla tedavi etmek, enfeksiyonda ateşi düşürmek gibi, sadece belirtiyi yok eder. Zihnini tedavi etmediğin sürece hastalık sürekli tekrarlar. Seninki de o misal, emin ol!” der ve eşeğe çocukluğundan itibaren kendi hayatından bahsetmesini söyler.

“Anlat bakalım” der.

“Hadi başla”

Kurallarla yetişmiş, hayatının her anını planlayarak yaşamayı öğrenen, her şeyin kuralı olduğunu zanneden, kurallarda boğulup, bir “kendi” olduğunu unutan, ama geç de olsa öğrenen eşek; hayatını kendi dilinden anlatmaya başlar…

“Yemekte herkese üç köfte, yarınsa toplamda 10 adet dolma
Bugün şehriye çorba yanına pilav
Ortaya salata
Salata varsa turşu yok
Turşu varsa yoğurt yok
Çarşaflar temiz, banyo yapmak lazım
Ama bugün cumartesi, banyo pazar yapılır
Fakat temizlik yapıldı, odadan dışarı çıkılamaz
Çıkılsa bile salona gidilemez
Çünkü kilitli
Neden mi?
Yasak!!!
Temizlik günleri salona girilemez
Neden?? Öyle işte kural!!!
“En azından bir gün temiz kalmalı”
Ya da sadece annem girebilir
O da dizi izlemeye
Günlerden cumartesi çünkü annemin dizisi var
Kıt’a dur sessizlik
Her şey durur, başka şey olmaz
Kural: O dizi izlenecek illa ki
Sesi açıla açıla
Ses açılınca babam gelir içeriden
Bir hışımla anneme kızar
Çocuklar da hak verir hemen “Ne gereksiz şey televizyon izlemek”
Ama kural işte o dizi izlenecek…

Sonra çocuklar niye böyle hiçbir şey yapamıyor, konuşamıyor, hatta düşünemiyor.
E bunca şeyi göre göre,
Sanıyorlar ki her olayda var uyulması gereken kaide..

Devam eder eşek;

Çayın yanına bisküvi yenilirken, iki bisküvi ilk çayla, diğer ikisi ikinci çayla yenilir,
Bu durum görülünce, arkasından “çay içmenin bile kuralı var” diye düşünce gelir,
Yemek saat 6’da yenir, pasta kesmek için gece 12 beklenir, misafirlikten kalkarken saat 7:30 beklenir. Tam sayı olsun, 7:24 olamaz mesela…
Tatil yer ve zamanının her anı 4-5 ay önceden itinayla planlanır,
Çamaşır kuralla yıkanır, kuralla asılır,
Kirliler temizler yatağa girerken giyilecek pijamalar…
Hepsinin yerinin, zamanının planı vardır.
Tatile gidilir, havlular kuralla kullanılır, denizde saatle yüzülür, eve gidilecek saat belirlenir, O saat dolmadan sıkıntıdan patlasan da eve gidilmez.
Pikniğin, mangalın, gezmenin kuralı vardır,
Piknikte köfteden fazla canın istediyse vay haline..
İlla dört adet, beşinciler yarına kalacak. Yanına pilav yapılacak, onunla yenilecek. Haftalık yenilecekler de planlı ve zaten sayılıdır.
Mangal 5.30 da yanacak,
Sonra gazete okunacak, çay sonra demlenecek,
Önce canın istese de içilemez maalesef. Kusura bakma, kural!!!
Eve geldin çöp mü çıktı, çöp de kapıcıya vermek için kapıya konulmuş. Yeni çöp mü çıktı, at çöpe. Olmaaz, çıkan çöp illa atılana yetiştirilecek. Bu arada bir sürü tantana.
Giyinme soyunma ayrı olay. Hepsi merasim. İçinden beyaz pantolon giyinmek gelirse olmaaz, akşam siyahlar yıkanacağı için koyu renk kot giyinilmek durumunda..
Canın çikolatalı pasta isteyebilir, ama büyük diye muzlu sipariş edilir.
Yandaki köfteci lezzetli olabilir, ama fazla veriyor diye köşedeki köftecide köfte yenilir.
Kısaca “canının” istediği için değil de “kuralın” istediği gibi yaşanır.

Bilge görür ve düşünür!

Yerken, içerken, gezerken, hatta düşünürken, kısaca yaşarken hiçbir şey içine sinmez tabii.
Kendi kendine karar verebilmek, istediği gibi, kendi olmak öğrenilemediğinden, her şeyin kuralı kaidesi var sanıldığından yaparken tereddüt, endişe…
Sonuç ortada: Yapamama…
Yaşam, yaşamlıktan çıkmış olmuş sana hayatta kalma.
Bir bakınca, kurallar içinde boğulunulmuş, nefes alınamıyor..
Neden mi?
Anlıyor ki eşeğin kuralcı zihni onun bedenini sarıyor ve ona nefes almanın da kuralı var sandırıyor.

“Dakikada kaç nefes? Sığ mı derin mi? Şimdi aldım verince ne kadar bekleyeyim acaba? Anneme sorayım, başkalarına bakayım. Annem bilir, o koyar kuralı. Peki benim aldığım nefes normal mi? Bilemiyorum ki? Neden? E hep babam onaylar beni.”

Zavallı eşek kararlarını verememiş, onaylamayı öğrenememiş ki kendini..

Şaka değil gerçek bunların hepsi!

Bunca kural kaide ne yaptı bizim eşeği?

Nefes almasından hep şüphe etti. Ama hiç bilemedi, sorun kimdeydi.

Kendini onaylamayı da bilmeyince, onaylamak için buldu hep bir merci.

Bu sefer baba ve annesi değil, hekimleri seçti kendine.

Tıbbın uygun gördüğü “Dakikada 10 nefes normal!” önerisini kural koydu kendine,

Bu kurala uyacağım diye, karman çorman etti güzelim işleyen bedenini yine.

Maalesef ki yaptıklarının çoğunda, bilinç yoktu hiç ortada. Ammaa…

Bir gün zihni öyle sert bir kayaya çarptı ki; eşek gözlerini açtı,

Hayata şöyle derinden bir baktı,

Düşündü, “Yahu benim de yaşadığım hayat mı?”

Sonra bakıp da görünce hayatı,

Anladı gönlüyle,

Hayatta ne plan vardı aslında ne kural ne kaide..

Bocaladı düştü kalktı bizim eşek,

Anladı, öğrendi sendeleyerek,

Ah ne de iyi oldu,

Baktı, gördü, öğrendi,

Ondan sonra yaşadı gönlünün istediği gibi..

Bilincin kapısı açılınca, çıktı kurallar dışarı, içeri girdi sevgi..

E sevgi içeri bir girdi mi,

Ne kural kaldı, ne kaide, ne korku, ne endişe,

Sonra da geldi özgürlük de peşine…

Emine Nalçacı Maviş

4.10.1984 Ankara doğumlu. Lisans/Yüksek Lisans dahil tüm eğitimlerini Ankara'da aldı. Çocuk diş hekimi oldu. Ankara, Sinop, Düzce’de çalıştı. Evlendi. İstanbul’a geldi. Bilincine ışık yakarak, hayata bakışını, böylece hayatını değiştiren Reiki Hocası İsmail Bülbül ile tanıştı. Reiki 3b öğretmeni oldu. Reiki’yi bilime katmalıyım isteği ile Yeditepe Üniversitesi Fizyoloji bölümünde doktoraya başladı. Böylece bir kez daha insanın mükemmel yaratıldığına şahit oldu. Reiki Okulu’nda öğrendiği öğretilerin soyutluğunun doktora bilgilerinin somutluğu ile desteklendiğini görünce yürüdüğü yolun doğruluğundan emin oldu. Düşüp kalkmalarından sonra o yolda koştuğunu hissediyor. Dönüp duruyor bakalım. Allah sonunu hayır etsin. Bu arada bir kızı, bir oğlu oldu. Onlar ve yaşadığı hayat sayesinde sevgiyi, sabrı, merhameti ve tüm güzellikleri hayatına katmaya çalışıyor.

Yorum yap

İnternet üzerinden dijital yayın hayatına ilk olarak 2013 yılında başlamış olan Varoluş Dergisi, kısa bir aradan sonra şimdi yeniden okurları ile birlikte. Değerli yazarlarımız, Spiritüalizm, Reiki, Yoga, Astroloji ve Yaşam alanlarında, siz değerli okurlarımız için yazıyor…

Arşivler