Varoluş Dergisi

FIRSATI KRİZE ÇEVİRMEK!

Her ürünün olduğu gibi her yazının da bir alıcısı vardır, esnaf ağzıyla. Daha plaza diliyle ifade edersek bir hedef kitlesi vardır. Bu yazının muhatabı herkes; genci, yaşlısı, çocuğu, Türkü, yabancısı. Çünkü hepimizin ortak tecrübesizliği yaşadığı tüm dünyanın tek gündemi haline gelen pandemi krizi bu yazının konusu. Bir sağlık çalışanı olarak virüsle ilgili ve korunma yolları ile ilgili de yazabilirdim, fakat bu krizi nasıl ele aldığımıza dair gözlemlerimi ve belki de bir sonraki krizdeki odağımızı nereye yönlendirmeliyiz, bunun cevabını aramak istedim.

Son 10 senedir insan beyni üzerine yapılan çalışmaların artmasıyla, karar alma mekanizmamızın ve riskleri öngörme yetimizin çok da akıllıca olmadığı gözlendi. Dışarıda kaplanlardan sıyrılıp yemek avlama peşinden koşan atamız, evcilleştiremediğimiz hiçbir canlıya yaşam hakkı tanımadığımız “medeni” şehirlerimizde,  hala ensemizde solumakta. Bir diğer deyişle hala sadece gözümüzün önündeki risklere odaklanıyoruz.1 Pek çoğu gerçek risk olmasa da, şimdiki zamanda tehdit algılama becerimiz oldukça yüksek. Gelecek zamana bu tehditleri projekte ederek,  omuzlarımızdaki kaygıyla sendeleye sendeleye  ilerliyoruz.

Şimdiki zamana ait problemleri çözmek hemen hemen tüm vaktimizi ve enerjimizi emiyor. Tehlike, tehdit, problemlere karşı geliştirdiğimiz tutum, haz, motivasyon, ödül mekanizmamızda da benzer şekilde çalışıyor. Kısa vadede alacağımız hazzı, uzun vadede elde edeceğimiz daha yüksek kazanca tercih ediyoruz.1 Tüm bunlar aptallığımızdan kaynaklanmıyor, insan beyni buna meyilli beynimiz bu şekilde çalışıyor.1 Beynimiz kısa dönemdeki kazançlara odaklı, uzun dönemde karşılaşacağı riskleri hesaplamak, öngörmekse beynimiz için çok da kolay değil. *(1)(Tabii öğrenme becerimizi-nöroplastisite yeteneğini de unutmamak gerek.)

Pek çok kararımızı risk tahminlerimize göre aldığımızı düşünürsek *(1), rasyonellikten batıl çukuruna sık sık düşüşümüzün de pek tesadüfi olmadığını anlarız. Keza pandeminin ilk günleri Çin’de hayvan marketlerinden dünyaya yayılan salgını konu alan kitaplara kutsallık, bu konuya daha önceden değinmiş kişilere de Mesih veya Deccal rolü biçmemiz risk hesaplamadaki beceriksizliğimizden kaynaklanıyor. Pandemi riski aslında tüm devletlerin bildiği, öngördüğü ve planladığı bir olasılık, deprem ve diğer afetler gibi.

Dünya tarihini incelersek; insanlığı harap eden birçok veba, kolera, çiçek ve grip salgınları yaşandığını görüyoruz. *(2) 1852 yılında 1 milyon insanın ölümüne sebep olan ve 8 yıl süren 3. Kolera pandemisiniden sonra 1968 yılına dek en fazla 30 yıl, sıklıkla 10’ar yıl arayla dünya genelinde pandemi deklare edilmiştir. Bu salgınlar;  Çin, Hong Kong, Hindistan, Özbekistan merkezli iken *(2), 21. yüzyılın ilk pandemisi olarak kabul edilen 2009 yılındaki influenza pandemisi ise, ilk Meksika’da ortaya çıkmıştır. *(3) Özetlemeye çalıştığım dünya pandemi tarihini referans alırsak Çin’de başlayan şu an itibariyle 581.710 insanın ölümüne sebep olan Covid 19 salgını birçok belirsizlik barındırmakla birlikte gerçekleşme olasılığı kuvvetli, öngörülebilen bir krizdir. Kriz doğru bir tanım, çünkü sürecin nasıl ilerleyeceği, nelere yol açacağı bilinmemekle birlikte, insanoğlunun karşılaştığı ne ilk ne de son krizdir.

Kriz denilince hepimizin aklına John F. Kennedy’nin 1959 yılında söylediği ünlü özdeyiş geliyor. *(4) “Kriz kelimesi Çince iki karakterden oluşur. 1.Tehlike 2. Fırsat” Bugün bu sözü değerlendirdiğimizde Çince yazılış bakımından hatalı bir yorum olsa da, krizin benzersiz fırsatlar sağladığını ifade eden bilgece bir söz olduğu aşikar.*(4)

Geçmiş krizlere bakıldığında insanlık için birçok fayda ürettiğini görüyoruz. Kriz zamanları “kolektif adrenalinin” problemi çözmeye odaklanmak için zihinlere aktığı düşünülürse, insanlık adına önemli buluşma anlarına tanıklık ettiğimizi söyleyebiliriz. *(4) Ortak kaygılarımızı aşmak için, ortak havuza akan bilgiyle sadece bugünü değil yarınlar için de çözüm arıyoruz. Çünkü bugün sağlığımızı, yarın ise ekonomimizi hedef alan bir tehlikeyle karşı karşıyayız. Bu tehlikeyi aşmak için neye ihtiyacımız var, önceliğimiz ne olmalı?

Pandeminin ilk döneminde henüz Coronovirüsle ilgili yeterli sayıda çalışma yayınlanmamışken, bilimsel metotlarla bağdaşmayan konuşmacılara medyada yer verildi. Bilimsel bilginin tutarlılık kaygısı taşımadığını,  ispatlanan her veri ile kendini güncellediğini unutmamalıyız. Daha önceki grip salgınları esas alındığında, sadece hastalık semptomları gösteren kişiler maske takmalıyken pandeminin ilerleyen günlerinde hastalık oranını nispeten düşürmeyi başaran ülkeler örnek alarak herkese maske takma zorunluluğu getirildi. Bilimsel bilgilerdeki bu tarz güncellemeler halk nazarında çelişki gibi gözükse de bilimin yönü tutarlılık değil, “doğru bilgidir.” Pandeminin belki de en önemli “fırsatı” doğru bilgiye yönelimdir. Sağlığımız söz konusu ise, bizim de bilgi alacağımız kişileri ve mecraları seçerken önceliğimiz sempatiklikleri değil branşlarında yetkinlikleri ve güvenilirlikleri olmalıdır. Hangi mecralardan, gün içinde ne kadar süreyle “bilgi” alacağımızı belirlemek,  bu “bilginin” ve mecraların yararlılığını test etmek krizi aşmak ve fırsata dönüştürmekte etkili bir yol olabilir mi?

Pandeminin sevdiklerimizin ve bizim hayatlarımıza etkisi yanı sıra ekonomik olarak oluşturduğu tehdit de hepimizi kaygılandıran bir durum. Öncelikle bağışıklık sistemimizi güçlendirmek için kullandığımız tüm vitaminler ve diğer takviyeler geri ödemesi olmayan ücretle almak zorunda kaldığımız ürünler. Pek çoğumuz pandemi sürecindeki harcamalarını incelediğinde, sağlık için ayırdığı payın önemli ölçüde arttığını fark etmiştir. Daha da fenası akrabalarımızın, eşimizin dostumuzun evden çalışma ve bu sebeple aldıkları ücretin düşmesine tanıklık ettik. Böyle bir tabloda odağımızı düşük banka kredilerine yönlendirmek veya birçok ülkede maske sıkıntısı yaşanırken kişiye özel, markalı maskeleri satın almak, özetle  “tüketim çılgınlığını” beslemek ne derece ve ne kadar süre faydalı bir fırsatçılıktır?

Pandeminin en büyük öğretilerinden biri de sadece kendini değil çevreni de koruma “sorumluluğunu” hatırlatmasıydı. Çalışanlar hanesindeki evladını ya da kronik rahatsızlığı olan yakınlarını korumak için iş yerinde ayrı kıyafetler giydi. Birçoğumuz için her eve gelişinde kendini steril edip, iş yerinde olası enfekte olmuş kıyafetlerini yüksek derecede yıkamak,  aile bireyleriyle uzaktan görüşüp yalnız yemek rutin haline geldi. Bazılarımız evinden ayrı misafirhanelerde kaldı. Tüm bunlar “sorumluluk bilinciyle” hareket etme gerekliliğiydi. Öte yandan ekonomik anlamda da, gelirinde kesintisi olmayanlar, daha zor durumdaki kişiler için maddi yardımda bulunma “sorumluluğunu” gösterdi.

Bu kriz çocuklarımızın ve gençlerimizin eğitim, hepimizin sosyal ve çalışma hayatında önemli değişikliklere yol açtı. Toplumsal sorumluluklarımızın, kaynaklarımızı doğru kullanmamızın ve doğru bilginin “hayati” önemini görmemize fırsat verdi. Şimdi asıl soru şu; odağımızı akut fırsatlara mı çevireceğiz yoksa uzun vadeli bireysel ve toplumsal daha büyük faydalar için mi çalışacağız?

Sağlıklı günler diliyorum.

 

Kaynakça, Referanslar:

1.Psycheducation.org/ Human Decision-Making: a scary thing

2.mphonline.org/ Outbreak:10 of the Worst Pandemics In History

3.euro.who.int/ Pandemic influenza

4.brookings.edu/Sometimes the world needs a crisis: Turning challenges into opportunities.

Nükhet Serin

1981 yılının Aralık ayında Kırklareli’nde dünyaya geldim. Lisans eğitimime kadar öğrenim sürecimi Tekirdağ ve Edirne illerinde tamamladım. Marmara Üniversitesi Eczacılık Fakültesinden 2004 senesinde mezun olduktan sonra, ilaç endüstrisinde çeşitli firmalarda yöneticilik yaptım. 2014 senesinde pozitif bilime dayalı aldığım eğitimim, ömrümce rehber edindiğim matematiksel düşünme yöntemime ek olarak spiritüel bir disipline ihtiyaç duydum ve İsmail hocam vesilesiyle Reiki ile tanıştım. Halen Reiki 3A öğrencisiyim ve bir kamu hastanesinde eczacılık mesleğimi sürdürüyorum.

6 yorumlar

İnternet üzerinden dijital yayın hayatına ilk olarak 2013 yılında başlamış olan Varoluş Dergisi, kısa bir aradan sonra şimdi yeniden okurları ile birlikte. Değerli yazarlarımız, Spiritüalizm, Reiki, Yoga, Astroloji ve Yaşam alanlarında, siz değerli okurlarımız için yazıyor…

Arşivler