Varoluş Dergisi

OLGUNLAŞMA

Hayatı boyunca zorlanmayan, her günü güllük gülistanlık geçen pek kimse yoktur diye düşünüyorum. Muhteşem bir hayat yaşasa da o ilk tokadı herkes yemiştir mutlaka. Doğduğumuzda popomuza inen o sert tokat. Baksanıza ta doğumumuzla başlıyor macera. Sıcacık, sessiz sedasız, yumuşacık anne karnından, karmaşık, gürültülü dünyaya gelmemiz yetmezmiş gibi, nereye geldiğimizi, neler olduğunu daha anlamadan bir de tokat yiyor, acıyla karşılanıyoruz hayata.

Nefesin akciğerlere nüfusuyla birlikte özden kopuş hissi ile ağlatan zihin ve ağlayan beden sayesinde ruhumuz tekamüle ilk andan itibaren başlıyor ve bu olgunlaşma süreci ölene kadar hiç durmadan devam ediyor.

Tekamül, kelime anlamı olarak olgunlaşma, gelişme, evrim gibi anlamları içeriyor. Ruhsal anlamda ise ruhun insanı kamil seviyesine ulaşması için geçirdiği aşamaları ve olgunlaşma sürecini kapsıyor.

Dünyaya öyle boş yere gelmediğimiz, bir geliş amacımızın olduğu, ruhumuzun hayat boyu gelişip olgunlaşacağı, başımıza gelen olayların, karşılaştığımız kişilerin bunu anlamamız için var olduğu tüm mistik öğretilerde/ dinlerde öğretilir. En nihai amaç insanın kendini bilmesi, özünü fark etmesidir. Bu süreçte zorlukların başımıza geleceği, bu olaylara kahır/zulüm olarak değil de güçlenmek için adım/basamak olarak bakılması gerektiği ilk öğretilerdendir. Düşme eyleminin kendi kendine kalkmayı, dik durmayı öğrenmek için var olması, bu yeteneği kazandırması amacını taşıması en basit misaldir bu bağlamda.

Doğduğumuz andan itibaren yaşadığımız her olayla ruhumuz gelişir, bilinç seviyemiz artar, bakış açımız genişler ve hayatı daha gerçekçi yaşarız. Amaç olan özümüze varmak için an be an olgunlaşırız. Bu olgunlaşma fiziksel ve zihinsel hastalıklar, maddi ve manevi kayıplar, ayrılıklarla yaşadığımız acı ve kahırlarla olur. Bunları kişisel olarak adlandırır, sürekli şikayet edersek “vah vah tüh tüh” ten bir adım öteye gidemediğimiz gibi süreci de yavaşlatırız. Ancak bu olayları olgunlaşma sürecinde doğal olduğu bilinci ile yaşarsak, tekamül sürecinde oldukça hızlı ilerleriz. Hızlı ilerlemekten ziyade başımıza gelen olaylardan etkilenmeyiz. Çünkü bu olgun karşılama şekli ile olaylar bizde öfke, kin, acizlik, kurban olma, nefret gibi yıkıcı duygular yaratmaz. Duygular olumsuz olmadığı için olaylara verdiğimiz tepkiler de yıkıcı olmaz, aksine yapıcı olur.

Eninde sonunda yenisi başlamak üzere olgunlaşma süreci tamamlanır. Yenisi başlayan yeni olgunluk döneminde ise akıl salim, ruh dingin, bilinç daha yüksek olur. Zihin doymuş, tatmin olduğundan acı çekme, öfkeli ve kindar olma yerini keyif alma ve coşkulu olmaya bırakır.

Özünü arayan, kendini tanımak için onca yoldan geçen biz değiliz. Tüm hücrelerimiz…

Benim hayatı anlamamda, olayları ve kişileri olduğu gibi kabul edebilmemde önemli yere sahip olan lenfositlerin olgunlaşma sürecini sizlerle paylaşarak yazımı bitirmek istiyorum. Belki sizlere de ışık yakar.

Olgun olmayan halleri kemik iliğine yerleşmiş olan öncü lenfosit hücreleri ilk olarak burada farklılaşır ve çoğalırlar, sonra kana karışırlar. Dolaşım ile timüs bezine gelirler ve burada binlerce kat daha çoğalırlar. Burada esas maraton başlar. Onlarda da amaç kendini/kendinden olanı bilmektir. Bu uğurda, olgunlaşmaları/esas görevlerine hazır olmaları için sayısız sınavdan geçerler. Bizlerin başına her bir olay geldiğinde yeni şeyler öğrenmemiz gibi onlar da her sınav aşaması sonrası bir yetenek kazanırlar. (Detayları öğrenmek isterseniz kaynak yazının altındadır). Bu arada her sınavda milyonlarca da kayıp verirler. Güçsüz olan olgunlaşamaz ve kaybeder.

Bildiğiniz gibi lenfositler vücudu yabancı maddelerden koruyan bağışıklık sistemi hücreleridir. Hayatta var olan bütün yabancı maddeleri (bakteri/virüs) tanımaları ve onlara karşı savaşmayı öğrenmeleri gerekir. Bu eğitim sürecinde en son basamak kendinden olanla olmayanı ayırt etmeyi öğrenmektir. Bu şekilde aslında kendinden olmayan her şeye karşı savunma geliştirmiş olur. Bu olgunlaşma sürecinde kendinden olana tepki veren/kendine savaş açan yani kendini tanımayan/özünü bilmeyen lenfosit olgunlaşma sürecini tamamlayamaz, immatür kalan lenfositlerin yaşamı son bulur. Kendini tanıyan/özünü bilen lenfosit tam anlamıyla olgunlaşır ve kendileri için özel olan organlara gidip, görevlerini yapmaya hak kazanırlar. Bu oran yaklaşık olarak %1′ dir, yani 100 lenfositten ancak 1 tanesi tam anlamıyla kendini tanır, olgunlaşır, gerisi yok olur.

Artık en azimli olanı mı, en güçlü olanı mı, en şanslı olanı mı yoksa en cesur olanı mı onu bilemeyiz sınavı geçenin. Ama tek bilinen gerçek var ki lenfositin de insanın da ne olursa olsun yoluna devam edeni kendini bilir ve O gerçeğe ulaşır.

Hepimize kısmet olması dileğiyle.

Kaynak: Thapa and Farber. (2019). The role of the thymus in the immune response. Thorac Surg Clin. May ; 29(2): 123–131.

Emine NALÇACI MAVİŞ

Emine Nalçacı Maviş

4.10.1984 Ankara doğumlu. Lisans/Yüksek Lisans dahil tüm eğitimlerini Ankara'da aldı. Çocuk diş hekimi oldu. Ankara, Sinop, Düzce’de çalıştı. Evlendi. İstanbul’a geldi. Bilincine ışık yakarak, hayata bakışını, böylece hayatını değiştiren Reiki Hocası İsmail Bülbül ile tanıştı. Reiki 3b öğretmeni oldu. Reiki’yi bilime katmalıyım isteği ile Yeditepe Üniversitesi Fizyoloji bölümünde doktoraya başladı. Böylece bir kez daha insanın mükemmel yaratıldığına şahit oldu. Reiki Okulu’nda öğrendiği öğretilerin soyutluğunun doktora bilgilerinin somutluğu ile desteklendiğini görünce yürüdüğü yolun doğruluğundan emin oldu. Düşüp kalkmalarından sonra o yolda koştuğunu hissediyor. Dönüp duruyor bakalım. Allah sonunu hayır etsin. Bu arada bir kızı, bir oğlu oldu. Onlar ve yaşadığı hayat sayesinde sevgiyi, sabrı, merhameti ve tüm güzellikleri hayatına katmaya çalışıyor.

Yorum yap

İnternet üzerinden dijital yayın hayatına ilk olarak 2013 yılında başlamış olan Varoluş Dergisi, kısa bir aradan sonra şimdi yeniden okurları ile birlikte. Değerli yazarlarımız, Spiritüalizm, Reiki, Yoga, Astroloji ve Yaşam alanlarında, siz değerli okurlarımız için yazıyor…

Arşivler