Varoluş Dergisi

NEDEN İYİLEŞEMİYORUZ?

Kutu kutu içilen ağrı kesiciler, ama geçmeyen ağrılar, yıllarca kullanılan antidepresanlar ama çıkılamayan depresyonlar, sürekli geçirilen ameliyatlar, ama iyileşemeyen vücutlar. Günümüzde tıp bu kadar ilerlemişken, bunca gelişmeye rağmen bedenlerimiz,  anneannelerimizin dönemlerine kıyasla daha iyi imkanlara sahip olmamıza rağmen zihinlerimiz hep hasta. Neden tam olarak iyileşemiyor, neden mutlu, neşeli, sağlıklı bir hayat yaşayamıyoruz?

Aşağıda fotoğrafa bakmanızı istiyorum.

 

Fotoğraftaki bu heykel, Belçikalı sanatçı Thomas Lerooy’ a ait. Heykelin ismi “Not Enough Brains to Survive”. Türkçe’ye çevirdiğimizde ise hayatta kalmak için yeterince beyin yok anlamına geliyor. Not enough brains to survive, Türkiye’de ‘düşüncenin ağırlığı’ ismiyle de biliniyor, ancak çoğunluk onu “Çok düşünmek öldürür heykeli” ismiyle tanıyor ve bence bu heykel iyileşemememizin esas nedenini çok güzel bir şekilde özetliyor.

Şimdi ben de sizlere neden tam olarak iyileşemediğimizden fizyolojik olarak bahsedeceğim. Buna da önce “vücutta iyileşme nasıl olur?” sorusunun cevabını özetleyerek başlayacağım ki net anlaşılabilsin.

İyileşme ya da şifa, bedensel veya ruhsal bir hastalığın son bulması, hastalıktan kurtulma olarak tanımlanabilir. Bedende iyileşme, bir takım fizyolojik ve biyokimyasal olayların etkileşimi ve uyumlu devam etmesi ile hasarlanan dokunun yeniden onarılması şeklinde olur. Vücutta iyileşme birçok hücre tipini, birçok hücrenin aktivasyonunu ve hasarlı bölgeye gelişini gerektiren, bir takım protein yapılı maddelerin rol oynadığı dinamik, çok evreli bir süreçtir.

Bedenimizde bir hasar/yara/hastalık meydana geldiğinde, hasar meydana geldiği yere göre çok farklı dursa da, bütün dokular aslında aynı temel prensiplerle iyileşirler. Doku hasarını ve kaybını en az düzeyde tutmak, hasarlı dokunun kanlanmasını ve oksijenlenmesini devam ettirmek ve dokunun iyi beslenmesini sağlamak, sağlıklı iyileşmede temel prensiplerdir ve tabii düzgün çalışan, güçlü bağışıklık sistemi. Bunlar içinde temelde düzgün işleyişi sağlayabilecek, dengede ve uyumlu çalışan bir vücut.

Bizler farkında olarak veya olmayarak günümüzün birçok kısmını düşünmekle geçiriyoruz. Dikkatimiz hep düşüncelerimizde. Vaktimizi bir şeye kendimizi vermek yerine sürekli analiz etmek, eleştirmek, yargılamak, sorun çözmeye çalışmak, eski defterleri karıştırmak, gelecek için endişelenmek veya geçmişte olan olaylara\kişilere sayıp, sövmekle geçiriyoruz. Bir şeylerle uğraşırken bile kendimizi/dikkatimizi uğraşımıza vermek yerine, dikkatimizi düşüncelere yönlendiriyoruz. Dolayısı ile enerjimizi zihne akıtıyor, kalbe yönlendiremiyoruz ve dengemizi bozuyoruz. Sonrasında kendimizi göremesek de aslında yukarıdaki heykeldeki gibi bir şekle bürünüyoruz.

Az önce bahsettiğim gibi, vücudumuzda hasarlı dokunun/hastalığın iyileşmesi için, gerekli mekanizmalarının çalışabilmesi için enerji gerekiyor. Bu enerjiyi sağlayacak olan besinlerin ve oksijenin hasarlı yere gitmesi için de bölgenin iyi kanlanması, kanın ve iyileşme elemanlarının o bölgeye yönlenmesi gerekiyor. Ancak bizler sürekli düşünme hali ile hasta olan bölgemizin iyileşmesi için gerekli olan kanlanmayı/enerjiyi, sinir sistemimize yönlendiriyoruz. Hastalıktan nasıl kurtulacağımızı düşünerek iyileşeceğimizi sanıyoruz ama gördüğünüz gibi yanılıyoruz.

Çünkü dengemizi bozuyor, enerjimizi iyileşme yerine gönderemiyoruz ve şifalanamıyoruz. Ayrıca stres halinde olmamızdan dolayı sürekli kortizol hormonunu kanımıza salgılıyor, bağışıklık sistemimizi baskılıyoruz ve şifalanamıyoruz. Hastalanınca moralimizi bozuyoruz, depresyona giriyoruz. Bu şekilde oksitosin, endorfin gibi maddelerin salgılanmasını engelliyoruz. Dolayısı ile bu madde/hormonların iyileştirici etkilerinden  kendimizi mahrum bırakıyoruz.

O halde her yönden iyileşme için bir kaç öneri sunmak istiyorum. Hasta olduğunuzda/iyi hissetmediğinizde şikayet etmek yerine önce durumu kabullenin. Sonra akılcı ve net bir iyileşme planı çıkarın ve olayı zihninizde bitirin. Gerekli tedavi prosedürü varsa tam uygulayın ve onun haricinde hastalığınızla ilgili düşünceler düşünmeyin. Bir şeylerle uğraşın, uğraşırken dikkatinizi uğraştığınız şeye verin. Verin ki, sizin verdiğiniz, tutmadığınız serbest kalan enerji, hasta olan yere gidebilsin ve ilgili bölgeyi iyileştirsin. Moralinizi komik videolar, eğlenceli filmler vs izleyerek yüksek tutun. Alışmış kudurmuştan beterdir misali, mutsuzluk, sürekli düşünme hali, memnuniyetsizlik, şikayet gibi durumlardan dikkatiniz zihne gitmeye alıştığı için siz komedi filmi bile izleseniz, kendinizi yine bir şey düşünürken bulacaksınızdır. Çok normal, sinirlenmeyin, fark edin ve savaşmadan dikkatinizi sakince An’a çekin. Bunun için o an orada olan herhangi bir şeye dikkatinizi verin, bir ses, bir görüntü, bir koku olabilir. Yargılamadan o sesi sadece dinleyin, o görüntüyü görün, kokuyu sadece koklayın veya üzerinizdeki kıyafetin dokusuna dokunarak onu hissedin. “Aa karga sesi, çiçek de güzelmiş, kumaş da yumuşak, annemin parfümü” şeklinde hislerinizi yorumlamadan kaçının. Bu yorum dikkatinizi An’dan zihne geri çekecektir çünkü. Sadece dinleyin/görün/hissedin. Yorum yok! Zihin susacaktır, dikkatiniz o ana geri gelecek, bu şekilde enerjiniz zihinden kalbe inerek, merkezde olacak ve denge sağlanmaya başlayacaktır. Sessizlik, anlık huzur, denge… Denge olunca vücutta her yere besin, oksijen, kan, enerji, kısaca hayat gidecek, her yer canlanacaktır. Her yere can gitmeye başlayınca yeni düşünceler, yeni duygular hissedecek, bu şekilde problemlere çözüm olduğunu fark ederek yeni haller yaratacaksınız ve emin olun şifalanacaksınız.

Ayrıca olumsuz duyguları tek tek bırakmaya gayret gösterin ve sevgiyi onların yerine koyun. Sevdiğiniz şeyleri düşünün, sevdiğiniz şeyleri yapın. Sevgi hissedildiğinde ve yaşandığında vücudunuzda oksitosin salgılanacaktır. Oksitosin antienflamatuvar, antidepresan, antistres gibi iyileşmeye dair bir çok etki yapacak, şifa bunu takip edecek ve iyilik hali geçici değil, devamlı olacaktır.

Sevin ve dikkate dikkat edin. Zihinde değil, kalpte tutun. Gittiği yeri O besliyor…

Emine NALÇACI MAVİŞ

 

Emine Nalçacı Maviş

4.10.1984 Ankara doğumlu. Lisans/Yüksek Lisans dahil tüm eğitimlerini Ankara'da aldı. Çocuk diş hekimi oldu. Ankara, Sinop, Düzce’de çalıştı. Evlendi. İstanbul’a geldi. Bilincine ışık yakarak, hayata bakışını, böylece hayatını değiştiren Reiki Hocası İsmail Bülbül ile tanıştı. Reiki 3b öğretmeni oldu. Reiki’yi bilime katmalıyım isteği ile Yeditepe Üniversitesi Fizyoloji bölümünde doktoraya başladı. Böylece bir kez daha insanın mükemmel yaratıldığına şahit oldu. Reiki Okulu’nda öğrendiği öğretilerin soyutluğunun doktora bilgilerinin somutluğu ile desteklendiğini görünce yürüdüğü yolun doğruluğundan emin oldu. Düşüp kalkmalarından sonra o yolda koştuğunu hissediyor. Dönüp duruyor bakalım. Allah sonunu hayır etsin. Bu arada bir kızı, bir oğlu oldu. Onlar ve yaşadığı hayat sayesinde sevgiyi, sabrı, merhameti ve tüm güzellikleri hayatına katmaya çalışıyor.

Yorum yap

İnternet üzerinden dijital yayın hayatına ilk olarak 2013 yılında başlamış olan Varoluş Dergisi, kısa bir aradan sonra şimdi yeniden okurları ile birlikte. Değerli yazarlarımız, Spiritüalizm, Reiki, Yoga, Astroloji ve Yaşam alanlarında, siz değerli okurlarımız için yazıyor…

Arşivler