Varoluş Dergisi

HİKMET AĞACI

‘‘ Sevgili aynadaki yansımam, bugüne kadar seni çok üzdüm.. Herkesi mutlu etmeye çalıştım.. Ailemi, arkadaşlarımı, iş çevremi, öğretmenlerimi ama seni görmezden geldim.. Sen bana her defasında ruhuma neyin iyi geleceğini fısıldadın; ama ben seni dinlemedim.. Senden tüm kalbimle özür dilerim..

Mücadele etmeye anne karnına düştüğümüz an başlarız. Hatta anne –babamızı kendimiz seçtiğimizi düşünürsek, bu dünyaya gelmek ve konumlanmak içinde iyi bir mücadele verdiğimizi düşünüyorum.

Ölüm ve yaşam ince bir çizgi üzerinde yürür. Vereceğimiz mücadele yaşamak üzerine olmalıdır. Mücadele gücümüzün bittiğini hissettiğimiz an bizim için büyük değişim anıdır. Ölüm gibi bir histir; ama kimse ölmez. Ölmeye zorlayın bakalım kendinizi.. Bunun için vereceğiniz mücadele yaşam için vereceğiniz efordan daha fazla olacaktır. Seçim sizin? desem de o seçimi yaptıran irade bunun kararını verecektir. İçinde bulunduğumuz kimlikle kararları alanın kendimiz olduğunu zannederiz; ama kimliğin ötesinde biz kimiz?

Gelen cevap şu an bulunduğumuz ruhsal durum ve konum hakkında kendimizi anlamamızı sağlar. Gelen cevabı iyice düşünün. Cevap aslında şu anda ne olduğunuzu veya ne olmadığınızı size söyleyecek. Bu cevapla yaşamaya devam etmek veya etmemek bir üst iradenin kararı olacak. Bu durumda gelen her cevap bütünün hayrına olacaktır diyebiliriz. Kabullenme dediğimiz noktada bu evrenin bir sonucudur.

Kabullenme ile birlikte, kendi gerçeğimizle yüzleşme evresi gelir. Aynaya yansıyan aksimizdeki paslar, kirler, güzellikler görünmeye başlar. ‘’Ben bunu daha önce nasıl fark etmedim? Aa bu da ben de var mıymış?’’ soruları gelmeye başlar. Kişi önce pişmanlık ve suçluluk duygularıyla yüzleşir. Gözyaşları ve acı duygusu buna eşlik edebilir. Bu duygular görmezden gelmeye çalışıldığında çığ gibi büyüyerek tekrar gelecektir. O yüzden geldiği an yaşanmasına ve dönüşmesine izin verilmelidir.

Her değişim yolunda olduğu gibi iki tane yol ayrımı her soruda gelecektir. Gördüklerini kabullenip düzeltecek misin? Ya da yeni bir yol ayrımı gelene kadar direksiyonu aynı şeritte mi devam ettireceksin? Tatlı bir rüyanın en güzel yerinde mi yaşanıyor bunlar? Düzenim bozuldu bu soruları sorunca mı diyorsun?  Buna en güzel cevabı veren biri, zamanların ötesinden sesleniyor..

‘’Hakk’ın karşına çıkardığı değişimlere direnmek yerine, teslim ol. Bırak hayat sana rağmen değil, seninle beraber aksın. “Düzenim bozulur, hayatımın altı üstüne gelir” diye endişe etme. Nereden biliyorsun hayatın altının üstünden daha iyi olmayacağını?’’ Şems-i Tebrizi

Bir insanın bu aşamalara gelmesi kendi zaman boyutunda gerçekleşir. İdrak olunduğu vakit,   ‘Ne kadar sürdü?’ diye soran olursa, uzaklara bakıp, göz açıp kapayıncaya kadar cevabını vermek, veya saniyelik bir tebessümle bir ömür demek kolay görünebilir; ama çok dolu bir andır o an. İdrak durumu kişide arttıkça kıymet bilme duygusu artmaya başlar.

Kıymet bilmeye dair aynada yüzleşme anı….

‘‘ Sevgili aynadaki yansımam, bugüne kadar seni çok üzdüm.. Herkesi mutlu etmeye çalıştım.. Ailemi, arkadaşlarımı, iş çevremi, öğretmenlerimi ama seni görmezden geldim.. Sen bana her defasında ruhuma neyin iyi geleceğini fısıldadın; ama ben seni dinlemedim.. Senden tüm kalbimle özür dilerim..

Diğer canları kendimden ayrı sanmışım ama hepsi meğer benmişim. Hepsi benim birer yansımammış.. Bana kendimi hatırlatmak ve kendimi düzeltmem için gelmişler. Görmezden geldiğim ve yargıladığım tüm canlardan özür dilerim.

Seni seviyorum.. Seni olduğun gibi kabul ediyorum ve onaylıyorum.. Seni yürekten affediyorum..’’

 

Ab-ı hayat suyunu vaat etmişler köre,

Bulsun diye indirmişler perdeyi göz göre göre,

Körün gözü açılmışta, görememiş kaynağını baktığı yerde,

Gözünün önündeymiş de, hikmet ağacını sulamamış bile bile,

Ağacı sulamayınca, sormuşlar köre ‘Neden’ diye?

‘Su olsaydı sulardım’ diye cevap vermiş cümle aleme,

Alem görürde, bir açılmış gözlü kör görmez olmuş suyu hikmete,

Alemde bırakmış körü kendi haline..

Zaman geçmiş durmuş,

Ab-ı hayat suyu hikmet ağacını kendi besleyedurmuş,

Gözü açılan kör, ızdıraplar içinde yanıp tutuşmuş,

Yana yana dönmüş durmuş,

Kül olmuşta, hikmet ağacının toprağına karışıp yok olmuş,

Hikmet ağacı tüm koşulsuz sevgisi ile köre can olmuş,

Ve kör küllerinden tekrar doğmuş..

 

Hepimiz hikmet ağacının sevgisiyle can verdiği tohumlarız..

 

Esra Yılmaz

1987 Ankara'da dünyaya geldim. İlk ve ortaöğrenimimi Ankara'da, Lisans eğitimimi Muhasebe ve İşletme üzerine İstanbul'da tamamladım. Halen İstanbul Üniversitesi Sosyoloji bölümüne devam etmekteyim. 2009 Yılında reiki ile 2011'de de İsmail hocamla tanıştım. Reiki 3 a aşamasındayım. Kendimi tanıma evresini yaşarken insanlara faydalı olabilmek amacındayım.

1 Yorum

İnternet üzerinden dijital yayın hayatına ilk olarak 2013 yılında başlamış olan Varoluş Dergisi, kısa bir aradan sonra şimdi yeniden okurları ile birlikte. Değerli yazarlarımız, Spiritüalizm, Reiki, Yoga, Astroloji ve Yaşam alanlarında, siz değerli okurlarımız için yazıyor…