Varoluş Dergisi

AH ŞU ENERJİ İŞLERİ – ATALAR

Hani şu 7 kuşak diye adlandırdığımız atalarımız var ya, huyunun, suyunun veya bakışının sizde olduğu söylenen. Aslında sadece karakaş, yeşil göz, uzun boy veya bir tontik parmak değildir onlardan yadigâr kalan. Bazen bitiremedikleri bir görev, bazen yaptıkları bir hatanın bedeli, bazense iyiliklerinin mükâfatıdır size miras kalan. 

Bedenimizdeki enerji noktalarını keşfettikten sonra, hayatlarınızda ne derece önemli olduklarını bir kez daha gözlemlediniz ve fakat hala daha anlamlandıramadığınız, nereden geldiğini bilmediğiniz duygularla boğuşuyor olabilirsiniz. Kimisi yıllar sonra aniden belirir nereden geldiğini anlamazsınız; kimisi ise hep oradadır, neden sizinle yaşadığını bilemezsiniz.

Öyleyse kendi enerjiniz dışında sizi etkileyen farklı enerjiler de olduğunu kabul ediyor olmalısınız. Bazen nazar deriz, karşıdan gelen kötü bir enerjidir. Fakat aslında sizi tahmininizden daha fazla etkileyen, çok daha derin bir enerji vardır ki keşfetmek için bazen tarihin tozlu sayfalarına uzun bir yolculuk yapmak gerekir. Hani şu 7 kuşak diye adlandırdığımız atalarımız var ya, huyunun, suyunun veya bakışının sizde olduğu söylenen. Aslında sadece karakaş, yeşil göz, uzun boy veya bir tontik parmak değildir onlardan yadigâr kalan. Bazen bitiremedikleri bir görev, bazen yaptıkları bir hatanın bedeli, bazense iyiliklerinin mükâfatıdır size miras kalan.

Bu konu üzerine danışanlarına yardımcı olan çok değerli bir arkadaşımın karşılaştığı bir kaç vaka örneğini kısaca anlatmak isterim sizlere: Bir danışanı, oğlu 7 yaşına girdiğinde hiper-aktivite teşhisi konulduğunu ve sorunun bir türlü yatıştırılamadığını söylüyor. Sonra birlikte geçmişe baktıklarında görüyorlar ki çocuğun büyük büyük babasının kardeşi, 7 yaşında arkadaşlarıyla futbol maçı yaparken topları çatıya kaçıyor ve topu almak için çatıya çıktığında ayağı kayıp düşüyor. Maalesef o anda hayatı orada son buluyor. Bu duruma son derece üzülen aile bireyleri yaralarını tekrar deşmemek adına onu anmayı bırakıyor ve yıllarca aile içinde kendisinden bahsedilmez oluyor. Oysaki ortada son derece aktifken sonlanmak zorunda kalan ve fakat aslında sonlanamamış bir enerji ve anılmayıp yok sayılan bir aile bireyi duruyor. 3 kuşak sonrasında ise enerji aynı yaşta bir bireyde aktifleşerek olayın açığa çıkmasına neden oluyor ve atanın ailede anılmaya başlanmasıyla birlikte görevi devralmış olan çocuk şifa buluyor.

Bir başka örnek ise, bundan çok uzun yıllar önce 16 yaşında evlilik dışı hamile kalan bir kadının yaşadığı dramın aydınlanmasıyla ilgili. O yıllarda evlilik dışı ilişki büyük bir ayıp olduğundan, İrlanda’da yaşayan aile kızlarını yanlarına alarak bir süreliğine farklı bir şehre yerleşip, çocuğu doğurduktan sonra komşularına yeni bir çocukları daha dünyaya geldiğini söyleyip şehre geri dönüyorlar. Fakat durumun anlaşılmasından hala imtina eden aile, kızlarını Amerika ya gönderiyor. Yıllarca her ay ailesine mektup yazan genç kadın, 6 yıl sonra artık çocuğunun hasretine dayanamadığını ve geri dönüp oğlunu almak istediğini söylüyor. Bunun üzerine ailesinden bir daha kendilerine ulaşamayacağını ve bu durumu unutması gerektiği yanıtını alan genç kadın sonraki tüm mektuplarının kendisine geri dönmesiyle birlikte aileden ümidini kesiyor. Yaşadığı üzüntünün ağırlığıyla birlikte 6 ay sonra akciğer yetmezliğinden ölüyor. Öz annesinin bir ‘yüz karası’ olduğu iddiasıyla kendisine gerçeklerin açıklanmadığı çocuk delikanlı olduğunda, 16 yaşındaki sevgilisinden evlilik dışı bir bebek dünyaya getiriyor. Bu kız çocuğu da büyüyüp kendi çocuğunu doğurduğu sırada astıma yakalanıyor ve ‘tesadüf” o ki aynı zamanda bebek de astım olarak doğuyor. Bu bebek de büyüyor ve bir gün kendi kızı için danışmanlık almaya geldiğinde tüm hikâye ortaya çıkıyor. Yıllar sonra acı içinde ölen ve unutulan o atanın anılmasıyla, vakanın nefes alma probleminde büyük hafifleme meydana geliyor.

Başkaca örneklere sizin de etrafınızda yada kendi ailenizde gözlemlemeniz mümkün. Sizce bu olanlar sadece birer tesadüften mi ibaret olabilir mi? Kuantum fiziğine göre enerji aslında kaybolmaz, dönüşür. Biyolojide de ‘Morfik Rezonans’ diye bir kavram vardır ki canlıların dünyasında hiç bir bilginin kaybolmadığı, kaydedilip aktarıldığından bahsedilir. Burada durumun tecrübe yoluyla aktarımını yapmış olduk.

Özetle geçmişinize yani atalarınıza ait yeterli bilginiz yoksa, olandan bitenden habersizseniz, ailede konuşulmayan anlatılmayan şeyler varsa, mekanizma çalışmaya başlıyor ve enerji kuvvetli bir şekilde yeni nesille birlikte açığa çıkıyor. Başka bir deyişle aile büyüklerinin kaderini tamamlamak üzere gelecek kuşak bayrağı devralıyor.

Yalnızca atalardan değil de aile sistemi içerisinde oluşan bir başka durum kürtajla da söz konusu olabiliyor. Her ne sebeple olursa olsun dünyaya gelemese de, aynı anne ve babanın hücrelerini taşıyan, onların genlerine sahip embriyo da artık o sistem içerisine girmiş bulunuyor. Özellikle de yok sayılması, kendisinden sonra gelen çocuğun etkilenmesine neden olabiliyor. Ebeveyne yöneltilen ‘kaç çocuğunuz var?’ sorusuna, sadece hayatta olan çocukların sayısıyla yanıt vermek, bir sonraki çocukta hiper-aktivite problemine yol açabiliyor ki, aslında çocuk bilinçsizce dünyaya gelememiş kardeşleri için de hareket sağlıyor.

Umarım bu örnekler ailelerde yaşanan bazı durumları aydınlatmak üzere bir farkındalık yaratır. Her şeyi zihinle ve somut deneylerle açıklamaya çalışan ‘modern’ insan, bu kavramlarla ortaya çıkan düşündürücü etkiyle başa çıkamayacağı zannına varıp ret pozisyonunu almayı da tercih edebiliyor tabi. Oysaki sistem gözle göründüğü kadar basit bir kurgu olsaydı, hayatlarımız çok daha kolay ve anlaşılır olmaz mıydı sizce de?

Gaye Ulaş

Yolun yarısında,

Mimar,

Kendi çapında bir hayat gözlemcisi,

Düşünür, taşınır,

Sanatçı ruhlu,

Paylaşımcı,

Sevmeyi sever,

Reiki 3A Master
Access Bars uygulayıcısı

Yorum Yaz

İnternet üzerinden dijital yayın hayatına ilk olarak 2013 yılında başlamış olan Varoluş Dergisi, kısa bir aradan sonra şimdi yeniden okurları ile birlikte. Değerli yazarlarımız, Spiritüalizm, Reiki, Yoga, Astroloji ve Yaşam alanlarında, siz değerli okurlarımız için yazıyor…