Varoluş Dergisi

YİNE YENİDEN DOĞMAK

Masallardaki Zümrüd-ü Anka kuşunu bilir misiniz? Simurg adıyla da bilinir, aynı zamanda mitolojik efsanelerde de yer almıştır. Bilgi Ağacı’nın dallarında yaşayan ve her şeyi bilen bilge olarak binlerce yıl yaşadığı, hatta dünyanın yıkılışına üç kez tanık olduğu da söylenirmiş. Daha ilginç özelliği de ömrünün bir döneminde yakıcı güneşte bekleyip yandıktan sonra yeniden küllerinden doğarmış, bu nedenle ölümsüz sayılırmış.

Efsaneler bir yana, sizin içinizin yanıp yıkıldığı sonra yeniden dirildiğiniz zamanlarınız olmadı mı? Peki ya Ülkemiz… Küllerinden doğup yeniden kurulmadı mı? Belki yeniden doğuş için tekrar yanmak gerekir… Biliyoruz ki; hiçbir doğum sancısız olmazmış

Efsaneye geri dönelim… Simurg her canlıdan bir iz taşır, tüylerinde her renk bulunurmuş. En zor zamanlarda ortaya çıkarmış. Bir süre ondan haber alınamayınca tüm kuşlar Kaf Dağı’na gidip yardım istemeye karar vermişler. Ancak Aşk, İstek, Marifet, Yokluk gibi yedi vadiyi geçmeleri gerekiyormuş. Bülbül güle aşkını hatırlamış, papağan tüylerinin güzelliğini yitirmek istememiş, kartal gökteki krallığından vazgeçememiş… Sonunda sadece otuz kuş Simurg yuvasına ulaşmış.” Si-murg; otuz-kuş” anlamında imiş. Kendilerini bulmuşlar oraya varınca ve anlamışlar ki gerçek bilgelik kendilerindeymiş…

Zorlu olsa da gerçek yolculuk, sadece kendimize yapılan yolculuktur. Aydınlık ve karanlık yönlerimizi kabul edip gerekirse yanarak yeniden doğmak mümkündür gerçek yaşamda da

Kendinizle buluştunuz mu hiç? Teknolojinin gelişmesi ile konforlu yaşam ve koşturmaca içinde akıntıya kapılmış hissetmiyor musunuz?  Buna rağmen konfor alanınızdan çıkamıyorsunuz, değil mi? Ancak konfor alanından yüksek performans çıkma ihtimali düşüktür. Bildiğiniz gibi kömürün mücevhere dönüşmesi için yüksek sıcaklık (bin dereceden fazla), basınç ve birkaç milyar yıl gereklidir. Kolay hayat ile kendi potansiyelinizi bulamayabilir ve ne istediğinizi bilmeden mutsuzluğunuza çare ararsınız.

Bilmeliyiz ki; evrim mükemmellik değil çaba ister. Çaba ile zihnimizi denetlemeyi öğrenir ve hayattan zevk almaya başlarız. Zihnimizin kontrolünü sağlayamazsak o bizi kontrol eder ki; endişeler, korkular, yargılamalar hiç durmaz. En bilge, en asil insanlar büyük fırsatı olanlar değildir, zorluklarda en iyi yaşam felsefelerini geliştirmiş olanlardır, küçük sorunda bile bahtsız” kaderini anlatanlar kesinlikle değildir…

Acı çekmek başımıza gelen bir şey değildir, olayı nasıl algıladığımız ile ilgilidir. İçsel farkındalık yoluyla bu durumla baş etmeyi öğreniriz. Geçmişi değiştiremezsiniz ancak acı çekmek yerine zihin odağınızı değiştirebilirsiniz. Neye dikkatinizi odaklarlarsanız o gerçek olur. Kıtlık bilinci varsa yokluğu, kin varsa öfkeyi ya da odağınızda sevgi varsa sevgiyi hayatınıza çekersiniz.

“Kötülüğü yok etmeye çalışmaktansa; iyi olmaya çalışın. Ahlaksızlığı yok etmek yerine erdemleri ortaya çıkarın,”(1) diyor ezoterik yazar. Bu şekildeki çaba hakikatti daha kolay bulmamızı sağlayacaktır. Hakikat her şeyi içine alan her şeydeki doğruluktur.(1)

Doğanın dengesinde sayısız yaşam formu amaçlarına ulaşır, bu ebedi yaşamda kendi iç doğamız da ona uyar ve onda var olur.Ve bir şekilde yarattığımız kaderi yaşarız. Ne yaparsak yapalım yasa ile yargılanırız.” (1)

Carl Jung: “Kendinizle yüzleşemediğimiz şeyler kader olarak mı karşımıza çıkıyor,”diyor. Belki gölge yanımızla yüzleşme vaktidir artık. Şansızlıklar, uykusuz geceler, kabuslar, hastalıklar hep bilinçdışının mesajlarıdır aslında. Kolektif bilinçten, atalarımızın ya da kendi yaşanmışlıkların deneyimleri olduğu gerçeğidirFark etmek bilmektir. Bizlerin ve her şeyin bir varoluş sebebi olduğunu bilmektir. Aynı zamanda var olan her şeyin bir olduğunu bilmektir. Evrenin, dünyanın, insanların, tüm canlı ve cansızların, düşüncelerin, duyguların ortak bir paydası olduğunu bilmektir. Maalesef bizler dayı yok ederken erdemlerimizi, benliğimizi de yok etmeye başladık. Belki evrendeki bir kara delik ile son bulacaktır tüm bunlar… Tüm bilinen ve bilinmeyenlerle… Belki yeni yeniden başlayacaktır hayat… Ama biz şimdiye odaklanmalıyız…

Şu anda kendimiz ve dünya için yapabileceğimiz en iyi şey nedir? Öncelikle bardağın dolu kısmını görebilmeli ve yaşamı kutsamalıyız. Hayatın içinde akabilmek için onunla bütünleşmeliyiz. Beklendik ya da beklenmedik olayları aynı dinginlikle kabul etmeliyiz. Her şey olması gerektiği gibi oluyor aslında. Akışa direnmek enerjimizi ve zihnimizi yorar sadece.Sessizliğin sesini sabırla dinlemeliyiz. Meditatif disiplinler ile düşünmeye değil hakikati bilmeye, içsel bilgeliğe izin vermeliyiz. Görmemiz gereken nedir? Yapmamız gereken nedir? Hakikat nedir? Yaşanan her şeyin deneyim olduğunu ve iyi ya da kötü durumlar olsa da  dengelemenin önemli olduğunu bilmektir. 
Bunları yapabilmek için kendimizi sevgi ile açabilmek ve akışa teslim olabilmek gerekir. 
Özetle; bir varoluş sebebimiz olduğunu ve her varlığın aslında eşsiz olduğunu…
Bilmek Kabul etmek… Bağışlamak…  Dengelemek… Kendini sevgi ile açmak 
Bunları yapabildiğinizde korkularınızdan, egosal kimliğinizden, başkasına bağımlılıktan (bağlı olmak değil) özgürleşirsiniz. Çünkü kendinizi seviyor ve onaylayacaksınız ki; bunları başkasından beklemiyor olacaksınız.
Bu şekilde sizi gerçekten sevecek ve değer verecek kişileri, şansı, en önemlisi de huzuru hayatınızda var edebilirsiniz. Zevk peşinden koşmak yerine mutluluğu kalıcı olarak yaşarsınız.

Yaşam amacınızı bulduğunuzda; yaşam sizin için artık daha anlamlı olacaktır. Yeniden dönüşümde; bitmesi gereken biter, kalması gereken kalacaktır hayatınızda.

 Başarı ve bütünlük tesadüf değildir; içsel ahlak ve doğrulukla, sabırla zihnin kontrol edilebildiği bilgelik iledir.

Yazıyı çok sevdiğim Hitit Duasının bir kısmı ile bitirmek istiyorum
:

             “Tanrım, bana değiştirebileceğim şeyleri değiştirmek için cesaret;

              Değiştiremeyeceğim şeyleri kabullenmek için sabır;

              İkisi arasındaki farkı bilmek için akıl ver.”  

            Kaynakça 1) Manly P Hall – İçsel gelişim

Yasemin KAYA

Yasemin Kaya

Uzm.Dr. Yasemin Kaya
Antakya , 1974 doğumluyum. Orta öğrenimini Antakya Kurtuluş Lisesi’nde tamamladım.
Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni bitirdim.
2002-2007 yılları arasında Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde Anesteziyoloji ve Reanimasyon dalında uzmanlık eğitimi aldım. Ardından, Muş Kadın-Doğum Hastanesi’nde mecburi hizmetini tamamladım.
2009 yılından itibaren sırasıyla SSK Antakya Devlet Hastanesi ile Adana Devlet Hastanesi Yoğun Bakım Ünitesinde görev yaptım.
Akademi Hastanesi'nde Eylül 2011- Temmuz 2021, İzmir Medikal Park Hastanesi'nde Ağustos 2021- Kasım 2021, Aralık 2021'den sonra da Başkent Üniversitesi İzmir Zübeyde Hanım Uygulama ve Araştırma Hastanesi'nde görevime devam etmekteyim.
16 yaşındaki kızım Ece ile birlikte yaşamaktayım.
2017 ocak ayı hayatımın dönüm noktası oldu. Spirütel yaşam ve Reiki ile tanışmakla zihnimin berraklaştığı, bakış açımın değiştiği; zihinsel, ruhsal ve bedensel dönüşümü yaşadım.
Bir hekim olarak bu değişimi tanımlamakta güçlük çekebilirim.
Herhangi bir ilaç kullanmadan, duygu durum değişikliğini pozitif yönde ve her geçen gün artan bir enerjiyle bu güne gelen beni anlatabilmem ancak spiritüalizm ile mümkündür.
Hekimliğimi ilahi şifa enerjisi ile birleştirerek sevgi yolunda ilerliyorum.

2 yorumlar

  • Hayat amacını unutan ve varoluş krizine girmiş hemen her ruh için güzel bir kaynak bırakılışına şahit olduğum için çok mutluyum 🙂 Detaylı incelenip araştırma yapıldığında içimizdeki taşları yerinden oynatıp yeni düzenin kurulacağına inancım tam.

İnternet üzerinden dijital yayın hayatına ilk olarak 2013 yılında başlamış olan Varoluş Dergisi, kısa bir aradan sonra şimdi yeniden okurları ile birlikte. Değerli yazarlarımız, Spiritüalizm, Reiki, Yoga, Astroloji ve Yaşam alanlarında, siz değerli okurlarımız için yazıyor…

Arşivler