Varoluş Dergisi

PANDEMİDEN NOTLAR 1

“Doktor hanım, ben rahat nefes alamıyorum, ben bir an önce ölmek istiyorum. Acı çekmemek için beni hemen uyutur musunuz? ”

“Doktor kızım lütfen önce benim bir videomu çek ve çocuklarıma gönder. Onlara üzülmemelerini söyle. Bu benim 3. yaşamımım, tekrar geleceğim. Aynı aileden genç kızın çocuğu olacağım.”

“Bir hatıra fotoğrafımı çeker misiniz lütfen yakışıklı görüneyim, çocuklarıma gönderin iyi olduğumu bilsinler.”

Hemen hepsi öncesinde sohbet ettiğimiz, gecemizi gündüzümüze kattığımız ama kaybettiğimiz hastalar… Son anları olduğunu biliyor olabilirler miydi? Oksijen açlığı nasıl bir duygu? Tüm organları etkileyen, akciğeri nerdeyse yakarak geçen bu hastalıkta görmemiz gereken neydi? Tedavisi de diğer hastalıklardan zor ve komplike idi.

Yaşam oksijenin akciğeri yakmasıyla,  o ilk nefesle başlar. O ağlayış acıdandır, aynı zamanda hayata bağlayandır… Şimdi yine acı çekiyoruz. Her nefes bir azap. Havadaki oksijen yetmiyor, maske ile veriyoruz dakikada litrelerce. O da yetmiyor farklı maskeyle cihaza bağlıyoruz. Şükür derin bir nefes. Hastamız biraz rahatladı, rengi düzeldi. Her soluk solunum devresini koparırcasına zorlayıcı… Ama olmuyor, yetmiyor. Nefes nefese çırpınışlar daha fazlası için.

Aklıma dalışı öğrendiğim zamanlar geliyor; nefesimi tutup derinlere indiğim anlar… Ya çıkamazsam, nefesim ya yetmezse? Tıkanıyorum yüzeye yaklaştıkça…  Panikle ağzımı açıyorum ve öksürmeye başlıyorum… Gökyüzünün ve denizin maviliğinde yeniden doğuş için teşekkür ediyorum…

Lütfen hastalarım da yeniden doğuşun güzelliğini yaşasın diyorum… Akciğerlerdeki o milyonlarca hava baloncukları ne ile doldu? Solunum cihazının bu kadar farklı ve yüksek basınç modlarını kullanmamıştık. Hiç bu kadar çaresiz kalmamıştık. Bir yıldır binlerce hastayı takip eden farklı yoğun bakım hocalarının farklı tedavi önerileri… Herkes büyük çaba içinde yeni tedaviler deniyor durmadan…

Ardı ardına ölümler; yakınlarımız, hemşireler, doktorlar… Ben de covid olup yoğun bakımda hastalarımı bırakmadan atlatanlardanım… Zihnim, bedenim, ruhum yorgun. Hekim ve şifacı olarak kendimi sorguladım. Neden yaşatamıyoruz? Bu bir süreç miydi? Yapabileceğimizin en iyisini yapıyor muyuz?

Ya sizler, tedbirlerinizi aldınız mı? Maske… Mesafe… El yıkama. Her şeye rağmen hasta olduysanız üzülmek yerine bedeninizle ilgilenme vakti.

Öncelikle stresi azaltmak ve yeterli uyku şarttır. Stres ile artan kortizol düzeyi erken hücresel yanıtta en aktif olan Th1 hücrelerinin düzeyini düşürür ve virüsün çoğalması kolaylaşır. Sakinlik… Olanları sevgiyle kabul etme. Meditasyon ile görmeniz gerekeni görmeye ve bedeninize odaklanmayı unutmayın.

İkincisi; Sadece hastalık zamanı değil, her zaman yapmanız gereken dengeli ve sağlıklı beslenmedir. Çünkü biliyoruz ki; bağırsak ve onunla ilişkili lenfoid doku (GALT) vücudunuzun 2. beyni ve en büyük bağışıklık organı olarak kabul edilmektedir.  Beslenme ve vitaminler ile ilgili ayrıntılı yazımı (Bağışık ve Zinde Yaşamın Sırrı) eski sayılardan bulabilirsiniz.

Sağlıklı beslenmede: Hayvansal gıda azaltılıp bolca su içme, daha çok taze meyve-sebze tüketilmelidir. Sebzelerin az pişmiş ya da çiğ olması hatta lifli olması önerilir. Sarımsak, brokoli, ıspanak, lahana, pancar, tüm yeşiller ve kırmızı-mor bitkiler, kuruyemişler, baharatlar… Hepsi birçok vitamin, eser element, magnezyum-sülfür kaynağı olup immün yanıtın temel ayaklarını oluştururlar.

Virüs ya da herhangi bir yabancı madde vücuda girdiğinde çok karmaşık sistemler aktive olur. Makrofajlar, T hücreleri, İnterlökinler… Erken yanıtta hücre içi savunma önemlidir. Savaş başladığında salgılanan toksik ürünler ve artıklar hızla temizlenemezse doku hasarı başlar. Hasarlanan her hücre ve toksin, yabancı madde olarak algılanıp ‘inflamasyon’ dediğimiz durdurulamayan hasarı başlatır. Bu kritik zamanda temizlik yapan bileşiklerin topluluğuna ‘Tiol Havuzu’ denir ve yukarıda saydığım besinlerden oluşturulur.

Kronik bir hastalığınız varsa; bitkilerden uzak, glutenden zengin, hamurlu gıdalarla, işlenmiş hayvansal ürünleri tüketen; gereksiz yere antibiyotik-ilaç,  sigara, alkol kullanan ve kirli havaya maruz stresli bir yaşam sürüyorsanız bedeniniz tüm bunları antijen kabul edip tiol havuzunuzu tüketecektir. Ayrıca vücutta sürekli bir inflamasyon durumu söz konusu olacaktır. Bu da ikinci bölümde anlattığım sitokin fırtınasına zemin hazırlamaktadır.

 

Yasemin Kaya

Yasemin Kaya

Uzm.Dr. Yasemin Kaya
Antakya , 1974 doğumluyum. Orta öğrenimini Antakya Kurtuluş Lisesi’nde tamamladım.
Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni bitirdim.
2002-2007 yılları arasında Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde Anesteziyoloji ve Reanimasyon dalında uzmanlık eğitimi aldım. Ardından, Muş Kadın-Doğum Hastanesi’nde mecburi hizmetini tamamladım.
2009 yılından itibaren sırasıyla SSK Antakya Devlet Hastanesi ile Adana Devlet Hastanesi Yoğun Bakım Ünitesinde görev yaptım.
Halen; 2011 yılında çalışmaya başladığım Antakya Özel Akademi Hastanesi’nin Organ ve Doku Nakli Koordinatörü, aynı zamanda Genel Yoğun Bakım sorumlusuyum.
16 yaşındaki kızım Ece ile birlikte yaşamaktayım.
2017 ocak ayı hayatımın dönüm noktası oldu. Spirütel yaşam ve reiki ile tanışmakla zihnimin berraklaştığı, bakış açımın değiştiği; zihinsel, ruhsal ve bedensel dönüşümü yaşadım.
Bir hekim olarak bu değişimi tanımlamakta güçlük çekebilirim.
Herhangi bir ilaç kullanmadan, duygu durum değişikliğini pozitif yönde ve her geçen gün artan bir enerjiyle bu güne gelen beni anlatabilmem ancak spiritualizim ile mümkündür.
Hekimliğimi ilahi şifa enerjisi ile birleştirerek sevgi yolunda ilerliyorum.

1 yorum

  • Çok etkilendim. Bende bir saglık çalısanıyım. Bu yazı ıcın size sonsuz tesekkurler

İnternet üzerinden dijital yayın hayatına ilk olarak 2013 yılında başlamış olan Varoluş Dergisi, kısa bir aradan sonra şimdi yeniden okurları ile birlikte. Değerli yazarlarımız, Spiritüalizm, Reiki, Yoga, Astroloji ve Yaşam alanlarında, siz değerli okurlarımız için yazıyor…

Arşivler