Varoluş Dergisi

OLANI KABUL EDELİM DE NİYE?

Sıcak bir yaz günüydü. Ayşe Hanım da havanın güzelliğini fırsat bilip, ufak bir tatil kaçamağı yapmaya karar verdi. Valizini hazırladı, arabasına yerleştirdi ve Akdeniz kıyılarına doğru yola çıktı. Bu haberi alan Ayşe Hanım’ın vücut elemanları adeta bayram yaptı. Kalbi mutluluktan kuş gibi atmaya başladı. Otelin güzel yemeklerini düşündükçe mide heyecandan kıvrılmaya, ciğerleri, dolacağı orman havasını düşündükçe zil takıp oynamaya başladı. Derisi ise birkaç ton renk değiştirmenin keyfini adeta şimdiden yaşıyordu. Her şey yolunda giderken ve herkes mutlu mesut zaman geçirirken, aniden bir şey oldu ve tüm organların işleyişi değişiverdi. Kimse ne olduğunu anlayamadı, bir şeyler ters gidiyordu ama neydi?

Deri birden üşümeye başladı, daha az önce gayet iyiydi. Bu sıcak yaz gününde birden her yer soğumuştu. “Amaaan, ne oldu şimdi. Poff buz gibi, nereden çıktı bu soğuk şimdi. Ne güzel tatil yapacaktım. Hem tüm tüylerim diken diken oldu, ne kadar da çirkin oldum böyle” diye şikayet etmeye başladı.

Akciğerler birden ağlamaya başladı. Tatil havasına girmişti, sakin sakin ritminde solunum yaparken, birden iş çıkmıştı yine. Solunum sayısını artırması gerekiyordu. Ne güzel dinleniyordu. “Poff nereden çıktı bu gereksiz iş şimdi, tatildeyim ben hiç de yapamam” diye direnmeye başladı.

Mesane (idrar torbası) bağırmaya başladı. “Yaa ne oluyor? Sıkıntıdan patlayacağım şimdi. Günlük idrar çıkışını yapmam lazım. İçimde biriktirdim, valla daraldım, sıkıldım ya. Ne oluyorsa bitsin artık” dedi. “Hayata bak, ne beklerken ne oldu,” diye de isyanına ekleme yaptı.
Kalpte isyan edenler arkasındaydı. Ona da ritmini artırması, daha çok ve güçlü atması söylenmişti. “Kahretsin, aksiliğe bak! Ne güzel ne de az işim vardı,” dedi. Her şey yolunda giderken, bu gereksiz istek nereden de çıktı şimdi?” diye şikayet etti.

Organları böyle söylenirken, olanları Ayşe Hanım’ın varlığı uzaktan izliyordu ve sevgiyle gülümsüyordu. Organlarla konuşma yapmak için onların bağırmayı, ağlamayı bırakmasını ve sakinleşmelerini bekliyordu. Çünkü sakinlik olmadan, dinleyemezlerdi. Dinleyemezlerse, anlayamaz, anlayamazlarsa öğrenmezlerdi.

Olan durum şuydu. Ayşe Hanım yolda giderken, asfalttaki kaplumbağayı ezmemek için direksiyonu fazla çevirmiş ve trafik kazası yapmıştı. Vücudunda derin yaralar oluşmuştu ve kan kaybediyordu.

Ayşe Hanım’ın varlığı, organlara kaza haberini verdikten sonra;

“Sevgili Canlar sakin olun. Her şey yolunda ve olması gerektiği gibi…

Normal şartlarda, sizlerin de parçası olduğu ve birlikte yaşamasını sağladığınız vücutta belli miktarda kan hacmi mevcuttur ve vücudun her elemanı bu hacmi sabit tutmada görevlidir. Normal koşullarda herkes görevini yapar ve sakin sakin bu düzen devam ettirilir. Ancak, yaralanma gibi acil durumlarda, kan kaybını engellemek ve var olan kanla yaşamı devam ettirmek için acil durum alarmı verilir. İşleyiş normalin dışına çıkar. Sadece BELLİ BİR SÜRE işler yoluna girip, denge sağlanana kadar çalışmanızda, hayatınızda birtakım değişiklikler olur. Şu an bu “hal” deyiz. Sizlerin sabırla bu değişime ayak uydurmanız gerekiyor. Aksi takdirde, olanı kabul etmez, şikayetle, isyanla, direnmeyle olana ayak uydurmaz, normal süreçteymiş gibi davranırsanız, vücut iflas eder, yok olur, yaşam da son bulur, tabi yaşamla birlikte SİZ DE!

Her şey normal, sadece acil durumda kalbin daha hızlı, daha güçlü atması gerekir ki organlara (yani hepinize) giden kan miktarını sabit tutsun, düzeniniz değişse bile, yaşamınız sürsün. Solunum sayısı artar ki dokulara aynı miktar oksijen gidebilsin, azalan oksijen miktarı dengeye getirilsin de hayat akmaya devam etsin. Deri soğur, insan üşür. Deriye fazla kan gönderilmez ki onun yerine beyin gibi kritik organlara kan gitsin, acil durumu yönetebilsin ve yaşam devam etsin. İdrara çıkılmaz ki, idrarla sıvı kaybı engellensin. Zaten kanama ile kan boşa gidiyor, başka sıvı kaybı da olmasın da hayat eskisi gibi aksın. Yani her şey özünde SİZİN için, SİZİN yaşamınız için, siz eskisi gibi rahat yaşayın diye. Bu yüzden, biraz sabır, sakinlik. Olan her şey geçici. Acil durum bitene, yaşam dengeye gelene kadar. Siz sabırlı olun, olanı kabul edin ve süreçte size düşeni tam yapın ki, şikayet ettiğiniz durum hemen bitsin. Böyle durumlarda, isyan eder, başınıza geleni kabullenmez, bencil olur da çözüm için çalışmazsanız, uğraş vermediğiniz hayatla birlikte siz de yok olur gidersiniz. Çünkü hayatı oluşturan sizlersiniz. Bu yüzden bu süreçte olanı kabul ederek, sabırla yapmanız gerekenleri yapmanızı rica ederim ve kimseye yapabileceğinden daha fazla görev verilmediğini de belirtmek isterim. Hepinize anlayışınızdan dolayı teşekkür ederim.

Kolay gelsin, sevgiler.” cümlesi ile konuşmasını bitirir.

Ayşe gibi sizin de hayatınızda ani değişiklikler hiç oldu mu? Hayatta rutininizi bozan hastalık, kaza, can/mal kaybı gibi durumlar başınıza geldi mi? Geldiyse tepkileriniz ne oldu/oluyor? Yaşamda olumsuz durumlarda, çaba göstermeniz veya sabretmeniz gereken durumları kabul mü edersiniz yoksa halinize şikayet mi? Nedene mi odaklanır, çözüme mi dikkatinizi verirsiniz?
Cevaptan önce/sonra yazıyı tekrar okuyun derim. Çünkü Ayşe’nin varlığı bizlere hem yaşamın sırrını hem bedenin çalışma mekanizmasını söylemekte ve bence bu durumdan ders almak gerekmekte. Hayatta her an her şey olup, rüzgar bir anda tersine dönebilir.

Ekonominiz Ayşe’nin mesanesi gibi daralabilir, rahat olun, geçecek.

Ayşe’nin kalbi gibi ritmi artırıp, koşuşturmanız gerekebilir, yapın! Rahat olun geçecek.

Ayşe’nin akciğerleri gibi çabalamanız, daha fazla çalışmanız gerekebilir. Devam edin! Geçici bir dönem.

Ayşe’nin derisi gibi hayattan mı soğudunuz, sakin olun geçecek. İçiniz tekrar ısınacak, yaşam enerjiniz tekrar gelecek.

Hayat döngü, sürekli bir evre, bir dönem, yaşamın devamı için gerekli olan, bütünün, birliğin hayrına olan olaylar silsilesi.

Bu yüzden sakin! Bu yüzden rahat olun! Kabul etsek de, etmesek de inişi çıkışıyla devam ediyor ve edecek…

Emine NALÇACI MAVİŞ

Emine Nalçacı Maviş

4.10.1984 Ankara doğumlu. Lisans/Yüksek Lisans dahil tüm eğitimlerini Ankara'da aldı. Çocuk diş hekimi oldu. Ankara, Sinop, Düzce’de çalıştı. Evlendi. İstanbul’a geldi. Bilincine ışık yakarak, hayata bakışını, böylece hayatını değiştiren Reiki Hocası İsmail Bülbül ile tanıştı. Reiki 3b öğretmeni oldu. Reiki’yi bilime katmalıyım isteği ile Yeditepe Üniversitesi Fizyoloji bölümünde doktoraya başladı. Böylece bir kez daha insanın mükemmel yaratıldığına şahit oldu. Reiki Okulu’nda öğrendiği öğretilerin soyutluğunun doktora bilgilerinin somutluğu ile desteklendiğini görünce yürüdüğü yolun doğruluğundan emin oldu. Düşüp kalkmalarından sonra o yolda koştuğunu hissediyor. Dönüp duruyor bakalım. Allah sonunu hayır etsin. Bu arada bir kızı, bir oğlu oldu. Onlar ve yaşadığı hayat sayesinde sevgiyi, sabrı, merhameti ve tüm güzellikleri hayatına katmaya çalışıyor.

Yorum yap

İnternet üzerinden dijital yayın hayatına ilk olarak 2013 yılında başlamış olan Varoluş Dergisi, kısa bir aradan sonra şimdi yeniden okurları ile birlikte. Değerli yazarlarımız, Spiritüalizm, Reiki, Yoga, Astroloji ve Yaşam alanlarında, siz değerli okurlarımız için yazıyor…

Arşivler