Varoluş Dergisi

MADDE VE RUHSAL ŞİFA

Yaşadığımız her olay bir yaşam dersidir. Bunlar geçilecek ya da kalınacak dersler değil ancak biz diğer canlılardan farklı olarak yaptığımız tüm davranışlarımızdan sorumluyuz.

       “ Maddeden önce enerji oluşur. Evren de ışık olarak bildiğimiz özgün ve ebedi enerjiden doğdu.  Madde sonsuz ışık formlarının bir tezahürüdür. Yaratılış sonsuzdur”… Nikola Tesla 

     “Bilincimizin madde üzerinde etkisi vardır. Siz bilinçli enerjisiniz ve enerjinin bilinci vardır. Einstein’a göre enerji ve madde temelde öyle ilişkideydiler ki aslında tek ve aynıydılar. Düşüncelerimiz de elektriksel akım oluşturan büyük enerji alanlarıdır” (Dr. J. Dispenza)

     Descartes; “Düşüncelerimiz  ve algılarımız iki türdedir. Bunların bir kısmı ruhun eylemleridir. Diğerleri bedene ait tutkulardır. Beni ben yapan ruh bedenden bütünüyle ayrıdır ve beden var olmasaydı bile ruh ne ise o olmaya devam ederdi.” 

      Günümüzde ruh-zihin-beden ilişkisi halen tartışılan kavramdır. Ruh denilen kavram kimine göre flash bellek gibi bir enerji deposudur ki ben de aynı görüşteyim.

“S. Freud’un yapısal kuramı; Ego (bilinç), Süper ego(önbilinç) ve İd (bilinçdışı) psikanalitik kuramda insan ruhunun üç parçadan oluşan bölümleri olarak bahseder.”

     Bizler her şekilde üçünün uyumu halinde dengede oluruz. Denge huzuru getirir. Zamanın sonsuzluğunda, kısacık ömrümüzde mutlu ve huzurlu bir yaşam mümkündür. Kendi ruhsal gelişimimizi tamamlamak için dünyada misafiriz sadece.  Yaşadığımız hiçbir şey tesadüf değildir. Ruhsal gelişimimiz için gereken derslere uygun aile ve ortamı biz seçeriz.  Bu yolculukta kısmen kavşaklar belli iken; özgür irademiz ile seçimlerimiz yeni yollar ve senaryolar oluşturur.

     Yaşadığımız her olay bir yaşam dersidir. Bunlar geçilecek ya da kalınacak dersler değil ancak biz diğer canlılardan farklı olarak yaptığımız tüm davranışlarımızdan sorumluyuz.

     Bilinçaltımızın  milyonlarca bilgi ile yüklü olduğu ve  buz dağının sadece tepesi gibi çok az bölümünün kullanılabilir bellek (zihin olarak hatırladıklarımız) olduğundan bahsediliyor. Hayatımızı ve bizleri  asıl yönlendirenin de buz dağının “görünmeyen” kısmı olduğu gerçeği vurgulanıyor. Tabi ki sadece olumsuz kayıtlar olmayıp sanatsal yaratıcılığımız, yeteneklerimiz gibi bizi biz yapan her şey oradadır.

    Birincisi; Bilinçaltımızdaki milyonlarca bilginin kaynaklarından biri olarak; “Kollektif Bilinç” Günümüz psikiyatristleri tarafından da kabul görmektedir. Tüm dünyadaki (hatta evrendeki) bilincin kısmen bize yansıması ve payımıza düşenidir.

     İkincisi ise; Doğum öncesinden itibaren çocukluğumuzdan günümüze hatırladığımız ya da tamamen unuttuğumuz tüm deneyimler… Gelenek ve görenekler, izlediğimiz bir film, ailemizin tutumları yani hayatımızın ta kendisinin bize duygusal anlamda kattıkları.  Vee özellikle içselleştirdiklerimiz… Hemencecik belleğe kaydediliyor.

     Üçüncüsü; Atalarımızdan aktarılanlar. DNA içeriğinin % 5’ nin genetik bilgi olup, % 95’nin enerji olduğu ispatlanmıştır. Duygusal deneyimler (atalarımızın travmaları, savaşlar, tecavüz, yoksulluk ve kıtlık bilinci) bize güçlü  olumsuz enerjiler olarak aktarılmış olabilir.

      Son olarak toplumun bir kısmında (bilimsel olarak hipnoz çalışmalarında, bazı dini kitaplarda) kabul gören reenkarnasyon; eski yaşam deneyimlerinin ruhsal yol ile o bedene aktarılması şeklindedir.

     Peki biz kimiz o zaman? İşte bütün toplamız gerçekte… Sadece kimyasal ya da fiziksel bileşik değil…  Hakikatimiz bu şekilde iken kendimizi bulma ve olduğu gibi kabul etme, gerçek anlamda farkındalıktır. 

       Bizlerin davranış ve seçimleri ile bu milyonlarca bilgiden bir çok senaryo oluşuyor. Sözlerimiz adeta büyüdür mesela. En sıklıkla kullandığınız (şaka da olsa) sözünüze bakın. Bilinçaltınız onun sizin hayrınıza olup olmadığını bilmez. Gemi mürettebatı  olarak siz kaptanın emri için  seferber olur. Ve belki hep şanssızlık sizinledir “Ben şanssızım.” söyleminizden olabilir.

     Mutlu yaşam için ne yapmalı? Bir çok konu içinden önemli olanlara değineyim.

     Öncelikle her gün zihnimizi susturup kalbimizden gelen ruhumuzun iletilerini anlamaya, hissetmeye vakit ayırmalıyız.  Zamanımızın olmaması kendimize en büyük kötülüktür bence. Geçmişte her ne olduysa (1 dk. öncesi bile olsa) yarın ya da birazdan her ne olacaksa onu düşünmeden sadece o anda var olmaya çalışın. Kendi bedeninizle baş başa. O öyle oldu, şöyle olacak diyen bilinçli zihin  10-15 dk. susabilmeli.

   Yani meditasyon yapın.  O anda ve daima kendinizi, mümkünse herkesi ve her şeyi olduğu gibi kabul edip varoluşlarını kutsayın. Yargılamadan sadece izleyici konuma geçin. Önce kendinizi sonra herkesi affedin. Haklı olsanız da affedememek sizin bedeninize zarar verecektir.

    Aslında etrafınızdaki herkes sizin aynanızdır.  En çok kızdığınız durum sizin iyileştirmeniz gereken parçanızdır.

    Tabi  kolay olmayacaktır. Düşünün ki; binlerce belki milyonlarca yıllık ya da sadece bu yaşamımızda oluşturduğumuz kayıtlar var. Havaya atılan taşlar bir şekilde düşmek zorundadır. Ancak farkındalıklı yaşam ile o taşlar sizi yaralamadan etrafınıza düşecektir. Çünkü siz onları izliyor ve kontrol edebiliyor olacaksınız.

    Hastalıklarımıza gelince; hepsinin kökeninde mutlak bir ruhsal ilişki vardır. Şöyle ki, çoğumuzun genetiğinde birçok hastalığa yatkınlık vardır. Biz hayatımızın bir döneminde olumsuz, sıkıntılı veya kurban rolüne girdiğimizde genetiğimizdeki hastalık ortaya çıkacaktır.  

    “N.Tesla’ya göre; Birçok insanın farkında olmadığı hastalıkları olduğu ve bu nedenle birçok çeşitli hastalık, acı, kötülük, sefalet ve savaşlar mevcuttur. Bu hastalık tamamen tedavi edilebilir değil, ancak farkında olmak yaşadığımız kötülükleri kontrol altına alabilmemizi sağlar.”

     Tedavi tabi ki her koşulda modern tıbbi tedavidir. Ancak bilinçaltındaki sorunu oluşturan durum çözülmezse tam şifa olmayabilecektir.

    Şifa çalışmalarında benim önceliğim Reiki oldu (İsmail Bülbül hocamız). Ayrıca Bilinçaltı Kodlama Terapisi, Ho’oponopono, Geçmiş Yaşam Şifaları ya da Atalardan gelen olumsuz enerjilerden arınma, Melek Çalışmaları ve birçok çalışma mevcut. 

Burada  öncelikli olarak sizin  hazır olmanız önemlidir. Hastanın inanmadığı ve istemediği ameliyatların başarısının düşmesi  bu nedenle aşikardır. 

    Ancak daha önemlisi, her konuda işinin ehli olması  durumudur. Son zamanlarda artan farkındalıklı spiritüel öğretiler uygunsuz ve yetkin olmayan kişiler tarafından uygulanıp;  çaresizlik içindeki bireyleri  daha fazla maddi, manevi ve ciddi ruhsal sıkıntılara sokmaktadır. Bunun için en doğru karar kendi iç sesinize sormak olacaktır.

   “Maddi kuvvet ve etkiler insan aklını bir süreliğine  kontrol edebilir; fakat toprak onun varlığına son vermeden önce insan ruhu, aklı ve bedeni üzerinde mutlak hakimiyet kurmalıdır. Kendi ruhunu bilen ve anlayan insan kötü düşünce ve eylemlerden kurtulur.” (J.Churchward Kayıp Kıta Mu_ Atatürk’ün çevirttiği kitap)

Farkında olduğunuz mutlu ve huzurlu yaşam dileğiyle…

Yasemin Kaya

Uzm.Dr. Yasemin Kaya
Antakya , 1974 doğumluyum. Orta öğrenimini Antakya Kurtuluş Lisesi’nde tamamladım.
Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni bitirdim.
2002-2007 yılları arasında Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde Anesteziyoloji ve Reanimasyon dalında uzmanlık eğitimi aldım. Ardından, Muş Kadın-Doğum Hastanesi’nde mecburi hizmetini tamamladım.
2009 yılından itibaren sırasıyla SSK Antakya Devlet Hastanesi ile Adana Devlet Hastanesi Yoğun Bakım Ünitesinde görev yaptım.
Halen; 2011 yılında çalışmaya başladığım Antakya Özel Akademi Hastanesi’nin Organ ve Doku Nakli Koordinatörü, aynı zamanda Genel Yoğun Bakım sorumlusuyum.
16 yaşındaki kızım Ece ile birlikte yaşamaktayım.
2017 ocak ayı hayatımın dönüm noktası oldu. Spirütel yaşam ve reiki ile tanışmakla zihnimin berraklaştığı, bakış açımın değiştiği; zihinsel, ruhsal ve bedensel dönüşümü yaşadım.
Bir hekim olarak bu değişimi tanımlamakta güçlük çekebilirim.
Herhangi bir ilaç kullanmadan, duygu durum değişikliğini pozitif yönde ve her geçen gün artan bir enerjiyle bu güne gelen beni anlatabilmem ancak spiritualizim ile mümkündür.
Hekimliğimi ilahi şifa enerjisi ile birleştirerek sevgi yolunda ilerliyorum.

Add comment

İnternet üzerinden dijital yayın hayatına ilk olarak 2013 yılında başlamış olan Varoluş Dergisi, kısa bir aradan sonra şimdi yeniden okurları ile birlikte. Değerli yazarlarımız, Spiritüalizm, Reiki, Yoga, Astroloji ve Yaşam alanlarında, siz değerli okurlarımız için yazıyor…