Varoluş Dergisi

KALP ÇAKRASI SEVGİNİN EVİ

Her çakranın içinde bulunduğumuz dönemin önemiyle dergide eş zamanlı bir biçimde o aya denk gelmesi beni çok büyülüyor. Aslında kalp çakrası o kadar derin ve yoğun açılımlar barındıran, baştan aşağı mana olan kelimesiz bir kapı ki umarım gerektirdiği biçimde kendimce sizlere aktarabilirim.

4.Çakramız, eterik (enerji) bedende iki göğsün ve kürek kemiklerinin tam ortasına denk gelecek biçimde önlü arkalı ve 3 boyutlu olarak yer alır. Timüs bezini yönetmesiyle bağışıklık sisteminin ve dolaşım sisteminin merkezi olduğu gibi, kalp, akciğerler, kan basıncı, istemsiz kaslar, eller, kollar, cilt ve deriden de sorumludur. Şifa kanallarımızdan olan avuç içi çakralarımız kalp çakrasına bağlıdır. Çakranın metafizik rengi; gelişimin, doğanın rengi yeşil ve şefkatin rengi pembedir. Kalp çakrası, ruhsal aurayla bağlantılı olup, duyusu dokunma, elementi havadır, çakra aynı zamanda 3 dünyevi ve 3 uhrevi çakramız arasında merkez, köprü, elçi görevi görür. Metafizik ve manevi boyutta kalp çakrasının temel işlevi sevgidir, onu tıkayan temel şey ise kayıp / kazanç ikiliği ve üzüntüdür. Kalp çakrasının az ya da çok çalışması, dengesinin bozulması yukarıda bahsettiğimiz alanlarda çok boyutlu sıkıntılara sebebiyet verir. Anadolu’da ağıtlarda, kayıplarda, acı anında göğüse vurulur, timüs titreştirilir ki kederle bağışıklık sekteye uğramasın. Çünkü kalp çakrası aynı zamanda ikiliğin olmadığı, sonsuzluğun, koca kainata sığamayıp kalbimize sığan; Onun evi, iman tahtası ve karanlıklarda gören gönül gözünün yeridir. İnançlar çok güçlüdür fakat değişir, gelip geçer araçlar, vesilelerdir, fakat iman baki yöneticidir. O nedenle tüm inançlar yok olduğunda iman söz konusudur ve ancak böyle bir durumda, bilgi deneyim haline dönüşüp kendine şahitlik eder, kalbin perdeleri kalkar gönül gözü açılır, bilmeden olmaya geçilir. Kalp çakrası tasavvufta şüphesizlik anlamına gelen; mutmain, nefse tekabül eder, artık rasyonel aklın ve geçtiğimiz 3 nefsin yalpalama ve kayıp düşmelerinden aridir, içsel ve dışsal yükselip alçalmalarla kıble değiştirmez. Sanskritçede de Anahata (kalp çakrası); yenilmez ve çarpılmamış; anlamına gelir ve hakikat bilgilerinin her zamanda, her ağızdan tek bir şey söylediğinin göstergesidir. Kalbin kendi aklı vardır; derler ve yapılan araştırmalarla kalbin elektromanyetik gücünün beyinden çok daha fazla ve geniş yayılımlı olduğu ortaya çıkmıştır. Bu konuda ilim ve gönül kanatlarının farkı ve birliği açısından, Firavun ve Hz. Musa’nın, İlyas ve Hızır’ın, Hz.Muhammed’in Miraç yolculuğunda Cebrail ile olan hikayelerinin tefekkür edilmesini çok anlamlı buluyorum. Kalp çakrası bozulduğunda üst ve alt çakralar arasındaki iletişim de bozulur. Kalbim şöyle diyor, aklım böyle; gibisinden ikilikler meydana gelir, oysa ki merkezimizdeysek her şey tek bir şey söyler ki o söylemde hiçbir şüphe olmaz, işte şayet böyleyse kalbin adı mana aleminde artık gönüldür. Başka bir deyişle kalbin biri nefse, öteki ruha bakan 2 yönü vardır ve ruhun ancak kendine yakın olan nefsi (yani gönlü) muhatap alması kemalat açısından önemlidir, çünkü yolculuk hem anda tamamlanmış hem de sonsuzdur, hem zahiri hem batıni boyutları vardır. Kalp çakrası aklın çözemediği paradoksların çözüldüğü çakradır. Çünkü kalp çakrası düşünmez, bilir, hisseder, dokunur, orada zaman, mekan, beden yoktur her şey apaçık yüce, kutsal bilinçtir. Bu hususta bir diğer önemli konu kalp çakrasının dengesi ve korunmasıdır… Eskiler der ki, kalbini sırla.. Bir de en iyi korunma açıklıktır; söylemi vardır. Gördüğünüz gibi kafa karıştırıcı birbirine zıt iki söylem var gibi görünür, ama öyle değildir, ikisi de geçerli ve doğrudur önemli olan bizim nerede ve ne hal üzere olduğumuz…

Kalbinize bakın o bilir.

‘Perikardiyal zar’ organlar içinde kalbe bahşedilen koruyucu bir zardır. Kalp her sıkıntı olduğunda koşturmaya meyillidir ve bu durumda birincil dereceden hayati organımız ve yaşamımız tehlikeye girer, kalbin her çağrıya koşmaması için bu zarla sınırlandırılması çok anlamlıdır… Kalp çakrası koşulsuz sevginin mekanı olmasının yanı sıra koşul da gözetir. Bir nevi, paradoksları aşan paradoksa da tabidir. Yani, gereğinden fazla açılmaya meyilli ya da egonun sevgi kılıfı kullandığı ince durumlarda bir kalp çakrası kendini gözetip ihtiyaçlarını karşılayamayabilir, hayır diyemeyebilir ve yıkıcı bir tükenme sendromuyla karşı karşıya kalabilir. Empatlarda, şifa kanallarında, kurban/saldırgan bilinçlerde, kırılgan egolarda bu sık sık yaşanır. Uçaklarda önce kendi maskenizi takın uyarısı, sevginin kılıcı kavramı, kendinize karşı kul hakkınız bundandır. Kalp kırmak kabe yıkmaksa; kendi kalbini kırmak ne

demektir, her şeye evet derken kendi kalbinize hayır demediğinizden emin misiniz bir düşünün. Sınırsızlığa sınırlarla, gerçek evetlere hayırlarla, kuralsızlığa kurallarla ulaşmadığımız sürece yürünen yol bir depremde çöker çünkü altı boştur. Kalp çakrasının dengesi göbek çakrasıyla yapılır. Ben bunu, ‘sevgim gücümden gelir’ olarak yorumluyorum. Sevgi ve güç çakraları hep aynı açıklık ve paralelde olması gereken 2 çakra, çünkü sevgi güçten gelmiyorsa kuvvetten yani egodan gelir. Fazla açılmış bir kalp çakrası ve az çalışan bir güneş çakrası durumunda yaşadığımız şey tam da yukarıda anlattığım biçimde sınırdan yoksun olmaktır ki hakiki bir yükseliş açısından maddi/zahiri düzeye de mutlaka ihtiyacımız vardır. Az çalışan bir kalp çakrasıyla beraber fazla çalışan bir güç çakrası senaryosunda ise, güç sevgiye değil egoya bağlanır ve egonun bunu sevgi gibi kılıflamasının binbir ince yolu vardır.

Nasıl ki bilinç zorlanmadan açılmaz, gül dikensiz koku vermezse, Mevlana’nın da dediği gibi; kalp kırıla kırıla açılır; ama her kırılan kalp açılacak diye bir kaide yoktur. Önce ezelde nasipte olmalıdır, sonra çabaya ve rızaya tabi olmalıdır. Biz her kalbimiz kırıldığında kalbi kapatmaya meyilliyiz, bu doğal fakat sürekli olduğunda sıkıntılı bir alt çakralar korumasıdır. O nedenle varoluştaki en önemli şeylerden biri dengeyken diğeri de yüksek idraktir… Yani, kırmızı (kök) ve beyazın (taç) birlikteliği ve bu ikisi pembe olarak daima kalp çakrasında buluşur. Evet her şey birbirine dönüşür ve zıttıyla bakidir, fakat sevgi dönüşmez, dönüştürür, zıttı yoktur zıtlıkları eriten, bir eden, baki olan yaratıcı kaynaktır ve bu nedenle sevgiyi öğrenmez hatırlar ve geliştiririz çünkü o bizim pek çok biçimde görünen özümüz, nurumuz, burada olma amaç ve anlamımızdır.

Ne desem eksik ve fazla olacağından belki de sadece çok sevelim diyerek gönlünüzden geçen genişçe bir zamanda yapabileceğiniz bir kalp meditasyonuyla sonlandırmak istiyorum.

*Bir mum yakın ışığınız, niyetinizdir… Ve tütsü yakın taşıyıcı… Belki hafif bir müzik duyularınız, hisleriniz… Çok güvenli bir ortam, rahat bir pozisyon ve artık dış gözlerinizi kapatın içe açın… Ellerinizi kalp çakranıza koyun, dilerseniz Reiki sembollerini kullanıp kalp çakranızdan tüm auranıza gönderin.

*Bedeninizi, 5 duyunuzu her şeyi hissedin, yavaşlayın, gevşeyin, bunlar içindeki duraksama ve boşlukları hissedin ve şimdi yaşamınızda O’nun şükür ve sevgisini hissetmeye gönülden niyet edin… Ne kadar çok sevildiğinizin, ne kadar çok sevebildiğinizin haddi hesabı yok bunu tüm varlığınızla hissedin, yaşayın, bırakın aksın…

*Şimdi tüm kimliklerinizi, sizi tanımlayan ve tanımladığınız her şeyi ama her şeyi bir bir bırakın… Tüm etiketler yükseldikçe küçülen coğrafya parçaları gibi sizden kalp bağıyla uzaklaşsınlar. Tüm bu gelip geçen, bırakılan, uzaklaşan içinde sabit olan, size yaklaşan, sizle bir olan şeyi hissedin onunla kalın ve kalp çakranızdan pembe ışıklı bir gül tomurcuğu çıkartın ışığı artsın, büyüsün, açsın auranızdan genişleyerek sevdiğiniz her şeye herkese ulaşsın, sarsın sonra aynı şekilde bunu sevmediğiniz her şeye, herkese gönderin ve en son da kendinizi bu gülün içinde görün ve yaşayın. İşte hepsi bu. Nasılsınız?

Evrenleri içeren bir tüyün hafifliğinin nasip olduğu pırıl pırıl bir bahar ve elçisine zeval getirmeyen canlar diliyorum hepimize.

Işığınız daim, aşkınız bol olsun.

 

Ahu Birlik

Ahu Birlik

1981 baharında Ankara'da doğdum. Çocukluğum ve gençliğim seyahat ve enstantanelerle geçti. İstanbul Bilgi Üniversitesi Film&Tv lisans ve Kültürel İncelemeler yüksek lisans programlarını tamamladıktan sonra hizmet, üretim, reklamcılık gibi sektörlerde farklı görevlerde yer aldım. 2012 yılında içsel yolculuğu beni Reiki Bilinçaltı Terapiler ve Can Hocam İsmail Bülbül'e taşıdı. 2014 yılından beri Bodrum'da yaşıyor, Bodrum Şifa Sanatları Atölyesi Kumbahçe'de yolculuğumuza sevgiyle, şükranla devam ediyorum.

Usui Reiki Master Teacher

Yorum yap

İnternet üzerinden dijital yayın hayatına ilk olarak 2013 yılında başlamış olan Varoluş Dergisi, kısa bir aradan sonra şimdi yeniden okurları ile birlikte. Değerli yazarlarımız, Spiritüalizm, Reiki, Yoga, Astroloji ve Yaşam alanlarında, siz değerli okurlarımız için yazıyor…

Arşivler