Varoluş Dergisi

İLLÜZYON: AKLIN VE MANTIĞIN ÖTESİNDE

İllüzyon literatürlerde yanılsama olarak geçiyor. Sihirbazların yaptığı şeyde bu. Bizi yaptıklarının gerçekliğine öyle güzel inandırıyorlar ki şu gözün gördüğü onu var gibi algılıyor ama arka planda onun gösterinin bir parçası olduğunu hepimiz biliyoruz.

Yaşam planı da bu şekilde değil mi? Dünya gözüyle gördüğümüz her şey çok gerçekçi değil mi? O kadar ki; dokunabiliyor, tadabiliyor, koklayabiliyor ve hissedebiliyoruz. Bu kadar mı peki? Eğer sadece her şey bu gözlerle gördüğümüz kadar olsaydı ne kadar sıkıcı bir dünya olurdu..

Gözüme güzel gelen şeyler varken birden mutluyum, manzaram kötüleşince birden mutsuzum. Bir öyle bir böyle gel-gitlerle uğraşırken endişe ve kaygı oluşmaz mı? Aramızda kalsın oluşması belki kişinin hayrınadır. ‘Ben gördüklerimden ibaret değilmişim, her gördüğüme bu kadar duygu ve anlam kattığım için dışa ve şarta bağlı mutluluklar peşinde koşmuşum. İyi ki bunları yaşamışım ve hayatın dışarıdan ibaret olmadığını anlamışım.’ farkındalığı için yaşatılıyor bunların hepsi.

Dış dünyada algıladıklarımızda bizler için çok değerli. Her bilgi, her yol bizi aslında aynı kaynağa götürüyor. Bilmeden ve anlamadan kademe kademe çıkıyoruz basamakları, kendimize doğru..

Kendimiz, bu gözle algılayamadığımız özümüz.. Bu bir lisan. Öğrenmek zor değil sadece fazlaca cesaret istiyor. İsmail Bülbül hocam ‘Uyan’ kitabında özü öğrenmek için akıl ve mantığın kişiyi bir yere kadar getirdiğini ama özü keşfetmek için aklın ve mantığın ötesine geçmek gerektiğini, ayrıca maneviyat içinde belli bir noktaya kadar aklın gerekli olduğunu, sorgulayarak kendimizi belli bir noktaya kadar getirebileceğimizden bahsediyor.

Aklın ve mantığın ötesine geçmekle, aklının iplerini salmak arasında da çok büyük bir fark var. Dünyadaki öğretmenlerimiz onlar bizim. Onlar olmasa yaşamımızı devam ettiremeyiz.

Nereye kadar?

Sınıra kadar..

Sınır nedir?

‘Aşk’..

Aşık olduğunuz zamanları bir düşünsenize, çok eskiden birkaç kere olmuştum ama hatırlamıyorum deseniz bile anımsamaya çalışmanızı rica ediyorum. Kişi o anda doğru-yanlış, güzel-çirkin kavramlarından özgürleşip çok büyük bir coşkuyla dünyayı bile kurtaracak cesareti kendinde bulmuyor mu? Korkuyu aşıp aşkı için tüm fedakarlıkları koşul beklemeksizin yapmaya çabalamıyor mu? Çabalamayı bıraktım hiç ‘sorgulamadan’ direk ‘yarat’mıyor mu? Kendini sevdiğine teslim etmiyor mu? Gözüyle görüp görmediği her şey ona güzel gelmiyor mu? O an zaman kavramı yok olmuyor mu? Acıda, üzüntüde ondan ne gelirse gelsin kabul olmuyor mu o an?

Bu yazdığım soru cümleleri arasından size dokunan 4 kelimeyi not etmenizi rica edeceğim. Aralarındaki bağlantıya bakın lütfen, onlar sizsiniz.. Sizin aşka dair anlamlandırmalarınız ve bugüne kadar öğrendikleriniz.

Sonrası mı?

Sonrası siz de..

Gözlerinizi kapatın ve bu cümleleri tekrar edin. Eğer sizi mutlu ediyor ve coşku veriyorsa bu iyi bir şey, demek ki aşk haline yakınsınız.

Eğer gözlerinizi kapatıp bu cümleleri tekrar ettiğinizde bir şey hissetmiyor; bilakis korku, acı ve umutsuzluk hissediyorsanız bu da iyi bir şey..

Çünkü fark ettiğimiz şeyleri dönüştürebilme gücüde arkasından bize geliyor. Yeter ki kara bulutlar arasındaki sızıntı şeklindeki ışığa sarılabilelim.. 4 kelimenin 4’ü de umutsuz olamaz değil mi? Sadece, tek kelime varsa içlerinde; sizin sarılacağınız ışığınız, yani çözüm için cevabınız odur.

O ışık, ‘OL’ denilince olduran kaynağın ışığı. Koskoca enkazda küçücük bir bedenin bile hasarsız çıkmasını sağlayan aynı ışık, doktorların hiç umudumuz kalmadı dediği kişinin bir mucizeyle ayağa kalktığı ışıkta öyle..

4 kelimeden aşk kelimesinin de olacağı bir veya daha fazla cümleler kurun o sizin mottonuz olsun! Ne dersiniz? Hatta yapmaya niyetlendiyseniz; bunu bir kağıda, tahtaya ya da içinizden gelen sürekli göreceğiniz herhangi bir yere not edin ki, o dilek cümlesinin güzel enerjisi hep sizinle olsun.

Eğer bu 4 kelimenin içinde sizi üzen kelimeler varsa bunları cümleye eklemek yerine onların tam zıttını kullanmak cümlenin titreşimini, doğal olarak sizin titreşiminizi iyi yönde arttıracaktır. (Acı = Mutluluk, Korku = Cesaret vb.)

Örneğin; benim gözüme çarpan ilk 4 kelime: Özgürlük, cesaret, yarat, kabul

O zaman gelsin başucu mottom: ‘Yaratıcının verdiği aşk duygusuyla birlikte kendimi şimdi şu anda cesaretle olduğum gibi kabul ediyorum, onaylıyorum ve özgürleşiyorum.’

Peki senin motton nedir?

Not: Yazının altına yorum olarak yazarsanız, okuyan kişilere de ilham olacağına eminim.

Sağlıklı günlere,

Kaynakça; İsmail Bülbül Uyan kitabı

 

 

Esra Yılmaz

2009 Yılında Reiki ile 2011'de de İsmail Bülbül hocamla tanıştım. Reiki 3b Öğretmeniyim. Kendimi tanıma evresini yaşarken insanlara faydalı olabilmek amacındayım.

2 yorumlar

İnternet üzerinden dijital yayın hayatına ilk olarak 2013 yılında başlamış olan Varoluş Dergisi, kısa bir aradan sonra şimdi yeniden okurları ile birlikte. Değerli yazarlarımız, Spiritüalizm, Reiki, Yoga, Astroloji ve Yaşam alanlarında, siz değerli okurlarımız için yazıyor…

Arşivler