Varoluş Dergisi

TAMAMLANMAMIŞLIK VE ZEİGARNİK ETKİSİ

İnsan yaşamı, pek çok dinamiğin etkisiyle tamamlanmış ve tamamlanmamış şeylerden ibaret. Tamamlanmak elbette ki bir şeyin bütünlüğe ulaşması ve potansiyeli açısından önemli. Tamamlanmamışlık, nihayetine ermemişlikse, süreçte yaşamımıza bir anlam, amaç, bunu izleyen bir şevk, çaba, dinamizm ve yolculuğun biçimlendirmesini katarken, bazen de yük olup çok ciddi bir enerji kaybına yol açabiliyor. Her şey tamamlanma üzerine var olur.

En küçük şeylerden en büyük şeylere; ‘tamamla’, ‘bugünün işini yarına bırakma’ gibi vurguların önemini bilirsiniz.

Bunun değerine bir de Zeigarnik etkisinden bahsederek değinmek istiyorum.

Zeigarnik etkisi; kişilerin tamamlanmamış veya bölünmüş, kesilmiş şeyleri, tamamlananlara göre daha kolaylıkla hatırladığını ifade eden psikolojik bir kavram. Sovyet psikolog ve psikiyatr Bluma Zeigarnik tarafından bir restoranda yapılan gözlem sonucu bulunmuştur. Zeigarnik, garsonların siparişleri sadece servis sırasında hatırladıklarını, servis tamamlandıktan sonra siparişi hafızalarından sildiklerini fark eder. Konuyla ilgili çalışmalar ve deneyler yapar. Yaptığı çalışmalarla; bitirilmemiş, sonlandırılmamış işlerin, zihni meşgul ettiği ve iş bitince, zihnin bu meşguliyetten kendini kurtardığı sonucuna ulaşır. (Kaynak: Wikipedi)

En ufağından en büyüğüne hangi boyutta olursa olsun tamamlamadığımız, devam eden her şey varlığımızda bir yer ve haliyle bir enerji tutar: Birine ya da kendinize verdiğiniz bir söz, şifalandırılmamış bir konu, bir ilişki, bir duygu, ucu açık kalan bir görüşme, bir proje, bir hayal, netleşmemiş bir düşünce, yapılacak bir iş, nedenini, nasılını anlayamadığımız bir şey, örnekleri çoğaltabiliriz. Biz, bazı şeyler ister farkındalık alanımız dışında kaldığından, ister öncelikler, isterse de bilinçaltı kalıplar, korkular, alışkanlıklar, kişilik özelliklerimiz sebebiyle olsun çoğu zaman tamamlanabilecek şeyleri öteleriz. Fakat ötelenen şeyler arka planda çalışmaya ve enerji talebine devam eder.

En basitinden; biriyle çok kısa bir şey konuşmanız ya da sormanız gerekiyordur onu kafanızda evirip çevirirken günlerce ‘ha bugün ha yarın, daha zamanı değil’ vs. der erteler durursunuz ve genellikle bu şey, enerji ya da kişi rüyanızda farklı biçimlerde devam eder. Tamamlamadığımız şey bilinç dışıyken bile tamamlanma talep ettiğinden böyle bir sistem devreye girer. Belki gün içinde nedenini çok da anlamadığımız bir acele, öfke ya da sıkıntı bile duymaya başlayabilirsiniz, dahası bu açık pencere sebebiyle tamamlanacak olan şeylere de yeterince ve gereğince enerji aktaramayabilirsiniz, çünkü enerjiniz bölünmüş, parçalanmıştır.

Tüm bunların ben de yarattığı enerji sızıntılarını ve sonuçlarını ilk fark ettiğimde ucu açık, uzun vadeli planlar yapmama, sözler vermeme ve tamamlayabileceğim şeyleri en kısa zamanda, en basit biçimde halletme kararı almıştım. Bunu, gözümü açar açmaz yataktan çıkıp çıkmama ya da bir işi yapıp yapmama konusunda uzun uzun düşünmek yerine düşünceyi kesip karar verme ve eyleme geçme gibi basit ve küçük şeyler takip etti. Yaşamımın genelinde bir düstur olarak benimsemeye başladığımdaysa, enerjimde muazzam artış ve rahatlamalar oldu. Enerjiden bahsederken lütfen hem fizik/maddi düzeyi, hem zihin/duygu düzeyini hem de ruhsal enerji boyutlarının göz önünde bulundurun. Dolayısıyla kendimde ve çevremde şimdiye dek deneyimlediğim kadarıyla, merkezlerin işlevlerini doğru düzgün ve dengeli yapabilmesi, kapasitelerini randımanlı kullanabilmeleri açısından bu fonksiyonun çok kritik olduğunu düşünüyorum. Zeigarnik etkisine göre, garsonların akılda tutabilme ve hatırlama yetileri aynı zamanda eskiyi bırakabilme ile doğru orantılı. Bunun, alma, verme, tutma ve bırakmaya dair de çok değerli açılımlar barındırdığını fark etmişsinizdir.

Şimdi bir de bu tamamlanmamış ve açık pencerelerin etkisine farklı bir bakış açısından baksak nasıl olur? Mesela “kavuşamazsın adı aşk olur”u, aşkın görece ızdırabı, görece güzelliğini Zeigarnik etkisiyle birleştirmek nasıl olur? Ya da nefsin tekamülüne, varlığın tekrar yaşamı cezbetmesine bir de bu açıdan baksak? Veyahut tamamlanmayan/tamamlanan bir şifa çalışmasının yaratabileceği etkileri bu açıdan görmeye çalışsak? Bunları ve ötesini sizin engin tefekkürünüze bırakıyorum.

Sonbahar ve kış, bir nevi tamamlanmayanları tamamlama, içe çekilme zamanları. Ve burdan aldığımız enerjiyle benim elimde olup da sündürdüğüm, biriktirdiğim neler var, neden? Nasıl ve neler yapabilirim üzerine yatıp kalkacağımız, adımlar atabileceğimiz aylar… Nihayetine ermesi gerekenler maddi, manevi düzeyde sonucuna ulaşsın ki yepyeni mevsimler için yerler açılsın. Tamamlananların keyfini, bereketini, tamamlanmayanların bilgeliğini alabildiğimiz zamanlar olsun.

Ahu BİRLİK

Ahu Birlik

1981 baharında Ankara'da doğdum. Çocukluğum ve gençliğim seyahat ve enstantanelerle geçti. İstanbul Bilgi Üniversitesi Film&Tv lisans ve Kültürel İncelemeler yüksek lisans programlarını tamamladıktan sonra hizmet, üretim, reklamcılık gibi sektörlerde farklı görevlerde yer aldım. 2012 yılında içsel yolculuğu beni Reiki Bilinçaltı Terapiler ve Can Hocam İsmail Bülbül'e taşıdı. 2014 yılından beri Bodrum'da yaşıyor, Bodrum Şifa Sanatları Atölyesi Kumbahçe'de yolculuğumuza sevgiyle, şükranla devam ediyorum.

Usui Reiki Master Teacher

3 yorumlar

  • Emegine yuregine saglik, ne kadar yalin ve incelikle anlatmissin. Yazindaki tevazu, ruhundaki bilgelik, kelimelere ne güzel yansimis. Teşekkürler. Sevgiyle, Aşk olsun.

  • Evde bir gün yaparım diye öteledigim işleri programlarken çıktı yazı karşıma. Bir işaret olmalı bu diye düşünüyorum. Kış mevsimini hiç sevmezdim ama bir anda kanım kaynadı kendisine. Bundan sonra kış değil tamamlanma mevsimi artık benim için Aralık Ocak Şubat. Teşekkürler

  • Çok güzel bir konu seçimi, konuyu çok güzel yorumlama biçimi. Farkındalık artırıcı ve içinde yöntem barındıran yazılar çok faydalı bence. bir çok kişinin içinden çıkamadığı zihin karmaşıklığı için çok güzel işlenmiş bir yazı olmuş. Eline sağlık. Benim de aklıma arka planda kapatılmamış programların telefonun şarjını bitirmesi örneği canlandı zihnimde:))) özünde mekanizma aynı demek:)))

İnternet üzerinden dijital yayın hayatına ilk olarak 2013 yılında başlamış olan Varoluş Dergisi, kısa bir aradan sonra şimdi yeniden okurları ile birlikte. Değerli yazarlarımız, Spiritüalizm, Reiki, Yoga, Astroloji ve Yaşam alanlarında, siz değerli okurlarımız için yazıyor…

Arşivler