Varoluş Dergisi

ORADA OLMAK

Dervişe sormuşlar. “Seninle aynı şeyleri yapıyoruz, aynı şekilde yaşıyoruz. Aynı şeyleri yiyoruz, aynı yerde yaşıyoruz. Senin hep yüzün gülüyor, hep mutlusun, bizse aynı şeyleri yapmamıza rağmen mutsuz. Varsa bunun bir sırrı bize de söyler misin?”

Derviş cevaplamış:

“Ben otururken oturuyorum, yürürken yürüyorum, yemek yerken yemek yiyorum…”

Hayatta gerçek mutluluğa nasıl erişebileceğimizin çok basit ifadeyle özetlemiş aslında derviş. Ne yapıyorsan onu yap!

Bu kısa hikayeyi ilk duyduğumda çok iyi anlayamamıştım. Ama dervişin sözlerini nasıl yaptığını anladıkça ve hayatımda pratik ettikçe derviş gibi mutlu olmaya başladım. O yüzden sizinle de paylaşmak istedim.

O’rada olmak…

Doğu felsefelerinde, çoğu dini ibadette, psikolojide, günümüz kişisel gelişim tavsiyelerinde hep anda olmaktan, anda kalmaktan bahsedilir ve çeşitli yöntemlerle (yoga, reiki, aikido, judo, farkındalık meditasyonları, namaz vs.) bunun pratiği yaptırılır.

Peki nedir anda olmak, anda kalmak?

Anda kalmak, anın tadını çıkarmak, reklamlarda olduğu gibi televizyon karşısında çikolata yemek veya bungee jumping yapıp uçurumdan atlamak ve bunun tadına varmak değildir sadece.

Anda kalmak zihnen, bedenen ve ruhen dengede olmak, bir iş yaparken aklımızdaki duygu ve düşünceleri o anki beden eylemine çekmek, yani zihni bedene yönlendirmek, dikkati ise dış çevrede ne olursa olsun içerideki, merkezdeki o sonsuz boşlukta, özde, özgürlükte tutabilmektir.

Bu dengeyi derviş gibi kurup hayatı bu şekil yaşayanlara selam olsun. Ama günümüzde yaşam şartları bahane midir pek bilemiyorum ama derviş gibi yaşayanların sayısının pek az olduğunu görüyorum. Çoğu insan (kendimi de dahil ediyorum) bir şey yaparken ona sonuna kadar kendini verme durumunda değil. Yapılan işten, alınan maaştan, yaşanılan yerden kaynaklı memnuniyetsizlik, istenilen şeylerin yerine zorunda olunan şeylerin yapılması, bedenlerin, duygu ve düşüncelerin bir standardının olacağına dair inançlar, yaşam tarzlarındaki uçurum gibi farklar, yıllarca çalışma ve çabalamaların karşılıksız kalması, en önemlisi de şartları ve kendini olduğu gibi kabul edememe durumu bilinçaltında kendi kendini tekrar eden, sonuçsuz düşünceler ve şikayet, öfke, umutsuzluk, atalet gibi güçlü duygular yaratıyor. Bu duygular ve düşüncelerin ağırlığı ile zihin güçleniyor ve dikkat hep zihne yönlendiriliyor.

Böylece, beden işini yaparken zihin de oraya akacağına, bilinçaltındaki bu negatiflik yüzünden, kişi işini yaparken zihni ya söyleniyor, şikayet ediyor, ya set çekiyor kendini bloke ediyor. Otururken maaşını, dinlenirken işte olan olayları, yemek yerken çocuğun okul taksidini, yemek yaparken içeride televizyon izleyen kocasının ne rahat olduğunu, ödev yaparken arkadaşının mesaj atıp atmadığını düşünüyor. Orada olmayan şeyden hayır gelmez misali o anda orada olmayan zihinden de mutluluk, başarı, huzur gelmiyor.

Çözüm: Zihni o ana, oraya yönlendirmek lazım! O’rada olmayan zihinden hayır gelmez.

Şöyle düşünün zenginsiniz, paranız çok. Taksiye bindiniz ulaşacağınız yere vardınız, para ödeyeceksiniz ama paranız cüzdanda değil, bankamatikte. Orada olmayan para işe yaramaz…

Tatile gittiniz, güneş kreminiz yanınızda yok, güneş tepede, size o an lazım. Orada olmayan kremden hayır gelmez…

Yemek yapacaksınız, soğan bitmiş. Ee soğan markette o an evde yok. Orada olmayan soğandan hayır gelmez…

Aynı şey!

Bir şey yaparken (oturmak, konuşmak, düşünmek de dahil) tam olarak yapılmadığında, yani zihin, beden ve ruh uyum içinde ve bütün olmadığında, zihin orada olmadığında, o eylemden hayır gelmez. Eylemin sonucu ve sürecinde performans çok düşük, kişi ise huzursuz ve mutsuz olur.

Geç değil!

Şu an şimdi bunun için pratiklere başlayabilirsiniz. En kolay yolu beş duyu ile hisleri, hissedileni artırarak zihni ana çekmektir. Konuşurken dinleyin, yemek yerken tadın, koklayın, otururken koltuğu hissedin, izlerken renklere bakın…

En başta zorlanan zihin ve dağılma alışkanlığına sahip konsantrasyonunuz kararlı olduğunuz sürece pes edecek ve en sonunda gerçek kendinizin emrine amade olup, o andan hiç ayrılmayacak.

Denemesi bedava…

Kolay gelsin

Emine NALÇACI MAVİŞ

Emine Nalçacı Maviş

4.10.1984 Ankara doğumlu. Lisans/Yüksek Lisans dahil tüm eğitimlerini Ankara'da aldı. Çocuk diş hekimi oldu. Ankara, Sinop, Düzce’de çalıştı. Evlendi. İstanbul’a geldi. Bilincine ışık yakarak, hayata bakışını, böylece hayatını değiştiren Reiki Hocası İsmail Bülbül ile tanıştı. Reiki 3b öğretmeni oldu. Reiki’yi bilime katmalıyım isteği ile Yeditepe Üniversitesi Fizyoloji bölümünde doktoraya başladı. Böylece bir kez daha insanın mükemmel yaratıldığına şahit oldu. Reiki Okulu’nda öğrendiği öğretilerin soyutluğunun doktora bilgilerinin somutluğu ile desteklendiğini görünce yürüdüğü yolun doğruluğundan emin oldu. Düşüp kalkmalarından sonra o yolda koştuğunu hissediyor. Dönüp duruyor bakalım. Allah sonunu hayır etsin. Bu arada bir kızı, bir oğlu oldu. Onlar ve yaşadığı hayat sayesinde sevgiyi, sabrı, merhameti ve tüm güzellikleri hayatına katmaya çalışıyor.

Yorum yap

İnternet üzerinden dijital yayın hayatına ilk olarak 2013 yılında başlamış olan Varoluş Dergisi, kısa bir aradan sonra şimdi yeniden okurları ile birlikte. Değerli yazarlarımız, Spiritüalizm, Reiki, Yoga, Astroloji ve Yaşam alanlarında, siz değerli okurlarımız için yazıyor…

Arşivler