Varoluş Dergisi

OLUMLAMA’ NIN OLUMLU SONUÇLANMASI NÖROPLASTİSİTE İLE OLUR

Kişisel gelişimle ilgileniyorsanız, sanırım olumlama diye bir terim duymuşsunuzdur. Olumlama için, bilinçaltında kayıtlı olan öfke, nefret, suçluluk, değersizlik gibi olumsuz duyguların, “ben sakinim, kendimi affediyorum, kendimi seviyorum, ben cesurum” gibi telkinlerle (size uygun olan cümle ne ise) cesaret, sevgi, merhamet gibi olumlu duygularla değiştirilmesi olayı diyebiliriz kısaca. Ayrıca, gerçekleşmesi istenen bir şeyin gerçekleştiğine kalpten inanarak, bilinçaltında o pozitif imgeyi yaratmakta olumlamanın bir parçasıdır. Olumlama cümlesi, alçak ya da yüksek sesle, en önemlisi inanılarak belirli bir süre boyunca tekrar edilir. Bu sürenin kalıcı bir dönüşüm için en az 21 gün olması tavsiye edilir.

Adının olumlama olmasından mıdır, yoksa ödev gibi tekrarlanmasından mıdır bilemem, genelde yaparken saçma ve komik gelir. Çoğu insan da inanmaz zaten, papağan gibi cesurum demekle cesur olacağına veya 40 yıl öfkeli bir insanken 21 gün boyunca ben sakinim demekle sakin olacağına. Genelde bu inançsızlık yüzünden yapılmasa da, olumlama aslında hayatımızın içine gizlenmiştir ve biz ona sıklıkla başvururuz. Ama farkında değilizdir. Örneğin, başımıza istemediğimiz bir olay geldiğinde işin sonunu genelde zorunlu olumlama ile bitiririz. Başımıza gelen olayın nedenini, nasılını sürekli düşünür, çözüm yolları arar, bulamadığımızda “neyse hayırlısı buymuş” deriz ve kabullenme ile bilinçaltını dönüştürerek zihni sustururuz. Ya da yapamayacağımızı düşündüğümüz bir iş için inanç dolu “niye yapamayayım, başkalarından ne farkım var, ben de başarılıyım” düşüncesi ile bilinçaltımızdaki başarısız olduğumuz inancını bir anda değiştirebiliriz. Hastayken, “ya iyileşmezsem, ya böyle kalırsam” gibi vesveseleri, “geçecek, iyileşiyorum, ben güçlüyüm” gibi telkinlerle dönüştürür, farkında olmadan olumlamayı kullanmış oluruz. Peki farkında olmadan veya bilinçli bir şekilde bu değişim/dönüşüm nasıl olur?

Biliyoruz ki vücudumuzda her eylemi beynimiz yönetir. Fiziksel eylemlerin yanı sıra, hatırlama, düşünme, öğrenme gibi fiziksel olmayan eylemler de buna dahildir. Beynimiz bu görevlerini, sinir sistemimizi oluşturan nöron denilen hücreler ve bu hücrelerin arasındaki bağlantılarla yapar. Var olan milyonlarca nöron ve bunların arasında olabilecek milyarlarca bağlantı ile sayısız olasılıkta hal, davranış, duygu, düşünce, inanç bizi bekler. Sıkı sıkıya tutunduğumuz kişiliğimizi (iyi birisiyim, öfkeliyim, korkağım vs) oluşturan inançlarımız da aslında nöronlar arası bağlantıdan başka bir şey değildir. Az önce de yazdığım gibi herhangi bir şeyi yapmamız hatta düşünmemiz nöronlar arası bağlantılar kurulması ile olur. İnternet ağındaki gibi beynimizde de sürekli bilgi akışı ile, sinir sistemimizdeki bu bağlantılar sürekli değişir veya daha da pekişir. Üzerinde durulmayan, tekrarlanmayan iletiler git gide söner ve sonucunda ilgili bağlantılar yok olur veya üzerinde çok durulan, tekrarlanan iletiler sonucunda ilgili bağlantılar daha da sağlamlaşır. İşte bunları kalıcı yapan düşünceyi/eylemi sürekli tekrarlamak veya ona çok sıkı sıkıya bağlanmaktır. Sürekli aynı şeyi düşünmek, söylemek ve yapmak, bir de yaptığımıza, düşündüğümüze inanarak bu durumu güçlendirmek bu nöronlar arası bağlantıları kalıcı hale getirmiş olur. Bu şekilde refleks haline gelen öğrenilmiş düşünce/eylem artık kendimize ait olur, böylece düşünmesi de yapması da çok kolay hale gelir.

Kısaca sürekli olarak kendimize, kendimiz, hayatımız veya başka kişiler hakkında ne diyorsak, o şeyler neyse, onları beynimize nöron bağlantılarıyla kaydetmiş oluruz. Ses kaydı yaparken bandın söylenileni sorgulamadan kaydetmesi misali beynimiz de sorgulamadan ne düşünüyorsak ne yapıyorsak onu kaydeder ve bizi bu kayıtlarla yönetir. Mekanik bir şekilde işleyen bir sistem vardır aslında. Bu yüzden olumlama ile olumlama kalıbını tekrarlamamız sonucunda yeni nöron bağlantıları oluşmaya başlar, bunu sürekli yaparak kuvvetlendirir bir de inanarak yaparsak iletiyi çok ama çok kuvvetlendirdiğimizden öğretiyi/olumlama içeriğini kalıcı hale getiririz. Öğrenme ile sadece nöronlar arası bağlantı oluşmakla kalmaz aynı zamanda beynimizde de değişim meydana gelir. İşte beynin yapısal veya fizyolojik değişikliklere uğrama yeteneğine nöroplastisite denilir. Nöroplastisite, yaşam süresi boyunca, çevresel farklılıklara tepki olarak beynin esneklik göstererek, yapısını ve işlevini değiştirme kapasitesi şeklinde de tanımlanabilir. Bu yetenek sayesinde değişmeyecek kişilik, yapılamayacak iş, başarılamayacak olay kalmaz.

Özetle beynimiz gelişime, değişime çok açık bir yapıdır. Aynı kaslarımız gibi kullandıkça güçlenir. Nasıl egzersizle vücudumuzu geliştirebiliyorsak, zihin egzersizleri ile de beynimizi, dolayısıyla kendimizi istediğimiz yönde geliştirebiliriz. Bunu yapmak ise öyle çok zor bir olay değildir. Dikkatimiz sürekli kendimizde olduğunda, en önemlisi de kendimize inandığımızda her şey kendiliğinden olacaktır zaten. Bu yüzden aklınızdan, özellikle de gönlünüzden geçenlere dikkat edin.

İster bilinçli ister bilinçsiz olsun, kalbiniz hep temiz, içiniz hep olumlu olsun ?

Emine Nalçacı Maviş

Emine Nalçacı Maviş

4.10.1984 tarihinde Ankara da doğdum.İlk, orta ve lise öğrenimimi Ankara da tamamladım. Lisans eğitimimi 2007 yılında Ankara Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi'nde bitirdim. 2010 yılında aynı üniversitede Pedodonti (çocuk diş hekimliği) alanında yüksek lisansımı tamamladım. Sonrasında Boyabat Devlet Hastanesi (2010-2013), Düzce Ağız ve Diş Sağlığı Merkezi (2013-2014) ve Bakırköy Dr. Sadi Konuk Eğitim ve Araştırma Hastanesinde (2014-2015) çalıştım. Şuan Bağcılar Eğitim ve Araştırma Hastanesinde diş hekimi kadrosundayım. Evli ve bir kız çocuğu annesiyim. Düzcede ikametim sırasında yakın bir arkadaşım vasıtası ile reiki eğitimine başladım. İstanbul'a geldikten sonra da Reikiokulu ile tanıştım ve hayatımı değiştiren reiki de 3b öğretmen aşamasına gelerek Reiki başta olmak üzere spiritüel alanında kendimi geliştirmeye başladım. Kitap okumaktan ve el işleri yapmaktan hoşlanırım.

4 yorumlar

  • Nöroplastisite-olumlama arasındaki geçirgenliği çok güzel işlemişsiniz. Sade ,yalın ve anlaşılır bir dil kullanmışsınız. Haliyle okunması esnasında konuya hakimiyet çok kolay bir şekilde sağlanmaktadır.
    Emeğinize sağlık. Çok teşekkür ederim.

  • Nasıl da mihenk taşı bir konu bu ara çok şey okuyorum izliyorum bu yazı da üstüne mükemmel geldi ??

İnternet üzerinden dijital yayın hayatına ilk olarak 2013 yılında başlamış olan Varoluş Dergisi, kısa bir aradan sonra şimdi yeniden okurları ile birlikte. Değerli yazarlarımız, Spiritüalizm, Reiki, Yoga, Astroloji ve Yaşam alanlarında, siz değerli okurlarımız için yazıyor…

Arşivler