Varoluş Dergisi

KENDİ YOLUNU SEVMELİ İNSAN

Geçmişimden pek memnun değildim. Bir duvara toslamıştım, ne var ki, tamamen kaza olmadığından şüpheleniyordum.

Aşağıhayırsız köyüne giden otobüse kendim binmiş, yol boyunca her virajda ve tümsekte söylenmiş, ama hiç bir mola yerinde de inmemiştim. Sonunda otobüs köyün girişinde, üstünde kocaman harflerle Aşağıhayırsız yazan tabelanın hemen arkasındaki duvara son hız toslamış, akordeon gibi olan otobüsten neyse ki herkes sağ çıkmıştı. Hemen bizi almaya Sanadersolsun köyünden ambulans gönderdiler. Hepimiz biraz mahcup, biraz şaşkın, ambulansa binip yanyana oturduk. Kimimizin kalbi kırılmış, kimimizin ruhu zedelenmiş, benimse nefsim çatlamıştı.

Dönünce çatlayan nefsimi doktora gösterdim. Dedim ki, doktorcum, acaba bir insanın ömründe en az bir kere nefsinin çatlaması şart mıdır, değilse, mesela acaba o otobüse binmeseydim, hiç çatlamayacak mıydı? Dedi ki şart değildir ve hayır çatlamayacaktı. Ve ekledi: Her şey bizim seçimimiz, başımıza gelen her şeyin sorumlusu biziz. İçime sinmedi. Dedim ki, ama Aşağıhayırsız köyünü çok merak ediyordum, daha önce hiç otobüs yolculuğu yapmamıştım, ve otobüs çok güzeldi. Kaderimde varmış diyemez miyiz? Dedi ki: Kaderimizi biz yazarız. Üzüntü, suçluluk, ve bir sürü soru işareti ile oradan ayrıldım.

Aradan bir kaç gün geçti. Doktorun verdiği ilaçlar sayesinde nefsimin çatlağı iyileşmeye başlamıştı ama suçluluk yükü giderek ağırlaşıyordu. Başka doktora gittim. Bana baktı, dinledi, ve dedi ki: Evladım, O istemezse yaprak düşmezmiş. İçim rahatlamıştı. Aradığım cevap buydu. Başıma gelen her şeyin suçlusu ben olamazdım. Duvara toslamak kaderimde vardı ve kaderden kaçılmazdı.

Artık tekrar gülebiliyordum. Hem nefsim iyileşmiş, hem de yükümden kurtulmuştum. Bu halde bir süre yaşadıktan sonra aklıma takıldı: İyi de, yaşamımız üzerinde hiç mi söz hakkımız yoktu?

Beni rahatlatan doktora yeniden gittim. Dedim, bu işte bir eksiklik var. Hayatımı önceden yazılmış bir senaryoyu oynar gibi mi yaşıyorum, kendi hayatım üzerinde hiç mi kontrolüm yok? Olur mu dedi, her şeyi biz yaratırız. Hah, tamam işte dedim, yanından güle oynaya çıktım, böyle neşe içinde bir kaç gün daha geçirdikten sonra kafama dank etti: Yahu, bu doktor, önceki gidişimde bana, O istemezse yaprak düşmezmiş dememiş miydi?

Kapısına dayandım. Dedim ki doktorcum, sen bir öyle, bir böyle konuşuyorsun, hele bir baştan alalım. İlk geldiğimde O istemezse yaprak düşmezmiş dedin, ikinci geldiğimde her şeyi biz yaratırız dedin, bu nasıl iş? Dedi ki: Evladım, başına gelen hiç bir şeyde kendi payını görmeyenlere birinci kaideden başlar, sonra ikinciyi söylerim. Sana ikinci kaideden başladım, sonra birinciyi söyledim. Şimdi de üçüncüyü söylüyorum: Bu ikisi, aynı şeydir.

Nasıl yani dedim. Bu ikisi nasıl aynı şey olabilir? Tekrarladı: Sevgili çocuğum, bu ikisi aynı şeydir. Evet, her şeyi biz yaratırız. Ve evet, O istemezse yaprak düşmez. O ve biz ayrı değiliz ki. Biz O’yuz. Her şey O’dur. O, bizim elimizle yapar, bizim sesimizle konuşur. Bize şah damarımızdan da yakındır, ve biz, duamızı da, şükrümüzü de, aslında kendi özümüze, içimizdeki nura ederiz. Tüm acıları da, özümüzü bilmemekten, O’nu ve kendimizi ayrı sanmaktan çekeriz. Doğru ve yanlış yoktur. Güzel ve çirkin yoktur. Her şey birdir. Bize ne olursa güzel olur, bizim için en hayırlısı odur.

Ağlamaya başladım. Sonrasını hatırlamıyorum. O kadar çok ağlamışım ki beni yatırmışlar, ne olduğunu anlamak için röntgen çekmişler. Görmüşler ki ağlaya ağlaya nefis mefis yumuşamış, çerçöp gitmiş, tertemiz olmuşum. Röntgen filminde, kalbimin orada rengarenk çiçekler görmüşler. Gözümü açtığımda yoldaydım. Taburcu olmuşum, Onunla bir köyünden ambulansla gelmişler,  beni eve götürüyorlardı.

 

Yorum yap

İnternet üzerinden dijital yayın hayatına ilk olarak 2013 yılında başlamış olan Varoluş Dergisi, kısa bir aradan sonra şimdi yeniden okurları ile birlikte. Değerli yazarlarımız, Spiritüalizm, Reiki, Yoga, Astroloji ve Yaşam alanlarında, siz değerli okurlarımız için yazıyor…

Arşivler