Varoluş Dergisi

DOĞANIN SESSİZLİĞİ

Geçtiğimiz yıllarda bir arkadaşımla sahil kenarına gitmiştik. Kum ve denizi gören ben hemen ayakkabılarımı çıkartıp kumları ve denizi hissetmek istemiştim. Arkadaşım biraz duraksadı ve irkildi. ‘Kumların ayağıma değmesinden korkunç rahatsız oluyorum.’ O an şakayla karışık kendisine bu güzellikten mahrum kaldığını söyleyerek takılmıştım.

Gel gelelim aslında arkadaşım genel olarak kendi iç doğasına da biraz uzaktı o zamanlar, sonradan bu durum değişti onun için.

Genel bir varsayım üzerinden değil de kendi gözlemlerim üzerinden diyebilirim ki, dışarıda gördüğümüz doğa aslında bizimle birlikte.

Ruhumuzla, zihnimizle, bedenimizle olan sohbetimiz, sorgumuz, iletişimimiz ne kadar artarsa algılarımızda o yönde artar, doğaya özlemimizde öyle..

Doğada uzun süre vakit geçiren kişiler anda kalmanın ne demek olduğunu keşfetmişlerdir. Doğa sessiz ve kabullenicidir, daha az düşünce üretmemizi sağlar ve mutluluk hormonlarımızı yükseltir. Bedenden başlayarak tüm zihinsel, ruhsal alanlarımızın temizliğini yapar, topraklanmamızı sağlar. Bize aş olur, nefes olur, ev olur.

Özellikle değişim zamanlarımıza baktığımızda hep bir doğaya gitme isteği, kimi zaman doğaya kaçış gibi kavramlar konuşulur.

Ülke olarak da bu anlamda çok şanslıyız fakat insan kimi zaman elindekinin kıymetini bilemez hale geliyor. Tüm dünyada var olan küresel ısınmadan ülke olarak biz de büyük ölçüde etkilendik. El birliği ile bu rahmet ve bereketin alanını daralttık. O veya bu sebepten çıkan yangınların temelinde insanoğlu olarak küresel bilince olan duyarsızlığımız yatıyor.

Dilerim ki; bir şeylerin kıymetini anlamak için, bu denli büyük kayıplara ihtiyaç olmasın.

Doğanın ve orada yaşayan canlıların yaşam hakkı bize ait değil!

Dilerim ki; ‘ben’ demekten vazgeçtiğimiz günlerin sayısını daraltıp ‘biz’ demeyi öğrenelim.

Doğanın sesi yok, konuşamıyor diye onu hafife almamalıyız, onun cevabı bizim altından kalkamayacağımız boyutta oluyor..

Nefes her şeydir! Yine bedenli olan aynı cinsine zarar vermek için ‘oksijen’ kaynaklarını daraltmanın, kendi ayağına çelme takmaktan başka bir anlamı yok, çünkü kaçılacak başka bir dünya yok.

Pazarlık kavramı insan zihnine mahsus bir kavram. Dünya, yeryüzü, doğa hakikatin bir parçası olduğu için ‘Ben senden şu kadar aldım, taksitle ödeyeyim ya da bak şu kadar nemalandım gel bana yaptıklarımdan indirim yap,’ durumu tamamen geçersizdir.

Dünya bugünkünden çok daha büyük afetler gördü ve dönüşerek kendini yeniledi. Etkiye tepki kavramının doğal seleksiyonla yaşandığı ve kendinden alınanı hakkaniyetle yerine getirdiğini hepimiz gözlemliyoruz.

(https://www.youtube.com/watch?v=L09-rr2cKdg bu doğa olaylarına birkaç örnek)

O zaman diyebiliriz ki; dünya ve doğa her şartta kendini bilmediğimiz bir zaman diliminde yenileyecek. Burada ona karşı yapacağımız her iyileştirme çalışması ve iyilik aslında kendimize yaptığımız iyilik olarak bize dönecek. Bugün diktiğimiz bir ağaç, birkaç nesil sonra dünyaya gelecek insanların nefes alabilmesini sağlayacak.

Doğa sessizlik içinde milyarca yıldır kendini yenilemeye devam ediyor ve edecek. Var olan doğa olaylarını ne ilk biz yaşadık, ne de son biz yaşayacağız.

Doğaya olan tutumumuz ‘insani’ gelişimimiz için önemli. Doğa bizim yegane öğretmenlerimizden.

Örnek olarak; doğadan korkmak ve onun bilinmezliğinden kaçmak yerine ona yaklaştığımızda, kendi korkularımızla yüzleşip, bilinmez olan şeylerden korkulmaması gerektiğini öğreneceğiz.

Evin içinde bile bir çiçek yetiştirildiğinde onun büyüdüğünü izlemek bize ‘emek’ kavramının ne kadar önemli olduğunu hatırlatıyor.

Sağlığımızın önemini hatırlatıyor, doğada kaldığımız zaman nefesimiz açılıyor ve sağlıklı bir insana dönüşüyoruz.

Doğa kimi zaman ev oluyor, koruyor, kolluyor. Aslında kimsenin ‘tekelinde’ değil.. Olmamalı!

Doğanın verdiği nimetlerle hayat sürüyor, verdiği aşkla da şairler yetişiyor..

Sonsuza kadar sürebilir ama bunları yazmak için satırlar yetmez.

El birliğiyle ‘şu an’ doğaya ve canlılara yapılan tahribatın yaralarını saralım. Gönüllü kuruluşlara üye olalım, eğitimler alalım. İlk yardım öğrenelim. Ağaç dikme çalışmalarına katılalım. Birebir de katılamıyorsak da dolaylı olarak bağışlarımızla harekete geçelim. En basiti doğaya çöpümüzü atmamak ilk adım olabilir!

Biz şu gün, şu ay, 20..’ de yaşıyorsak eğer, yine ‘şu andan’ sorumluyuz. Tüm dünyada virüs, depremler, yangınların yaşandığı bir devirde olduğumuza göre burada bizlerin, bizlerden önce gelenlerin ve sonraki nesillerin karmasını temizlemek için büyük bir hikmet var.

Görmemiz dileğiyle..

Esra Yılmaz

2009 Yılında Reiki ile 2011'de de İsmail Bülbül hocamla tanıştım. Reiki 3b Öğretmeniyim. Kendimi tanıma evresini yaşarken insanlara faydalı olabilmek amacındayım.

Yorum yap

İnternet üzerinden dijital yayın hayatına ilk olarak 2013 yılında başlamış olan Varoluş Dergisi, kısa bir aradan sonra şimdi yeniden okurları ile birlikte. Değerli yazarlarımız, Spiritüalizm, Reiki, Yoga, Astroloji ve Yaşam alanlarında, siz değerli okurlarımız için yazıyor…

Arşivler