Varoluş Dergisi

ÇAKRA SİSTEMİ – 2

Kalp Çakrası

Rengi: Yeşil

4.çakramız olan Kalp Çakrası iki göğsümüzün ortasında yer alır. Fiziksel boyutta; kalp, akciğerler, timüs bezi, göğüs kafesine denk gelir.

Bu çakra sevgi, şefkat, merhamet, arkadaşlık, rahmet, fedakarlık, güven duygusu, ilahi aşk ve maneviyatı ilgilendirir.

Kalp Çakrası iyi çalışan birinin bağışlayıcılığı, fedakarlık duygusu ve merhameti yüksektir. Yardımsever ve arkadaş canlısıdır. Güven duygusunu bilir ve koşulsuz sevgiyi verme ve alma konusunda açıktır.

Eğer kişinin kalp çakrası tıkalı veya kirliyse; şüphecilik duygusu oluşur. İnsanlara güvenmekte problem yaşar veya kimsenin onu sevmediğine dair düşünceler geliştirmeye başlar. Kin, nefret gibi düşük frekanslı duygular Kalp Çakrası’nı kirletir.

Hastalıkların arka planında duygu ve düşüncelerimizin etkisi olduğuna daha önceki yazılarda değinmiştik. Uzun yıllar tutulan yas duyguları, keder, depresyon ve kronik devam eden hüzün, üzüntü, keder, şüphe, sevgisizlik duyguları kalp rahatsızlıkları, kanser, nefes problemleri vb. oluşumuna zemin hazırlayabilir.

Reiki uyumlaması (inisiye) ile birlikte kişinin diğer çakraları ile Kalp Çakrası’da temizlenir ve özdeki doktor açığa çıkar. Kişinin farkındalığı yükselir ve içsel olarak olgunlaşmaya başlar.

Kalp çakrasının sağlıklı çalışması için öneriler:

İç dünyamıza ve öze güven duygusunu geliştirmek. Yaşadığımız olaylar her ne olursa olsun kalbimizi açık tutmak.. Kalp açıklığı hiçbir zaman üzülmeyeceğiz, kırılmayacağız garantisini bize vermez, aksine bu açıklıkta tüm ihtimaller vardır ve -her şeye- rağmen kalbimizi sevgiye açık tutmalıyız.

Affetmek hem kalbimizi, hem bizi, hem de affettiğimiz kişileri özgürleştirir. Ancak özgür bireyler özleriyle daha derin bağlar kurabilirler.

Yardım etmek bizi daha güçlü hissettirir. Bunu en yakınlarımızdan başlayarak çevremizde bulunan kişilere, doğaya ve tüm canlıların iyi olması için yardımcı olarak başlayabiliriz.

“Kendimiz için dilediğimizi başkası içinde dilemek” bu kalp çakramızın gelişimini sağlayarak bizi “ben” algısının içinden çıkarır ve egonun bize algılattığı kimliğimizin dışındaki alanda derin bir mutluluk yaşatır. Ego, kendimiz için istediklerimizi gölgelerken başkası için ettiğimiz duaları daha rahat imgeleriz ve çok içten istersek gerçek olmasını sağlarız.

Kalp Çakra Olumlamaları:

-Ben sevgiyim

-Kalbimi güvenle sevgiye açıyorum

-Kendimi ve ………… kişiyi/kişileri kalpten ve yürekten affediyorum.

-Kendimi her halimle seviyor ve kabul ediyorum.

-Kendime/özüme güveniyorum.

Boğaz Çakrası

Rengi: Mavi

Yeri boğaz bölgemizin olduğu kısımdır. Fiziksel boyutta boyun bölgesi, gırtlak, ses tellerinin olduğu alanı içerir.

Boğaz Çakrası; iletişim, özgüven, dürüstlük, konuşma ve kendimizi ifade etme çakrasıdır.

Kendimizi doğrudan ifade edebildiğimiz sürece boğaz çakramız sağlıklı çalışır.

Özellikle bizim ülkemizde dolaylı iletişim çok fazladır. En başta saygı kisvesi altında aile içinde anne-babamıza bile sesimizi çıkartmamamız öğretildi. Baban kızar sus, annen üzülür aman bir şey deme ayıp olur gibi kavramlarla kendimizi ifade etmemiz gereken yerlerde bile susmak/susturulmaktan dolayı kendimizi savunamaz hale geldik. Gözlemlediğim kadarıyla yeni gelen nesilde aileler bu konuda daha bilinçli ve kendini ifade eden çocuklar yetiştirmeye çalışıyor fakat halen saygı ve korku arasındaki farkı idrak edemeyen bir kesimde çoğunlukta.

“Ağaç yaş iken eğilir.” atasözündeki gibi çocuklukta hatta bebeklikte başlayan bu serüvenin temelinde kendini özgürce ifade eden, hayır demeyi bilen ve cesurca hakkını ifade eden çocuklar, ilerleyen yaşlara da bunu taşıyacak ve kendi hayatının sorumluluğunu tam olarak ele alacaktır. Özgür ve özgün bireylerin en büyük özelliklerinden biri kendilerini dürüstçe ve doğrudan ifade edebiliyor olmalarıdır.

Boğaz Çakrası’nın sağlıklı çalışması için öneriler:

Kaç yaşına gelmiş olursak olalım, kendimizi ifade etmek için geç değildir. Evet çocukken bunun oturması çok daha kolay olabilirdi ama fark ettiğimiz noktada değişimi başlatabiliriz ve bunu başarabiliriz.

Hayatımızda ailemiz, eşimiz, sevdiklerimiz her kim olursa olsun istemediğimiz bir konuda “hayır” demeyi öğrenmeliyiz. Birileri bizi sevmeyecek, kızacak, istemeyecek diye yapmak istemediğimiz hiçbir şeyi yapmamalıyız. Korkularımız hangi safhada yoğunluk taşırsa taşısın ilk adım bunun üstüne gitmek olacaktır. Bir kere başlanınca devamı gelecek ve boğaz çakramızdaki blokajlar temizlenmeye başlayacaktır.

Kendimizi bu konuda aşmak için, hitabet, tiyatro, drama vb. içinde olacağımız bu tarz etkinliklere katılabiliriz.

Sesimizin iyi veya kötü olmasına takılmadan şarkı söylemek (hatta bazen yüksek seste) hem yaşam enerjimizi yükseltir hem de ses tellerimizi harekete geçirerek boğaz çakramıza katkı sağlar.

Reiki uyumlaması (inisiyesi) ile diğer çakralarla birlikte boğaz çakrası da temizlenecektir. Uyumlama alan kişilerden gelen geri dönüşler kendilerini daha iyi ifade etmeye başladıkları yönünde oluyor.

Meditasyon her ne kadar öncelik olarak alın çakrasıyla ilişkili olsa da, çakralar birbiriyle bağlantılı olduğu için temiz bir zihin düşüncelerimize ve direkt olarak konuşmalarımıza ve ifadelerimize yansıyacaktır.

“İfade düşünce elbisesidir.” – Alexander Pope

Tüm insanlık birbirine görünmeyen iplerle bağlıdır ve doğruyu – yanlışı tek başımıza idrak etmemiz mümkün olmayabilir. İfademiz ve insanlarla iletişimimiz sonucunda düşüncelerimizin etkilerini ölçme şansımız olur. Böylece düşüncelerimizi düzenler ve kendimizi tanımaya başlarız.

Böylece nerede ne konuşmamız gerektiğini, dürüstlük denilen kavramın her şeyi, her ortamda açıkça söylemek anlamına gelmediğini, söylemek istediğimizi doğru bir üslupla aktarabileceğimizi öğrenmeye başlarız.

İyi bir dinleyici aynı zamanda iyi bir konuşmacıdır. İnsanları dinlemeyi öğrenme alıştırmaları yapmak iletişim yeteneğimizi geliştirir ve boğaz çakramızda açılımlar yaşamamızı sağlayarak daha derin ve sessiz iletişimin kapılarını bize açar.

Boğaz çakrasının manevi çakralardan biri olması da bu yönüyle önemlidir. Kelimelerin arkasında özellikle kendimizle kurduğumuz derin iletişim özümüzle olan iletişimdir.

Hz. Mevlana’nın da dediği gibi; “Dilin aşkı yorumlaması güzeldir ama dile gelmeyen aşk daha güzeldir.”

Sessizlikte yaşanan şeyler herhangi bir şüphe ve düşünce karışmadan içeride filizlenir ve özümüzle arasında gizli bir geçit oluşur. Hakikat kendini ifade edeni severken, sırları saklayanı ve muhafaza edeni de ödüllendirecektir. Bunlar gözle görünmeyen kişinin manevi dünyasını zenginleştiren hediyelerdir ve sırra vakıf olan kişiler perdeleri birer birer açarak asıl olana kavuşacaklardır. Perdeler bizim sınavlarımızdır. Zaman görecelidir ve bir sınavın süresi bazen ömür boyu sürebilir. Perdeleri kaldıran kişi perdeleri kaldırdığının yayınını açık olarak ifade etmez. Sır onda bedenlendiği için sırrın kendisi olmuştur ve her perdeden kişiye anlayacağı şekilde yayın yapmayı öğrenmiştir. İster konuşarak, ister beden diliyle, ister enerjiyle, ister susarak…

Buradan yola çıkarak boğaz çakrası dünya yönüyle özgüven, iletişim ve kendini ifade edebilmek iken manevi yönüyle sır, öz ve özle olan derin iletişimi ifade eder.

Boğaz Çakrası Olumlamaları:

– Kendi isteklerimi cesurca ve dürüstçe ifade ediyorum.

– Kendimleyken, evde, iş yerinde, sosyal çevremde kendimi iyi ifade ediyorum.

– İletişim yönüm başarılıdır.

– İnsanlarla, doğa ve canlılarla iyi iletişim kurarım.

– Kendime ve başkalarına karşı dürüstüm.

Alın Çakrası

Rengi: Mor veya lacivert

Yeri iki kaşımızın 2-3 cm üstündedir. Fiziksel boyutta alın ve baş bölgesini kapsar.

Zihin çakrası veya 3.göz çakrası olarak da adlandırılır.

Zihin çakrası manevi olarak ele aldığımızda sezgilerimiz, ön sezi, hissiyatlar, ileri görüşlülük gibi kavramları ilgilendirir. Zihin çakrası açık ve temiz olan kişiler olabilecek olayları zihin çakrası tıkalı olan kişilere göre daha çabuk hissederler. Bir bakıma tüm duyularını daha rahat algılarlar. Örneğin; görme duyusuyla gözle görünen boyutun arka planını da görebilme, işitme duyusuyla duyduğunun ötesinde işittiğinin arka planını algılayabilme, dokunma duyusuyla bedenin ötesinde hissedebilme, koklama duyusuyla havayı – olayları, durumları, hisleri- koklayabilme gibi yetileri geliştiğinde zihin çakrasının manevi yönü gelişmeye başlamış demektir.

Zihin çakrası dünyevi yönüyle iyi çalıştığında da yeni ve büyük fikirler, yaratıcılık, akıl yürütme yetilerinin gelişmesi, kıvrak zeka ve büyük planları ortaya koyabilme gücünü kişiye verir.

Tıkalı ve bloke zihin çakrası olan kişilerin düşüncelerinde bulanıklık, kararsızlıklar, hafıza sorunları, çok fazla düşünmek, fikirler üretmek ve blokeden dolayı bunları ertelemek veya hayata geçirememek gibi etkiler olur.

Ön yargılı düşünceler, çocukluktan itibaren öğretilen kalıplarla, dogmalarla yaşıyorsak ve bunları aşmak için çabalamıyorsak yani kendimizi öğrenmeye ve değişime bu yönde açmamışsak zihin çakramız tıkanabilir. Bir nevi at gözlüğü ile dünyayı görmek dediğimiz kavram budur.

Avrupa toplumlarının doğu toplumlarına göre dünyevi açıdan daha gelişkin olmaları zihin çakralarını bu tarz ön yargılarla doldurmadan yaratıcılık üzerine geliştirmelerinden kaynaklanır.

Manevi açıdan da doğu toplumları Avrupa toplumlarına göre daha gelişkindir.

Dengede olabilmemiz için, hem manevi hem dünyevi yanımızı kabul ederek yaşamamız gerekir. Maneviyatı reddettiğimizde yalnızca materyal ve anlamsız bir hayat sürdürmüş oluruz, bu bizi mutsuz eder veya sadece manevi bir hayat yaşadığımızda yaşam enerjimiz yok olmaya başlar ve maneviyattan bile tat almaz hale geliriz yine mutsuz oluruz.

Alın Çakrası’nın sağlıklı çalışması için öneriler:

Zihin çakrasının sağlıklı çalışması için değişime ve yeniliklere açık olmak önemlidir. Eski düşünce kalıpları ve artık işe yaramayan bazı yöntemler, dogmalar kısacası bize iyi gelmeyen tüm düşünceleri değiştirmek ve o niyetle ilk adımı atmak gerekir.

Üçüncü gözüm açılsın, sezgilerim artsın gibi düşüncelerle başvurulan teknikler kişilerin akıl sağlığına olumsuz etki etmektedir. Işık görüyorum, vizyon görüyorum, astral seyahat yapıyorum, doğa üstü varlıklar benimle iletişime geçiyor, aura renkleri görüyorum vb. şeklinde yaklaşımlar içinde olmak ve bunları dile getirmek tamamen gerçek dışıdır. Zihnin – egonun yapmış olduğu oyunlardan ibarettir. İsmail Bülbül hocamız Reiki İlahi Aydınlanma kitabında bu konudan şu şekilde bahsetmiştir:

“Zihin çakrasına manevi yönüyle üçüncü göz çakrası dendiğinden bahsettik. Üçüncü göz çakramız kendiliğinden gelişmelidir, yani üçüncü göz zorlama olmaksızın kendiliğinden açılmalıdır. Bazı arkadaşlar üçüncü göz aktivasyonu ve eğitimleri gibi kurslar veriyorlar ama bunlara dikkat etmek gerekir çünkü zorlamayla açıldığında bu sorun yaratabilir. Kendiliğinden olmaz zorlamayla açılırsa, zihnin kontrolünde bir açılım gerçekleşir ki bu da tehlikelidir. Bize empoze edilen cinler, periler, bilinç altı korkuları ve diğer korkutucu fikirler açığa çıkar, var olurlar ve zihinde figürlere bürünürler. Zihin size o korkunç varlıkları var gibi gösterir çünkü zihnin kontrolünde bir açılım olmuştur. Kişi büyük korkular, yanılsamalar yaşayabilir ve hatta şizofreniye kadar gidebilir. O yüzden alın çakrasının açılımına dikkat etmeliyiz, tefekkürle, ibadetle, meditasyonla ve ileride bahsedeceğimiz renk imgeleme uygulamalarıyla kendiliğinden, akış içerisinde olmasını sağlamalıyız.”

Gerçeklerden kopmamalı ve zihnin getirdiği şeylere kanmamalıyız. Bu konularda da ayaklarımız yere sağlam basmalı ve dünyada yaşadığımızı unutmamalıyız.

Meditasyon zihin çakrasını en çok dengede tutan şeylerden biridir. Evimizi nasıl temizliyorsak, dolu olan zihnimizi temizlemek ve rahatlatmak için meditasyon yapabiliriz. Birçok meditasyon tekniği olduğu gibi en sade haliyle düşünceler üretmeyi bırakıp mevcut düşüncelere herhangi bir anlam veya yargı koymadan akmalarına izin vermek zihin bahçemizi temizlemeye yardımcı olacaktır.

Özellikle Reiki 2.aşamadan sonra sembol meditasyonları verilmekte olup günde en az 10 dk. bile meditasyon yapmak zihnimizi dengeler.

Bilinçaltı Kodlama Terapisi gibi uygulamalar zihin çakrası için önemlidir, çünkü Bilinçaltı kavramı bizim tüm hayatımızı şekillendirir. Kısır döngü halini almış konular sürekli olarak yer, kişi, mekan değişse de tekerrür edeceği için yaşam kalitemizi düşürecektir. Yıllarca bir konuyu halletmeye çalışmak yaşanacak güzel şeyleri ertelemek gibi olmasın, o yüzden çok öneririm.

Alın Çakrası Olumlamaları:

– Ben özgür ve sağlıklı düşüncelere sahibim.

– Zihin çakram temiz ve sağlıklı çalışır.

– Sezgilerimin farkındayım ve hayatın içinde kullanıyorum.

– Akıl yürütme ve anlama yetilerim gelişkin.

– Vizyonum ve fikirlerim kendime ve başkalarına ilham oluyor.

– Hafızam sağlıklı bir şekilde çalışıyor.

Tepe (Taç) Çakra

Rengi: Pembemsi beyaz veya mor

Yeri başımızın tepesidir. Tepe çakra bizim manevi çakramızdır. Tüm çakraların kendi arasında insanın dengesi için bir görev paylaşımı vardır. Tepe çakrası da Ar-Ge (Araştırma-Geliştirme) görevini üstlenir. Tepe çakrası maneviyatın ve ilahi bilgilerin olduğu çakramızdır. Her yönüyle manevi bir alandır. Ar-ge olmasından kastımız, açık olan tepe çakrası kişiyi ilahi olan bilgileri araştırmaya yöneltir. Ben kimim? Varoluş nedir? Allah nedir? Niye varız? gibi sorular tepe çakrasında oluşur.

Eksiksiz bir Reiki uyumlaması yapıldığında tepe çakradan gelen maneviyat enerjisi bizi öz kaynağa bağlar. Reiki uyumlaması olmasa da çoğu insanın tepe çakrası açıktır. Tıkalı olma durumunda maneviyat ve ilahi sorgulama azalır. Alt çakraların tıkalı olduğu yalnızca üst çakraların açık olduğu eksik bir Reiki uyumlaması gerçekleştiyse, enerji üst çakralarda çok yoğunlaşacak ve tepe çakrası gün geçtikçe daha da büyüyecektir. Aşırı maneviyat isteği gelebilir böyle durumlarda; fakat bu sağlıklı değildir. Çakraların hepsinin açık olması ve dengeli olması gerekir.

Tepe çakrası bize “birlik” enerjisi verir. Şu beden ve kimliklerimiz içinde kendimizi “ben” zannederiz. Tepe çakrası açısından bakınca insan kavramı bir ve bütündür. Kedilerin cinsleri vardır ama kedidirler. Ağaçların türleri vardır ama kendi içinde ağaçtırlar. Aynı bunun gibi düşünecek olursak insanda her yönüyle bir ve bütündür. O yüzden birinde gördüğümüz ve beğenmediğimiz bir şey varsa o da insana dairdir yani bizden çok uzakta değildir. Sadece tekamül yoluyla insana dair huyların gelişimi vardır. O yüzden bir zamanlar beğenmediğimiz o huy bizde de vardı ama tekamül yoluyla o konuda evrildik diyebiliriz.

Esra YILMAZ

Esra Yılmaz

2009 Yılında Reiki ile 2011'de de İsmail Bülbül hocamla tanıştım. Reiki 3b Öğretmeniyim. Kendimi tanıma evresini yaşarken insanlara faydalı olabilmek amacındayım.

Yorum yap

İnternet üzerinden dijital yayın hayatına ilk olarak 2013 yılında başlamış olan Varoluş Dergisi, kısa bir aradan sonra şimdi yeniden okurları ile birlikte. Değerli yazarlarımız, Spiritüalizm, Reiki, Yoga, Astroloji ve Yaşam alanlarında, siz değerli okurlarımız için yazıyor…

Arşivler