Varoluş Dergisi

HEDEFE KRİTER GİRERSE, HAYALLER SUYA DÜŞER

Hedef belirlemek için düşünmenize gerek yoktur. İçine yönelir insan, hatta yönelmesine bile gerek yoktur, çünkü zamanı geldiğinde içinize kendiliğinden doğar zaten. Kalbinize doğarsa zaten hisseder ve yerinizde duramazsınız.

“Sosyal bir varlık olan insanın, hayatta başarılı olması, mutlu olması için hedefleri olmalı” diye başlanır genelde kişisel gelişim cümlelerine. Hedef belirlemelisiniz ki başarılı olasınız, başarılı olasınız ki mutlu olasınız diye de genelde devamı gelir. Dili tam da egonun seveceği gibi “-meli, -malı” içerikli, kuralları olan, günümüz insanının olmazsa olmazı, şartlı mutluluk kalıplarından birisi daha. Mutluluk ya da başarı arayanlara, hayatın anlamını sorgulayıp, bulamayanlara bir hedef bulup, ona yönelmesi tavsiye edilir genellikle. Hayatı monotonlaşan, amaçsızca yaşayan, hayatı sorguluyorum derken, egosunun tuzağına düşen bir kişinin zihnine bir girelim bakalım…

“Poff, hayat ne kadar sıkıcı, hep aynı şeyleri yapıp duruyoruz, uzmanlar da bir hedef bulmamızı tavsiye ediyorlar. Ne yapsam, ne yapsam, benim hedefim ne olabilir acaba? Hayatın bir amacı olmalı, olmalı… Hıh buldum, ben hayır işlerine vereyim en iyisi kendimi, iyilik yaparSAM mutlu olurUM…” İşte beklenen amaç bulundu, mutluluk iyilik yapma şartına bağlandı, şimdi sıra plan, programda… İlgili yardım kuruluşlarına gidilir, konu komşudan başlanarak hedef icabı, görev bilinci ile iyilik yapılır ve karşılığında beklenen mutluluk gelir. Gelir gelmesine de maalesef kısa sürer, çünkü hedef egonun hedefidir, zihinle ulaşılmıştır, dış kaynaklıdır, beslenecek, devam edecek enerjisi sınırlıdır. Ondan var olan enerji ile tam gaz başlar, verim parabolik artar ve söner. Sonra kişi “bu hedef olmadı, ben en iyisi kendime başka bir hedef bulayım” der. Düşünür taşınır, resim yapmaya karar verir. “Evet evet, tam bana göre. Çizmeyi, boyamayı da seviyorum zaten. Ben en iyisi resme vereyim kendimi” der. Gel zaman git zaman hayırsever işlerde olduğu gibi resme olan ilgisinin enerjisi de tükenince mutluluğa ulaşamadan, hedeften sıkılınca, hedef değiştirilir. Spora, dağa tırmanmaya, paraşütle atlamaya, sonra dalışa, sonra pastacılığa vs vs yönelir kişi, teker teker hepsi denenir. Eldeki yapılabilecek etkinlikler tükenince, kişi hedefsiz kalmanın verdiği boşluktan sıkılmaya başlar. Sonra egosu ile oturur, zihni ile yeni bir hedef belirler. “Bu sefer oldu, diğer işler bana göre değil, tabi ya, ne işim var pastada, börekte, ben en iyisi işimi hedef yapayım, müdür olayım, sonra genel müdür, sonra evi büyütür, arabayı sıfırlarım.” Ohh, yeni hedefler tam da egosunun istediği gibidir. Kaynağı bol; hırs, kibir, gösteriş, hepsi var. Enerjisini toplayan kişi, başlar yeni hedefine yönelmeye, çabalamalar, hırsla çalışmalar, başarısını düşündükçe gelen mutluluk hissi, müdür olunca atacağı havanın huzuru, kazanacağı paraların hayali enerjisini sabit tutar. Zamanla kişi müdür de olur, genel müdür de. Maaşı artmıştır, böylece kişi arabasını yeniler, apartman dairesinden rezidansa terfi eder. Bunlara ulaşmanın hazzı ile kişi mutluluktan uçuyordur, bir müddet daha uçması devam eder. Ancak hedefe sahip olunması hissi egoyu rahatsız eder, zihne hemen huzursuzluk çıkarmasını söyler ve zihnin de sıkılma cümleleri ile kişiyi ağına düşürür. Böylece, kişideki uçma hissi de yerini serbest düşüşe bırakır. Çünkü kişi hedefe ulaşmıştır. Hedefe varıp, aidiyetlik hissi elde edilince, hırs, çabalama, kibir, kıskançlık gibi egoyu besleyen hisler ve beraberindeki düşünceler ortadan kalkar. Üstüne bir de kişide mutluluk hissi belirince egonun beslenecek enerjisi hızla tükenir, panikler, hemen beslenecek yeni kötü hisler bulmaya başlar. Kişide “Ee bu muydu onca çabanın sonucu?, Genel müdür oldum AMA maaşım da çok değil, rezidansa taşındım AMA işime uzak” gibi düşünceler vererek hemen memnuniyetsizlik hissi ile kendini besleyecek yeni bir enerji kaynağı bulur. Sonra, işte klasik olarak günümüz hedefli insanının genel problemi olarak mal mülk içinde yüzse de mutlu olamama problemi başlar. Hoş geldin depresyon…

Yaşamı sorguladık, kendimize uygun bir hedef de bulduk, hedef uğruna çabaladık da. Ee, hani mutlu olmak için bunlar şarttı, yine mutsuzum, yine huzursuzum… Sorun nerede peki diye düşünürken siz, ben cevap vereyim naçizane;

  • Hedefin yanlış yerde aranması, hatta hedefin aranması
  • Hedefin kaynağının zihin-ego olması,
  • Hedef için enerjinin hırs, kibir, gösteriş, çabadan sağlanması

Hedef belirlemek için düşünmenize gerek yoktur. İçine yönelir insan, hatta yönelmesine bile gerek yoktur, çünkü zamanı geldiğinde içinize kendiliğinden doğar zaten. Kalbinize doğarsa zaten hisseder ve yerinizde duramazsınız. Hayal olan hedefin kaynağı ÖZ’dür. Doğası gereği insanın gönlüne gelir, belirlenen hedef gibi beyninde değil. Yani zihin kaynaklı değildir, bu yüzden de enerjisi sınırlı değil sonsuzdur. Yaşam şartlarınıza, kişiliğinize uygun olmayabilir, ama onu gerçekleştirmek için içinizde inanılmaz bir coşku vardır. Bu yüzden içine doğduktan sonra kişi yapacağı şeyin mantığa, şartlara uymasına bakmadan, durdurmaya çalışan zihnin konuşmalarını dinlemeden azimle yolunda ilerler. Çabasızca ancak kararlılıkla ilerlerken, olması için şartları kendisi yaratır. Hayalini gerçekleştiren kişinin dikkati, her an yaptığı iştedir, zihin kaynaklı hedefte ise dikkat çoğu zaman sonuçta, gelecek unvan da, kazanılacak paralardadır. Bu geleceğe, hedefe yönelik düşünceler ve duygular sonucunda, bedenle zihnin aynı alanda olmamasına, yani siz işinizi yaparken zihnin orada olmamasına neden olur. Bu şekilde olan zihin var olan enerjinizi tüketmenize neden olur. Yaptığınız işten keyif alamadığınız gibi veriminiz de düşer. (Aynı anda tek iş yapmanın mantığı da budur). İçinize yapılacak hedef doğduktan sonra bir yere-şeye ulaşmak gibi bir derdiniz yoktur, onu sadece yaparsınız ve zihinle işbirliği içinde olduğunuzdan yaparken keyif alırsınız. Beden ve zihin aynı AN’da, aynı alandadır. O anda zihinle beden aynı alanda olduğu için de tamsınızdır ve yapılan işten tam verim alırsınız. Bu tam verimin sonucu da başarı ve maddiyat olarak zaten çabasızca size gelir zaten.

Başarılı kimselerin hayat hikayelerini okumanızı, gerçek yaşantıların konu olarak seçildiği filmleri izlemenizi tavsiye ederim. (12. Adam benim için çok önemli bir filmdir mesela). Hayale, hedefe adına ne derseniz işte, ona ulaşmanın tek ihtiyacının kalpteki inanç, kendine inanç olduğuna bizzat şahit olursunuz. Ancak esas önemli olanın ise inandığınız KENDİnizi tanımanızdır. Bu yazıyı okuyunca zihninizden hemen aman ne saçma, öyle olsaydı… gibi cümleleri duyar gibiyim. Çok şanslısınız, işte size tanınmak için bir fırsat yarattı bile zihin. Uyanık olun, farkında kalın…

Emine Nalçacı Maviş

Emine Nalçacı Maviş

4.10.1984 tarihinde Ankara da doğdum.İlk, orta ve lise öğrenimimi Ankara da tamamladım. Lisans eğitimimi 2007 yılında Ankara Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi'nde bitirdim. 2010 yılında aynı üniversitede Pedodonti (çocuk diş hekimliği) alanında yüksek lisansımı tamamladım. Sonrasında Boyabat Devlet Hastanesi (2010-2013), Düzce Ağız ve Diş Sağlığı Merkezi (2013-2014) ve Bakırköy Dr. Sadi Konuk Eğitim ve Araştırma Hastanesinde (2014-2015) çalıştım. Şuan Bağcılar Eğitim ve Araştırma Hastanesinde diş hekimi kadrosundayım. Evli ve bir kız çocuğu annesiyim. Düzcede ikametim sırasında yakın bir arkadaşım vasıtası ile reiki eğitimine başladım. İstanbul'a geldikten sonra da Reikiokulu ile tanıştım ve hayatımı değiştiren reiki de 3b öğretmen aşamasına gelerek Reiki başta olmak üzere spiritüel alanında kendimi geliştirmeye başladım. Kitap okumaktan ve el işleri yapmaktan hoşlanırım.

Yorum yap

İnternet üzerinden dijital yayın hayatına ilk olarak 2013 yılında başlamış olan Varoluş Dergisi, kısa bir aradan sonra şimdi yeniden okurları ile birlikte. Değerli yazarlarımız, Spiritüalizm, Reiki, Yoga, Astroloji ve Yaşam alanlarında, siz değerli okurlarımız için yazıyor…

Arşivler