Varoluş Dergisi

HAYVANLAR GÜNÜ

Bir gün ormandaki hayvanlar, görüşememekten yakınarak, kaynaşıp ilişkilerini güçlendirmek, birlikte vakit geçirmek adına, aralarında altın günü yapmaya karar verirler.

Aslan, kuş, köpek, köstebek kimi ararsanız katılırlar güne. Günler geçtikçe toplanmalar ve katılan hayvan sayısı artar, arttıkça da zamanla gün, kaynaşmak ve birlik olmak olan kuruluş amacından saparak, kendini kanıtlama yeri haline dönüşür maalesef.

Günlerden birinde…

Ah şekerim. Valla gezmek gibisi yok, diye lafa girer kuş. Dün yine orman dışına çıktım, aman Allah’ım dünya harikası. Ruhum açıldı yine, valla bu ay gittiğim 7. orman dışı ama ne yapacaksın, otur otur nereye kadar. Yani, bence sizler de ormanda öyle kös kös oturup bana özeneceğinize, biraz orman dışına çıkın benim gibi de, yaşadığınızı anlayın…

Aslında içi giden aslan: “Aa, senin neyine özeneyim ki? Kursağından bir lokma ekmek ancak geçiyor, öyle aç aç, boş boş dolanıyorsun sadece havalarda. Ben ormandan çıkmam ama senin gibi kuru ekmeğe de talim etmem. Her öğünümde et vardır soframda. Çeşit çeşit yer, karnımı doyururum, gücümü de et yememe borçluyumdur. Böylece de ormanların kralı, herkesin hakimi olurum.

“Ne hakimi be, sen kime hakim oluyorsun?” der yılan. “Et yemekle sen kendini zengin mi sayıyorsun? Yıllardır aynı şeyi giyinip duruyorsun. Bir de bana bak, her gün gömleğimi değiştirir, çeşit çeşit giyinirim. Geçenlerde bir deri aldım üstüme, paha biçemediler valla.”

“Hahaha,”diye güler tilki, “deri mi, demode şekerim deri. Sen benim şu kürküme bak, yumuşacık, sıcacık, alacaksan bundan alacaksın ama kimsenin maalesef parası yetmez.”

Fil dayanamaz lafa girer, “tilki tilki sen kime fakir diyorsun? Dişlerim bile milyonlar eder benim, azıcık ucundan satsam ormanı satın alırım ben be. Hem varlıklı, hem kuvvetliyim. Bir vururum sana, sinek gibi yere yapıştırırım seni.”

Bu laf üzerine ne diyeceğini bilemeyen, öfkesinden deli olan sineğin vızıldamasıyla ortam tekrar gerginleşir, sineğin ne dediği de anlaşılmıyordur. Söyleyecek bir şey bulamamıştır o anda, bari sürekli vızıldayayım, mağduru oynayayım da ilgiyi toplayayım diye vızıldar durur. Hiç susmaz. Vızıldadıkça haklı olup üste çıkma çabasındadır ama ne fayda, herkes tanır onu. Karga kızmıştır artık, kendi kendine, “off bir sussa şunlar,” der. Papağan da bunu duyunca durur mu? “Bir sus, bir sus,”diye tekrarlar arkadaşının sözlerini. Fare oradan, ayy kendi düşüncesi bile yok, yalaka ne olacak, ancak başkasının dediklerini söylesin, belki bir yer edinir böylece kargalar arasında diye düşünür papağan için, ama o da söyleyemez cümlesini, atar içine, yer bitirir kendini. Balıksa tam bir şey demek için açar ağzını ama tam o sırada bir kanca takılır boğazına. Bütün bu ego savaşına şahit olan insan, atar oltayı çeker çıkarır balığı o ortamdan.

Neler oluyor size ey hayvanlar, diye sorar insan balığa, niye birbirinizi yer durursunuz? Sizi sabahtan beri izliyorum da, herkes kendinde var olanla övünüp, olmayanı ezip duruyor, yaradılışı gereği kendinde olanla başkasını kıyaslayıp duruyor. Herkes bir amaç için yaratılmış, herkesin bir yaradılış niteliği var. Hiç kuşla balık, yılanla fil kıyaslanır mı? Kuş yaradılış gereği uçar, balık yüzer. Hiç bununla övünülür mü? Konuşacak başka şey mi kalmadı, etrafınıza bir bakın. Şu doğanın güzelliğine bakın, her gün yepyeni şeyler keşfedilmek için sizleri beklerken, neden hep aynı şeylerden konuşup durursunuz? Var olanla övünüp, olmayan için niye yok diye şikayet edip birbirinizi, en önemlisi kendinizi yer bitirir durursunuz? Kabullensenize her şeyi, birbirinizi olduğunuz gibi, niye karışıyorsunuz birbirinize, niye her şeye sahip olmaya çalışıyorsunuz? Kendinizde olmayan diğerinizde var olarak yaşam bir ahenk içinde akıyor zaten, güzel güzel birlik içinde yaşamak varken niye günlerinizi zehir edersiniz, nereden çıkıyor bütün bunlar hiç anlamıyorum doğrusu, der insan.

Bizim sessiz balık şaşırmıştır, suskunluğunu bozar:

Ah be insan…
Dediklerini şöyle bir düşünsen?
Acaba nereden öğrendik biz gerçekten?

Emine Nalçacı Maviş

Emine Nalçacı Maviş

4.10.1984 Ankara doğumlu. Lisans/Yüksek Lisans dahil tüm eğitimlerini Ankara'da aldı. Çocuk diş hekimi oldu. Ankara, Sinop, Düzce’de çalıştı. Evlendi. İstanbul’a geldi. Bilincine ışık yakarak, hayata bakışını, böylece hayatını değiştiren Reiki Hocası İsmail Bülbül ile tanıştı. Reiki 3b öğretmeni oldu. Reiki’yi bilime katmalıyım isteği ile Yeditepe Üniversitesi Fizyoloji bölümünde doktoraya başladı. Böylece bir kez daha insanın mükemmel yaratıldığına şahit oldu. Reiki Okulu’nda öğrendiği öğretilerin soyutluğunun doktora bilgilerinin somutluğu ile desteklendiğini görünce yürüdüğü yolun doğruluğundan emin oldu. Düşüp kalkmalarından sonra o yolda koştuğunu hissediyor. Dönüp duruyor bakalım. Allah sonunu hayır etsin. Bu arada bir kızı, bir oğlu oldu. Onlar ve yaşadığı hayat sayesinde sevgiyi, sabrı, merhameti ve tüm güzellikleri hayatına katmaya çalışıyor.

Yorum yap

İnternet üzerinden dijital yayın hayatına ilk olarak 2013 yılında başlamış olan Varoluş Dergisi, kısa bir aradan sonra şimdi yeniden okurları ile birlikte. Değerli yazarlarımız, Spiritüalizm, Reiki, Yoga, Astroloji ve Yaşam alanlarında, siz değerli okurlarımız için yazıyor…

Arşivler