Varoluş Dergisi

DÜNYAMIZ ALT ÜST OLDUĞUNDA

“Yaklaşık 13.5 milyar yıl önce madde, enerji, zaman ve uzayın ortaya çıkışıyla evren oluşmuş.” (Sapiens)

Gezegenimiz ise yaklaşık 4,5 milyar yaşında olup meteor çarpmaları, volkanik patlamalarla birlikte kutup kaymaları da yaşamıştır. Yani ekvator ile kutuplar yer değiştirmiştir. (Kuzey kutbunda buzullar eridikçe sadece çölde yaşayabilen canlılara rastlanmış) Dünyadaki son kutup kayması 780 bin yıl önce olup son zamanlarda kuzey kutbunun Sibirya’ya doğru öngörülenden çok daha hızlı hareket ettiği belirtilmektedir.

Bunlar bizi neden ilgilendirsin ki? Şu günlerde korona virüs taçlandırmışken hepimizi. Koskoca evrende gezegenimiz bir nokta gibiyken; yaklaşık 70 bin yıllık insanlık tarihinde dünyamızı ne hale getirdiğimizi düşünmenizi istiyorum sadece…

Hakk’ın karşına çıkardığı değişimlere direnmek yerine, teslim ol. Bırak hayat sana rağmen değil, seninle beraber aksın. “Düzenim bozulur, hayatımın altı üstüne gelir” diye endişe etme. Nereden biliyorsun hayatın altının üstünden daha iyi olmayacağını? Şems-i Tebrizi

Dünyamız yeniden altüst olabilir. Hem fiziksel hem de manevi anlamda.  Atlantis, Mu kıtası sular altında kalmış; Persler, Mayalar, Aztek uygarlıkları doğup yok olmuştur. Sadece Piramitleri ya da Maya hesaplarını inceleyerek bizden daha ileri uygarlıklar olduklarını anlayabiliriz.  İlginç olan bir durum da; yaradılış, yok oluş ile ilgili tüm inanışlara baktığımızda ortak bir kökene sahip olduğunun görülmesidir.

İşte kritik noktanın bu olduğu kanısındayım. Ortak kökenden gelen ‘Homo sapiens’ kardeşlerini unuttu. 12 bin yıl önce başlayan Tarım Devriminin yerini sadece 500 yıllık bilimsel devrim ile doğal yaşamı unutmakla kalmayıp doğayı katletti.

Dünyamız bize rağmen dönerken birden durduruverdi hepimizi mikroskobik bir canlıyla. Bu ilk salgın ya da ilk felaket değil… Komplo olabilmesi, 5G teknolojisi ile ilişkisi tartışılabilir. Ancak küresel boyutlara ulaşıp insanları evlerine kapatarak doğanın hayat bulması bir tesadüf değildir.

Karma yasası evrensel yasadır. Ektiğini biçmektir. Herkesin hayatı altüst olmuşken artık rüzgar ekip fırtına biçmeyelim. Alınan tedbirlerle doğal yaşam kendine gelirken bir yandan da eldiven, poşet, tek kullanımlık malzeme tüketimini ciddi şekilde arttırarak, okyanuslardaki 8 milyon ton plastik atık miktarını katlıyoruz. Günümüzü de kurtaramıyoruz. Çünkü her 5 balıktan birinin midesinde, balinaların derisinde plastik var.

Peki ne yapalım? En kolay olanı tabii ki. Kendi bedenimize bakalım. Hücresel boyuttaki işlevselliğe… “Her hücre kendi işini yaparken alma verme dengesi ile dinamik bir akış içindedir. Bu akış hiçbir zaman kesilmez. Hücrenin hayatının özüdür.” (Başarının 7 Spiritüel Yasası, Deepak Chopra) Özümüze ulaştığımızda kendi hakikatimizi bulacağız. Hücrelerin sessizce iç huzur içindeki kardeşliklerine, ne fazla ne az olan alışveriş dengesine tanık olacaksınız.  Birinde oluşan sorunun tüm bedene nasıl yansıdığını bu yüzden hemen o bölgenin nasıl sınırlandığını da görebilirsiniz. Tıpkı şimdi kendimizi izole etme zorunluluğumuz gibi…

Bireysellikten evrenselliğe geçiş kendi kendimizin düşmanlığını yenerek olacaktır. Kardeş olduğumuzu hatırlayarak. Milliyetçiliği, ötekileştiriciliği bırakarak. Bakın dünyanın öbür ucunda olan bize ulaştı. Benmerkezcilikten uzaklaşmak, hem siyasi hem de küresel çözümler oluşturacaktır. Tüm dünyada herkese yetecek kadar enerji ve beslenme kaynakları mevcut iken; halen orman kanunlarını sürdürüyor ve güçlü olanları doyuramıyoruz bile.  Evde kalarak işinden olanları, ailesi ile görüşemeden hastanelerde mücadele eden sağlık çalışanlarını anlamak için sadece ruhunuzun sesini dinlemeniz yeterlidir.

Hakikatimize döndüğümüzde tabiatla buluşmak isteyeceğiz. Gökteki yıldız döngülerinden müzikteki notalara kadar her şeyde matematiği, evrenin şifresini görebileceğiz. Böylece Tarım devrimini yeniden yapabilir; teknolojik ilerlemeyi dünyada elverişli toprak ve sağlıklı besin elde etmeye adayabiliriz. Ortak bir amaç ve tek bir umutla…

Mesela kenevir (endüstriyel izinli) ekmeliyiz. Plastikten kurtulur, tıptan tekstile kadar her alanda kullanabilir; kağıt için ağaç kesmek zorunda kalmaz, ormanların 5 katı kadar oksijen üretiriz. Sakın endişelenmeyin…  Endüstriyel kenevirin kötüye kullanımı yoktur.

Evde kalma kendinle buluşma zamanıdır… Geçmişteki her anı yargılayıp sorgulayan, gelecek için felaket senaryolarını canlandıran o egomuzu, zihnimizi azıcık susturma zamanı… Dünyamız alt üst olacaksa olsun. Neden gelecekte yaşayarak şu anı mahvediyorsunuz? Belki gerçekten altı üstünden daha iyi olacaktır. Ancak olumsuz duygular ve kurban psikolojisi ile hücrelerimizin o akışkan özünü yok ederiz. Her durumda ve olayda mutlaka görmemiz ve yapmamız gereken bir durum söz konusudur. Akış kesildiğinde bu olanaksızlaşır. Tüm hastalıkların tedavisinde ve tüm olayların çözümünde sağlıklı bir psikolojik zihin önemlidir. Bu nedenle her durumda,  mümkünse her gün meditasyon ile kendi özünüze, evrenselliğe ulaşın. N.Tesla’nın buluşlarının çoğunu bu şekilde yaptığını biliyor musunuz?

Her bir birey ile kolektif bilinç için iyi karma yaratabiliriz.

İyi karma; sabrın, iyiliğin, sevincin, nefsinden fedakarlığın, zorlu çalışmanın, cömertliğin, ruhun ürünlerinin sonucudur. Eğer mükemmelleşme arıyorsak ilk önce bizzat kendimiz için aramaya başlamalıyız.” (E. Cayce)

Güç yüreğinizde, herkesten size daha yakın…

Gelmiş, geçmiş tüm sağlık çalışanlarının önünde saygıyla eğiliyorum.

Sevgiyle kalın…

Yasemin Kaya

Yasemin Kaya

Uzm.Dr. Yasemin Kaya
Antakya , 1974 doğumluyum. Orta öğrenimini Antakya Kurtuluş Lisesi’nde tamamladım.
Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni bitirdim.
2002-2007 yılları arasında Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde Anesteziyoloji ve Reanimasyon dalında uzmanlık eğitimi aldım. Ardından, Muş Kadın-Doğum Hastanesi’nde mecburi hizmetini tamamladım.
2009 yılından itibaren sırasıyla SSK Antakya Devlet Hastanesi ile Adana Devlet Hastanesi Yoğun Bakım Ünitesinde görev yaptım.
Halen; 2011 yılında çalışmaya başladığım Antakya Özel Akademi Hastanesi’nin Organ ve Doku Nakli Koordinatörü, aynı zamanda Genel Yoğun Bakım sorumlusuyum.
16 yaşındaki kızım Ece ile birlikte yaşamaktayım.
2017 ocak ayı hayatımın dönüm noktası oldu. Spirütel yaşam ve reiki ile tanışmakla zihnimin berraklaştığı, bakış açımın değiştiği; zihinsel, ruhsal ve bedensel dönüşümü yaşadım.
Bir hekim olarak bu değişimi tanımlamakta güçlük çekebilirim.
Herhangi bir ilaç kullanmadan, duygu durum değişikliğini pozitif yönde ve her geçen gün artan bir enerjiyle bu güne gelen beni anlatabilmem ancak spiritualizim ile mümkündür.
Hekimliğimi ilahi şifa enerjisi ile birleştirerek sevgi yolunda ilerliyorum.

2 yorumlar

  • Önceleri en doğru üzerine tartışma geleneği vardı.
    Eski ama güzeldi.
    Güzel bir yazı olmuş emeğine sağlık devamını okumak isterim.
    Spiritüalizm barındırdığı yüzlerce bağlaç ile değerlendirilmesi kolay görünmüyor.
    Net bir bilince ulaşmak kolay olmayacak.

İnternet üzerinden dijital yayın hayatına ilk olarak 2013 yılında başlamış olan Varoluş Dergisi, kısa bir aradan sonra şimdi yeniden okurları ile birlikte. Değerli yazarlarımız, Spiritüalizm, Reiki, Yoga, Astroloji ve Yaşam alanlarında, siz değerli okurlarımız için yazıyor…

Arşivler