Varoluş Dergisi

ALMA-VERME DENGESİ 1.BÖLÜM

‘Veren el alan elden üstündür.’ hadisi bu topraklarda yaşayan herkesin bildiği ve içselleştirdiği bir söz. Verdiğin kadar alırsın, alma-verme yasası gibi kavramlarda sıkça duyduğumuz kavramlar.

Peki nedir bu alma-verme yasası ya da dengesi?

Birçok spiritüel ve kişisel gelişim kitabından veya internetten bu konuyla ilgili kaynaklara ulaşabileceğimiz bir dönemdeyiz. Ben de kendi gözlemlerime ve yaşadıklarıma göre konuyu yorumlamaya çalışacağım.

Bir firmada veya ofiste muhasebe biriminde çalışmakta olan birilerini düşünelim. Konumuzla bağlantılı olarak kullandıkları bazı tabirler var. Örn: Hesap kapama, mahsup etme, mizan, gelir-gider, açılış-kapanış, dönemsellik. Bir satın alma yapıldığı zaman, o an veya vadesi gelince ödemesi yapılır ve borç-alacak dengesi sağlanır, er geç o borç kapanarak mahsup işlemi gerçekleşir. Ay sonları veya belli dönemlerde mizan (terazi) raporu alınarak gidişata ve duruma bakılır. Ona göre gerekli düzeltmeler yapılır veya kararlar verilir. O sene içinde kapanmayan hesaplar varsa sonraki seneye kapanacağı güne kadar aktarılmaya devam eder.

Hayatın dengesi de böyle değil midir? Aslında hepimiz birer acar muhasebeciyiz. Madde ve mana dünyasında farklı farklı görevlerimiz var, birbirimizle ve hayatla sürekli bir alışveriş içindeyiz fakat kimsenin özel bir muafiyeti yok. Hepimiz aynı teknenin yolcularıyız ve ‘Her canlı ölümü tadacaktır.’ hadisindeki bütünlük gibi doğa, insanlar, tüm canlılar bu matematiğin birer parçasıyız..

Elimizi kolumuzu sallayarak marketten alışveriş yapıp, ödeme yapmadan marketten çıkabilir miyiz? Veya kiraladığımız evde kira ödemeden ne kadar kalabiliriz? Almış olduğumuz herhangi bir hizmetin ödemesini yapmadan o hizmeti alabilir miyiz? O an alsak bile bir geri ödeme vadesi veya faizi olacaktır elbet değil mi?

Eski zamanlarda insanlar bir mal veya hizmet satın almak istedikleri zaman takas yöntemini kullanırlarmış. Takasla yapılacak her hizmet bölünemediği ve karşılık bulunamadığı için zamanla, midye kabukları, deniz tuzu, metaller kullanılmaya başlanmış, ilerleyen zamanlarda da madeni paralar (altın, gümüş) daha da ilerleyen zamanlarda kağıt paraya geçilmiş.

Ama var olduğumuzdan beri mutlaka bu alışverişi sağlayacak bir yol bulan bizlerinde kodları bu düzene alışkın. Bundan dolayı mıdır bilmem ama bedelini ödemediğimiz şeylerin kıymetini bilmekte de güçlük çekiyoruz. Örneğin: Bedava olan bir eğitime yeterli özveriyi veremediğinizi gözlemlediniz mi hiç? Veya bir şeyi siz talep etmeden biri size verdiğinde sizin için anlamsız bir lütuf olduğunu hissettiniz mi? Cevapları aşağı yukarı tahmin edebiliyorum. Nesillerdir, dünya var olduğundan beri bu durum bizlere kodlanmış aslında, çok olağan ve Hakk olan ‘hak’kında bir parçası. Karma denilen bir kavram varsa da bu konuların tam göbeğinde..

Elbet bu alma-verme matematiğinin bozulduğu durumlar mevcut. ‘Kendini bilen rabbini bilir.’ hadisindeki kendini bilme yolcuğunun uzun bir yolculuk olduğunu düşünürsek, bu yolculuk esnasında yaşadığımız dengesizliklerin bizi olmamız gereken bilme halindeki dengeye getirdiğini farz edebilir miyiz?

Günümüze dönecek olursak, bu dengenin bozulması ve tekrar dengeye gelmesi için kişi rol modelleri üzerinden gidelim, ne dersiniz?

Alıcı Kişilik; hayatın ‘alma’ kavramı konusundaki bonkörlüğünü keşfetmiş biri, ama bunu birazcık yanlış anlamış. Çocukluk evresinde kendine rol model aldığı anne veya babasından esinlenmiş ve emek vermeden de her şeye sahip olacağını düşünebiliyor. İlişkilerde sevgiyi, ilgiyi sürekli almak isteyen taraf. Kimi zaman ortamlarda pasif kalabiliyor ve birilerinin onun için bir şeyler yapmasını bekliyor. Bir süre sonra karşılaşabileceği şeyler şunlar; sürekli alma enerjisinde olduğu için ilişkilerinde karşısındakini tüketme eğilimi oluyor, alma eğiliminde olmasından kaynaklı hareket enerjisi azalabiliyor, böylece yapabilecekleri kısıtlanıyor, yeteneklerini yeterince parlatamıyor. Atıl kaldığı alanlarla ilgili özgüveni zedeleniyor, böylece sorumluluk almakta güçlük çekme ve büyümeyi reddetme durumları oluşabiliyor. Bu bilgiler genel geçer olmamakla birlikte, kişi hayatının her alanında alıcı kişilik tavrı sergilemeyebilir. Ama farkında olunmadığı zaman hayatının her alanını kapsayabilir.

Kişi eğer bu özelliğini yaşadığı olaylar kurgusunda bir şekilde fark ettiyse, küçük alıştırmalarla bu sonradan öğrenilmiş kimliği dönüştürebilir.

Çözüm olarak:

  • Başkalarından talep ettiği şeyleri önce kendi yapıp denemelidir. Acaba yapabilir miyim düşüncesi ve hata yapma korkusu adım atmayı ve yeni şeyler denemeyi geciktirebilir. Tabii ki yılların verdiği alışkanlıklar bir günde kırılmayabilir, küçük adımlarla alışkanlık haline gelecektir. Böylece aslında neler yapabildiğini görecek, yeteneklerini fark edip, atıl tarafını geliştirme şansı elde edecektir.
  • Arkadaş, eş, aile ve diğer ilişkilerindeki durumu tespit edip (karşısındaki kişiyle konuşmak, izlemek, anlamak, empati kurmak) vermediği şeyler her ne ise onları vermeye başlayarak (bu sevgi, ilgi, hoşgörü, empati, ev işlerine yardım, madde boyutunda yardım vb. örnekler çoğaltılabilir) herhangi bir beklenti içinde olmadan adımlar atmalıdır. Eğer bu ikili bir ilişkiyse, hak edilen değer karşı tarafa verildiğinde karşıdan da benzer bir karşılık gelecektir. Ya da evin tüm işlerini üstlenen aile bireyine yardım etmek, karşıdakinin yükünü hafifletecek böylece evde huzurlu-dengeli bir ortam oluşacaktır.
  • Sosyal sorumluluk projelerinde yer almak ve faydalı bir vericiliğin içinde olmak kişiyi manevi ve içsel huzur anlamında dengeleyecektir. Alma-verme dengesi tüm kainat, somut ve soyut kavramların hepsi için geçerlidir. ‘Aa alma-verme dengesi var, yardım edeyim de bana dönsün.’ mantığında hareket etmekte doğru değildir. Bu konudaki denge ancak kişinin gönül rızası ile yapacağı şeyi yapmasındadır. Bu konu farklı bir bölümde detaylı olarak incelenmeli diye düşünüyorum, çünkü çok fazla parametresi var.
  • Kişi kendi hayatının sorumluluğunu alma anlamında adımlar atmalıdır. Çünkü herkes kendi tekamülünü yaşamakla birlikte, kendi mutluluğumuzu veya isteklerimizi bir başkasının maddi-manevi dünyasıyla sınırlandırmamalıyız. Tam anlamıyla özgür bir birey olmamız için alma-verme dengesinin matematiğini iyi anlamamız gerekir. Çünkü özgürlük adı gibi her boyutta bağımsızdır. Sürekli alıcı bir insan bir nevi borçludur. Bedelini ödeyeceksin diye bir tabir vardır ya, varoluş farklı bir zaman diliminde de olsa alma-verme dengesinin sağlanacağı bedelleri borçlusundan karşılayıp dengeyi sağlayacaktır.

O vakit şunu diyebilir miyiz? Hayatımızda güzel şeyler yaratalım, alıcı taraf bile olsak güzel şeylere borçlanalım ve mahsubu güzel yollarla olsun.

Alma kavramının dengeli olması; sevgiyi almak, ilgiyi almak, bereketi almak, kaynakları almayı kabul etmek, güzellikleri almak, gibi kavramları içerir. Tüm çakralarla bağlantısı vardır. Ama özellikle kök çakra ve kalp çakranın sağlıklı olması için bu alışverişin alışına izin verilmelidir.

Bu alma-verme konusunun alma kısmıydı. Üzerine sayfalarca yazılabilir.

Bir de tamamen kendini almaya kapatmış verici kişilik modeli ve bu ikisini dengelemiş kendini bilen veya bilmeye yakın insan modeli var. Bir sonraki sayıda bu konular üzerine değineceğiz.

Herkese sağlıklı, huzurlu, bereketli bir ay dilerim.

Esra Yılmaz

Esra Yılmaz

2009 Yılında Reiki ile 2011'de de İsmail Bülbül hocamla tanıştım. Reiki 3b Öğretmeniyim. Kendimi tanıma evresini yaşarken insanlara faydalı olabilmek amacındayım.

Yorum yap

İnternet üzerinden dijital yayın hayatına ilk olarak 2013 yılında başlamış olan Varoluş Dergisi, kısa bir aradan sonra şimdi yeniden okurları ile birlikte. Değerli yazarlarımız, Spiritüalizm, Reiki, Yoga, Astroloji ve Yaşam alanlarında, siz değerli okurlarımız için yazıyor…

Arşivler