Varoluş Dergisi

YORUMLARI BIRAKIN, GERÇEKÇİ BAKIN

“Geçen bir restorana gittim, ay öyle böyle aç değilim. Bildiğim, sevdiğim de bir yer ama bu sefer hiç tutmadım. Masaya oturdum, Hemen siparişi verdim, garson da kıt mıdır nedir, on kerede anladı siparişi. Böylelerini niye alırlar işe anlamam hiç. Zaten yan masaya aynı yemeği 15 dakikada getirirken, bana daha geç getirdi. Sinirlendim tabi. Öfkeden ne yediğimi de anlamadım valla. Söyleyince durumu, yemeğin üstüne özür diye kahve ikram etti ama. Çıkışta eve gideceğim, arabam yok tabi, zavallı gibi metroya biniyorum. Bir gittim metroya, ilkini kaçırdım, bende şans olsa zaten… İkinci geldi, aman yarabbi binmem dedim. Binmek için savaş veriyorsun maşallah. Üçüncüye binebildim ancak, ama sinirden küplere de binmedim değil. Metrodan çıktım, aman Allah’ım yağmur başlamış. Kafayı yiyeceğim. Şemsiye almamışım yanıma. Her şey üst üste geldi. Anneme kızdım, hava iyi demişti bana, kendime daha da kızdım, ne diye dinlersin ki onu. Evde elli tane şemsiye var, ama ne yapayım çok yağıyordu yağmur, köşede bir satıcıdan bir tane daha aldım. Kuş kadar maaşım var zaten, gitti 10 liram daha. Çıktım metrodan, 10 dakika yolum var daha. O yağmurda yürü Allah yürü. Bir arabam yok ki, bu maaşla da zor alırım. Eve gittim sinirden kuduracağım, tokum ama gerginliğim geçsin diye 3-5 bisküvi attım ağzıma, gece gece bir sürü kalori. Sonra zap yaptım biraz, saçma sapan program dolu televizyon. Uyukladım bir 10-15 dakika koltukta, valla yatağa gidene kadar ne çektiğimi bir ben bilirim yorgunluktan. Neyse yattım sonunda. Off yarın iş var yine.”

Sabah olur, saat çalar..

“Ayy yine aynı ses. Bıktım artık, her gün aynı iş, aynı şeyler. Aynı işe geldim yine, öğle arası da yapılacak bir sürü iş var.Kira öde, kredi kartı öde, gitti paracıklar. Zaten canım çıkıyor para kazanacağım diye….. Oh, şükür akşam oldu, iş bitti, yaşasın hafta sonu. İş çıkışı şu lanet olası metroya binmek olmasa, şu an çok mutlu olabilirdim. Nasıl bir hayat bu böyle. Pooff…”

Gergin kişiliğin zihni ile haftanın bir günü. Aynı günü, sakin, olumlu kişinin zihninden dinleyelim bir de;

“Öğlen bir restorana gittim. Bildiğim de bir yer aslında ama bu sefer her zamankinden daha geç getirdiler siparişimi. Elemanlar değişmiş sanki, garson bir değişik geldi gözüme, yazık adam duymuyordu galiba, üçüncü söylediğimde anlayabildi verdiğim siparişi. Sonra özür mahiyetinde kahve ikram etti, aferin valla. Yemek sonrası eve gitmek için metroya bindim. Doluydu baya, üçüncüye binebildim ancak. Çok şükür oturabildim. Evim dört durak sonra zaten, oturmasam ne olacak. Uzun yol gidenler otursun esas. İndim metrodan, yağmur başlamış, ıslanmayayım diye bir şemsiye aldım. Evde var aslında ama olsun ne yapayım birisine hediye ederim artık. Eve gittim, yorulmuşum baya. Toktum ama canım tatlı istedi, 3-5 bisküvi attım ağzıma, yemek de yemiştim ama yarın az yerim dedim artık. Televizyon karşısında uyuklamışım, ayy bir tatlı geldi ki o şekerleme. Yarın haftanın son günü, işin de tabi. İşte ne giyineceğimi düşünerek uykuya daldım yine, uykuya dalarken en sevdiğim şey:)) Çok şükür bir işim var, ne zor durumda insanlar var.”

Sabah olur, saat çalar…

Kapattım saati beş dakika daha uyudum, ay ne keyifli geldi o beş dakika. Sonra kalktım işe gittim, öğle arası ödemelerimi yaptım. Kiraya baya para gidiyor, ev sahibi olmak da nasip olur inşallah, bu günlere de çok şükür. Valla yine akşam oldu, ne çabuk geçti gün, sağ salim evime gelmek nasip oldu yine, şükürler olsun…”

İlk örnekte olumsuz, ikinci örnekte olumlu zihne sahip kişilerin gözünden hayatın bir gününe kısa bir bakış attık sizinle. Yorumların, yargıların içeriğine göre ruh hallerini tahmin etmişsinizdir sanırım. Düşünceler değiştikçe hislerin de değiştiğini hissedebildiniz mi? Peki, bir şeye daha dikkat ettiniz mi? Olumlu da olsa, olumsuz da olsa iki anlatıma da yorum katılmış olduğuna, yani gerçeklikten sapıldığına? Olumlu yorumun, hoş da olsa, ruhumuzu hoş da tutsa yine de olumsuz yorum gibi zihnin ürettiği düşünceler olduğuna? Kişilerin gerçek sandığı yorumların, zihinlerindeki inançlara göre değiştiğine ve gerçek olmadıklarına? Kişilerin onlara inandıkları için var edip, gerçek sandıklarına.

Gelin güne bir de yorumsuz bakışla bakıp, gerçekleri görelim.

“Geçen bir restorana gittim, yiyeceğim yemeğin siparişini verdim. Yemeğim geldi, ancak 15 dakikada gelen yemek yirmi, yirmi beş dakikada  geldi. Garsona söyledim. Özür dilemek adına kahve ikram etti. Kahvemi içip, restoranttan çıktım. Evime gitmek için metroya gittim. Metro istasyonuna girdiğim an, metro hareket etti. İlkine binemedim, üçüncüye bindim. Dört durak sonra evimin olduğu durakta indim. Metrodan çıkınca yağmurun başlamış olduğunu gördüm. Köşedeki şemsiye satıcısından 10 liraya bir şemsiye alıp eve doğru yürümeye başladım. Metro ile evimin arası 10 dakika sürüyor. Evime vardım. Bir kahve yapıp, yanına üç, beş bisküvi yedim. Televizyonu açıp, biraz kanallarda gezinti yaptıktan sonra televizyon karşısında uyukladım. Sonra, yatağıma gidip yattım. Ertesi gün saat çaldı, kalkıp, hazırlandım. Metroya binip işe gittim, öğle arası kredi kartı, ev kirası ödemelerimi yaptım, çıkışta toplu taşımayla eve geldim, yemek yedikten sonra televizyon izleyip yatağıma yattım, uyudum, uyandım…

Şimdi aradaki farkı görebildiniz mi? Anlatımın zihinden olmadığını hissedebildiniz mi? Yorum olmadan, sadece gerçekler, olmuş olan eylemler (kelimelere döküldüğünde gerçekliğini kaybetse de gerçeğe en yakın dille) görüldüğünde ki sadeliği, bu sadelikteki huzuru fark edebildiniz mi?

Yanıtınız evetse ne mutlu size, özünüzden bakabiliyorsunuz…

Yaşamımıza anlam katan, mutlu\mutsuzluğumuzu belirleyen, ilişkilerimizi yönlendiren, genel duygu durumumuzu belirleyen şeyler, olaylar değil,  yaşantımızdaki olayları yorumlama, kişileri yargılama şeklimizdir. Yorumlarımız, yani düşüncelerimiz beraberinde hisleri sürükler. Hisler hayatımızı renklendirir. Ya canlandırır, ya soldurur. Günümüzde çoğu insan zihninin farkında değil, onunla bütünleşmiş durumda. E, zihinler kirli, yorumlar olumsuz, düşünceler de negatif. Hal böyle olunca, hayatlar nasıl olsun pozitif?

Ama karamsar olmaya gerek yok, zor değil, sadece biraz kendinize çalışma istiyor o kadar. Çeşitli bilinçaltı terapileri, meditasyon, reiki gibi yöntemlerle veya hiçbir yönteme başvurmadan, sadece kendi kendinizi gözlemleyerek farkındalığınızı arttırabilirsiniz. Böylece zihninizi olumlu, olumsuz her türlü inançtan arındırarak, çevrenizdeki kişilere, olaylara, kısaca hayata gerekçi bakmayı başarabilirsiniz. Olaylara olduğu gibi gerçekçi baktıkça, yorum yapma\yargılama için zihninize verdiğiniz enerjinizi kendinize yönlendireceksiniz. Bu şekilde kendinizde kalan enerji ile hayatınız kendiliğinden renklenecek, basitleşecek, istekleriniz gerçekleşecektir. Eninde sonunda da kendinizi, öz benliğinizi göreceksinizdir.

Herkese nasip olsun inşallah…

Emine Nalçacı Maviş

Emine Nalçacı Maviş

4.10.1984 tarihinde Ankara da doğdum.İlk, orta ve lise öğrenimimi Ankara da tamamladım. Lisans eğitimimi 2007 yılında Ankara Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi'nde bitirdim. 2010 yılında aynı üniversitede Pedodonti (çocuk diş hekimliği) alanında yüksek lisansımı tamamladım. Sonrasında Boyabat Devlet Hastanesi (2010-2013), Düzce Ağız ve Diş Sağlığı Merkezi (2013-2014) ve Bakırköy Dr. Sadi Konuk Eğitim ve Araştırma Hastanesinde (2014-2015) çalıştım. Şuan Bağcılar Eğitim ve Araştırma Hastanesinde diş hekimi kadrosundayım. Evli ve bir kız çocuğu annesiyim. Düzcede ikametim sırasında yakın bir arkadaşım vasıtası ile reiki eğitimine başladım. İstanbul'a geldikten sonra da Reikiokulu ile tanıştım ve hayatımı değiştiren reiki de 3b öğretmen aşamasına gelerek Reiki başta olmak üzere spiritüel alanında kendimi geliştirmeye başladım. Kitap okumaktan ve el işleri yapmaktan hoşlanırım.

Yorum yap

İnternet üzerinden dijital yayın hayatına ilk olarak 2013 yılında başlamış olan Varoluş Dergisi, kısa bir aradan sonra şimdi yeniden okurları ile birlikte. Değerli yazarlarımız, Spiritüalizm, Reiki, Yoga, Astroloji ve Yaşam alanlarında, siz değerli okurlarımız için yazıyor…

Arşivler