Varoluş Dergisi

YORGUNLUK KAHVESİ

Kardeşim geçenlerde beni iş çıkışında almaya gelmişti. ‘‘Çıkışta kahve içelim bir yerlerde.’’ deyiverdim, heveslendim. ‘Ya hiçbir yere gitmeyelim. Şu karton bardaklara koy bir kahve aşağıdaki bankta oturup içelim. Çok tatlı olur ’ dedi. ‘ Aa tamam anlaştık.’ dedim. Benimde hoşuma gitti bu fikir. Kahvelerimizi hazırladım, indik aşağıya. Hemen yan binanın karşısında ağacın altındaki banka oturduk. Birer sigara yakıp, kahvelerimizi içmeye başladık. Günün yorgunluğu çıktı resmen. Mevsim aralık ama İstanbul bir türlü kışa geçemedi, yaşayanlar bilir. Sessizce bir süre oturduktan sonra ağzımdan, ‘’Şuan başka hiçbir yerde olmak istemezdim biliyor musun? Dünya turuna çıkıyorsun şimdi deseler, ben yine şu anı tercih ederdim.’’ dedim. O da kafa sallayıp aynı fikirde olduğunu söyledi. Yine bir süre konuşmadan oturduk. Sessizliği bozan ben oldum.

‘’Bazı anlar o kadar tatlı ve güzel ki dünyaları verseler o anı değiştirmek istemiyor insan. O güzel anlar hele ki beklentin yoksa bal gibi, şeker gibi keyifli oluyor. Çünkü beklenti akabinde yargıyı da getiriyor. ‘Ay hava çok soğudu, bu bankta amma rahatsızmış, kahvenin telvesi çok mu?’ derken o anın tadı kaçmaya başlıyor. Daha doğrusu kaçmıyor ama bitmek bilmeyen beklentiler içinde görünmez hale geliyor. Aa bir bakıyorsun eve gitme zamanı gelmiş ama vakit öylece geçmiş. Bu küçük ‘beklentili’ anlar birleştikçe bitmek bilmeyen bir ön yargı öbeği oluşuyor. Ve hayat geçiyor, yaş ilerliyor, keşkeler ile dolu bir hayat yaşanıyor. Amerika’da bir hastanede ölmek üzere olan yoğun bakım ünitesi hastalarına eğer bir şansları daha olsa nasıl bir hayat sürmek istediklerini sormuşlar. Gelen cevaplar şöyleymiş; ‘En çok çalmak istediğim enstrümanı çalardım, dünyayı gezerdim, sevdiklerimin kıymetini daha çok bilir onlarla daha çok vakit geçirirdim, gereksiz şeylere üzülmezdim ve kafaya takmazdım, istemediğim yer ve insanları hayatımdan çıkarırdım, aşkı reddetmez doya doya yaşardım, hayata daha sıkı sarılır yeni insanlar tanır ve yeni yerler keşfederdim, kimseyi yargılamadan sevgiyle her şeyin çözülebileceğini anlardım, illaki mutlu olmak için o evin, o arabanın, o sevgilinin, o terfinin gelmesini beklemezdim, çocuklarla daha çok vakit geçirirdim. ‘’

Kestiiik! – Yazı Arası –

‘’Bu yazıyı okuyan sevgili can sana bir mesajım var. Evet sana, bana, bize.. Bu hayata kimseden farklı gelmedin. Her bebek gibi gözleri kapalı, ağlayarak ve çıplak! Sonradan oldu bir şeyler kabul. Anne koynunda, ninni sesinin huzurunda bebecikken, evet biliyorum büyümek hiç kolay değildi. Belki de kolay bir çocukluk geçirmedin. Ebeveynlerini anlamak zorunda olan taraf hep sendin. Kendini güvende hissetmedin. Çünkü çocuktun alanın kısıtlıydı ve hayatı bilmediğin için birileri tarafından korunmaya ihtiyacın vardı. Ama büyüdün artık. Seni kısıtlayan o dar alandan çıktın. Hala güvende hissetmiyorsan eğer, korkma! Sadece o alandan çıktığını ve büyüdüğünü görmeye, kabullenmeye ihtiyacın var. Çocukken hemen büyümek istiyordun, o kadar direttin ki o anı yaşayamadın.. Bedenin büyüdü büyümesine ama o anı yaşayamadığın için gelişimin tamamlanamadı. Artık büyüdün tam istediğin noktadasın küçüğüm silkelen ve bunu fark et. Şundan da korkma içindeki çocuk bir yere gitmiyor. O hayal kurmak istediğinde, özgürce bağırarak şarkı söylemek istediğinde, saçmalamaya izin verdiğinde, koşulsuz sevgiye kendini açtığında birden ortaya çıkacak. Ve evet sen eğer büyürsen keşkelerin azalacak ve belki bir gün yok olacak. O zaman her şeyden bağımsız hayallerini gerçekleştiren ve kendi benliğini bulan bir birey olacaksın. Mesajım sana idi. Evet evet sana. İyi ki varsın ve bu satırlarda buluşma şansımız oldu. Sevgiyle kal..’’

‘’E gel o zaman, bir sarılalım.’’ dedi kardeşim. Sıkı sıkı sarıldık. Ve birbirimize ara ara verdiğimiz sözlerden birini yine tekrar ettik. ‘’Bu hayat bizim ve istediğimiz gibi yaratmak bizim elimizde. Biz mutlu öleceğiz.’’ Eğer birimizden biri bunu unutursa diğeri ona hatırlatacak tek kural da bu. İyi ki bu yolculuğu beraber yürüyoruz. Sana varlığın ve özde kardeşliğin için sırası gelmişken teşekkür etmeyi bir borç bilirim. Hatırlatıcılarınız bol olsun..

-Keşke dememek adına duvara bir not-

Acabaları, keşkeleri aşmak için ne yapmalı?

‘’Ben varım ama niye varım bu hayatta? Şikayet ediyorum ama çözüm bulabilir miyim? Geçmişin bana bir faydası yok ama ne yapmalı? Önce bu sorgulamaların farkında olmalı. Bunun farkında olmak içinde akışta olmak gerekli. Yani zihnin farkında olup zamanı, mekanı, insanları, durumları algılayıp o anın verisine göre davranmak. Bir nevi an’da kalmak. Zihnimiz zaman zaman geçmiş ve gelecek ile o kadar meşgul oluyor ki; sorunlarımızın temelinde kendi tutumumuzun yattığını görmüyoruz. Yaşadığımız her olayın başlangıç noktası kendimiziz. Söylediğimiz bir söz, bir davranış veya bir düşünce nasıl bir hayat yaşayacağımızı belirler. Bir durum düşünün trajikomik olsun ve bu olayın anlatıldığı 2 kişi düşünün. Biri, hayata çözüm odaklı ve daha pozitif baksın, diğeri yaşadığı her olayı gözünde büyütüp karamsar bir bakış açısına sahip olsun. Bu trajikomik durumu ikisine anlattığınızda ikisinin de yorumları farklı olacaktır. Pozitif, çözüm odaklı olan, ‘Durumun içinde şöyle şöyle bir güzellikte olabilir. O kadar da trajik durmuyor. Bu eminim ki seni daha güçlü bir kadın/erkek yapacak. Hadi gel gündemi değiştirelim.’ derken, karamsar ve abartılı olan, ‘Vah yazık, bu senin başına nasıl gelir? Bundan sonra başına ya şunlar gelirse, bak ben sana söyleyeyim haberin olsun.’ deyip saatlerce aynı şikayet membağının içinde dolaşabilir. Her şey her an değişmekte olduğu için, bugün karamsar bakış açısına sahip olan kişi farkındalığı yükseldikçe bakış açısını değiştirip hayata daha neşeli bakan, pozitif, çözüm odaklı birine dönüşebilir. Farkındalık arttıkça bunun tam tersi söz konusu pek olmaz. Dönem dönem farkındalığımız düşse de eğer o olumlu hal oturmuşsa küçük dokunuşlarla tekrar pozitif bakış açısına ulaşırız.

Mahatma Gandhi’nin sözleri konuyu özetler nitelikte;

”Söylediklerinize dikkat edin; düşüncelere dönüşür.
Düşüncelerinize dikkat edin; duygularınıza dönüşür.
Duygularınıza dikkat edin; davranışlarınıza dönüşür.
Davranışlarınıza dikkat edin; alışkanlıklarınıza dönüşür.
Alışkanlıklarınıza dikkat edin; değerlerinize dönüşür.
Değerlerinize dikkat edin; karakterinize dönüşür.
Karakterinize dikkat edin; kaderinize dönüşür.”

-2020 Yeni Yıl Notu-

Ocağınızda aşınız, evinizde afiyetiniz, hatırlayanınız, hatırlatanınız, misafiriniz, yolunuz, yolculuğunuz, hayalleriniz, enerjiniz, sağlığınız, huzurunuz, aşkınız, dostluğunuz, gülüşünüz ve sayamadığım şeylerin arttığı bir yıl dilerim. Dünyamızda ve ülkemizde birlik olmasını, her türlü şiddetin, doğaya, ormana, habitata, canlılara karşı yapılan yıkımın bir son bulmasını dilerim. Bu dilekleri gerçekleştirmek adına hepimize farkındalık ve idrak dilerim.

Not: 2019 yılına Andrea Bocelli – ‘Time To Say Good Bye’ armağan etmek istedim. Keyifli seneler 🙂

Esra Yılmaz

Esra Yılmaz

2009 Yılında Reiki ile 2011'de de İsmail Bülbül hocamla tanıştım. Reiki 3b Öğretmeniyim. Kendimi tanıma evresini yaşarken insanlara faydalı olabilmek amacındayım.

2 yorumlar

İnternet üzerinden dijital yayın hayatına ilk olarak 2013 yılında başlamış olan Varoluş Dergisi, kısa bir aradan sonra şimdi yeniden okurları ile birlikte. Değerli yazarlarımız, Spiritüalizm, Reiki, Yoga, Astroloji ve Yaşam alanlarında, siz değerli okurlarımız için yazıyor…

Arşivler