Varoluş Dergisi

SİZİN ZAMAN NE MARKA?

Tatil için seçtiğiniz şehri, konakladığınız oteli, nerede yemek yiyeceğinizi, sabah uyandığınızda hangi kıyafeti giyineceğinizi, bu kıyafetin türünü, markasını kim seçiyor?

Siz mi seçiyorsunuz yoksa yaşadığınız çevre mi? Tabi ki ben seçiyorum, başka kim seçecek diyorsanız bir de şöyle soralım. Bu seçen siz gerçek siz mi (özgür, bağımsız, yargısız vs), yoksa zihnin yönlendirdiği siz mi (kendini birilerine kanıtlamak isteyen, kalıpları, yargıları ile karar veren?)

Ne yapıyorsunuz şimdi? Yaptığınız şeyi niye yapıyorsunuz peki? Siz mi istiyorsunuz, yoksa kaliteli siz mi istiyor yaptığınız şeyi? Şuan yapmak istediğiniz şeyi mi yapıyorsunuz acaba? Bir düşünün bakalım, canınız evde şöyle yatmak isterken, bu faaliyeti kalitesiz bulup, fotoğraf çekip sosyal medyada kendinizi etiketlemek daha kaliteli geldiği için, kendinizi markalı bir mekânda, adını zor telaffuz ettiğiniz bir kahveyi yudumlarken buldunuz mu hiç? Ya da aileler için sorarsak, çocuğunuz evde evcilik oynamak isterken, evciliği kalitesiz sayıp, daha kaliteli vakit geçirmek için onu bir alışveriş merkezi oyun alanına götürdünüz mü? Çocuğunuz oyun alanında kendi kendine takılırken siz elinizde akıllı telefonunuz, internette gezindiniz mi hiç? Buna benzer örneklere cevabınız evetse sordunuz mu hiç kendinize, kaliteli olsun diye geçirdiğiniz zaman gerçekten kaliteli mi diye? Bu kaliteyi ben mi belirliyorum yoksa toplum mu diye? Şu meşhur kaliteli zaman ne demek acaba diye? Bence sormakta bir fayda var, çünkü kalite kavramı gitgide çarpıtılmaya, insanlarda sorgulamadan buna ayak uyduracağım diye iyice farkındalıklarını yitirmeye başladı. Kalite nicelikten, niteliğe döndü iyice. İnsanlar toplum tarafından kabul görmüyor diye içlerinden geldiği gibi, kendi istedikleri için değil, kendilerini ispat etmek için yaşar oldular.

Alışveriş merkezlerinde alışveriş yapmak, isim yapmış spor salonlarında spor yapmak, daha doğrusu kayıt yaptırıp arada bir uğramak, marka olan mekanlarda takılmak, lüks yaşamak kaliteli, evde zaman geçirmek mesela ütü yapmak, ev temizlemek, sokakta öylesine yürümek, hiçbir şey yapmadan sessiz sakin oturmak, etiketsiz sporları yapmak vs kalitesiz olarak isimlendirildi.

Peki siz ne düşünüyorsunuz bu konuda? Zamanı kaliteli geçirmek için illa bir şey mi yapmak lazım, yapıyorsak da bunun illa toplumca kaliteli etiketi yapıştırılmış bir faaliyet mi olması lazım? Bunun illa çok lüks, çok pahalı mı olması lazım? Kalite derken illa değerinin ölçülebilir mi olması lazım? Bunu cevaplarken yaşamımızın nasıl geçtiğine bakarsak daha gerçekçi düşünebiliriz diye düşünüyorum.

Varoluşumuz ya da yaşamımız diyelim, aynı anda birbirine paralel iki düzlem üzerinde ilerler. Birinci düzlem; koşulların olduğu olaylar düzlemi, diğeri kendi içimizdeki çoğu kişinin farkında bile olmadığı benlik durum/ ruh hallerimiz olan durum düzlemidir. İlk düzlemi yemek yemek, sohbet etmek, yürümek, çalışmak vs gibi eylem olan oluşlar oluştururken, ikinci düzlemi bu eylem anındaki ruh hallerimiz oluşturur. İşte bu ikinci düzlem pek dikkate alınmasa, günümüzün kalite etiketinde ilk düzlem önem kazansa da, ANın kalitesini ikinci düzlem, yani yapılan eylemin türünden ziyade bu eylem sırasındaki ruh hallerimiz, hislerimiz, yaptığımız işe kendimizi ne kadar verdiğimiz, o işte kendimizi ne kadar kaybettiğimiz önem taşır. Örneğin bir arkadaşınızla deniz manzaralı lüks bir mekânda yemek yiyorsunuz, üzerinizde pahalı takılarınız, şık kıyafetleriniz var. Kapıda da son model arabanız. Etikete bakarsanız on numara, kaliteli bir zaman. Ama siz bu buluşmada ne yemek yerken ne sohbet ederken şuANdasınız, aslında oradasınız ama zihin sizi bir oraya bir buraya çekiyor. Örneğin düşünceleriniz size yağmur yağarsa eve nasıl giderim endişesi veriyor ya da eşinizle dün akşamki tartışmanızı film gibi başa sarıp sarıp duruyor. Arkadaşınızın saatine takılıyor, nerden almış, nasıl almış yorumlarını yaptırıyor. Aslında bedeniz orada yemek yiyor, ama zihin sizi ele geçirmiş. bir geçmiş, bir gelecek düşüncelerle, yargı-yorumlarla sizi AN dan koparıp götürüyor. Siz de anda kalmadığınızdan bütünden, varoluştan ayrı hissediyorsunuz. Bu da huzursuzluk olarak gösteriyor kendini. Yaptığınız eylem kaliteliyken, o andaki hisleriniz olumsuz olduğundan esas kaliteden uzaklaşıyorsunuz farkında olmadan. Burada dikkat çekmek istediğim bir nokta doğdu olumsuz his deyince. Eylem anında zihin sizi olumlu bir hisse de götürebilir. Yemek yerken çıkışta alacağınız ayakkabının heyecanı ve mutluluğunu hissedebilirsiniz. Dikkat edin! Burada his olumlu bile olsa zihin sizi ANdan koparmıştır, yine gelecektedir.

Esas kalite şimdi, şuanda kalmaktadır. Çünkü varoluş şimdi, şu andadır. Şimdi, şuanda zihnin hâkimiyeti yoktur. Şimdi, şuanda duygu-düşünceler yoktur, sadece oluş vardır. Bu da gerçek huzur, mutluluktur.

Esas kalite için zihni tanıyın, tanıyın ki sizi ANdan koparmasına izin vermeyin. Bunun için farkında olun, farkında kalın.

Emine Nalçacı Maviş

4.10.1984 Ankara doğumlu. Lisans/Yüksek Lisans dahil tüm eğitimlerini Ankara'da aldı. Çocuk diş hekimi oldu. Ankara, Sinop, Düzce’de çalıştı. Evlendi. İstanbul’a geldi. Bilincine ışık yakarak, hayata bakışını, böylece hayatını değiştiren Reiki Hocası İsmail Bülbül ile tanıştı. Reiki 3b öğretmeni oldu. Reiki’yi bilime katmalıyım isteği ile Yeditepe Üniversitesi Fizyoloji bölümünde doktoraya başladı. Böylece bir kez daha insanın mükemmel yaratıldığına şahit oldu. Reiki Okulu’nda öğrendiği öğretilerin soyutluğunun doktora bilgilerinin somutluğu ile desteklendiğini görünce yürüdüğü yolun doğruluğundan emin oldu. Düşüp kalkmalarından sonra o yolda koştuğunu hissediyor. Dönüp duruyor bakalım. Allah sonunu hayır etsin. Bu arada bir kızı, bir oğlu oldu. Onlar ve yaşadığı hayat sayesinde sevgiyi, sabrı, merhameti ve tüm güzellikleri hayatına katmaya çalışıyor.

Yorum yap

İnternet üzerinden dijital yayın hayatına ilk olarak 2013 yılında başlamış olan Varoluş Dergisi, kısa bir aradan sonra şimdi yeniden okurları ile birlikte. Değerli yazarlarımız, Spiritüalizm, Reiki, Yoga, Astroloji ve Yaşam alanlarında, siz değerli okurlarımız için yazıyor…

Arşivler