Varoluş Dergisi

İÇİMİZ YANIYOR

Günlerdir ülkemizin birçok noktasında yangınlarla boğuşuyoruz. Ormanlarla beraber içimiz de alev alev yanıyor. Dış dünyamızda olan olayların aslında içimizde olduğunu, dış dünyanın içimizin bir yansıması olduğunu Stefano D’Anna, Tanrılar Okulu adlı kitabında “içeride ne varsa dışarıda o vardır” cümlesi ile ifade eder. Ben de buna sonuna kadar inanıyor, inancın ötesinde öyle olduğuna şahit oluyorum.

Haberlerde, sosyal medyada veya medyanın diğer araçlarında izliyoruz, okuyoruz. Herkes birbirine suç atıyor. Biri diyor Ali yaktı, diğeri diyor Veli söndürmedi.

Kim haklı kim haksız ben işin bu kısmından ziyade insanın doğadaki yerini sorgulamak istiyorum bu yazımda.

İnsan da bir canlı türü olarak aslında diğer canlılar gibi doğanın bir parçası!. Sahibi, hükümdarı ve yöneticisi değil aslında. Ama kendini keşfetmesi için ona verilen aklı tamamen yanlış kullandığı ve zihnini doldurduğu yalan yanlış bilgi ve inançlara göre yaşadığı için, kendini doğadan ayrı tutuyor. Bu ayrılık, ben ve diğerleri inancını ortaya çıkarıyor ve bu ayrılıkla gelen bencillik duygusu ile diğer canlılara, doğaya hükmetmeye çalışıyor. Kendisinin doğaya uyum sağlaması gerektiği halde doğayı kendine uydurmaya çalışıyor. Bunu da barışçıl değil, savaşarak yapıyor. Kendi gücünü doğanın gücünden fazla, zekasını da onunkinden yüksek sanıyor. Yanılıyor. Yanıldığını da hepimiz görüyor, hepimiz bu yanlış inançların sonuçlarını yaşıyoruz.

Kendini öyle üstün tutuyor ki, haber kaynaklarında, doğal afetlerde “Neyse ki can kaybı yok veya şu kadar can kaybı var,” diyor. Ölümde bile kendini hemen ayırıveriyor.

Sormak istiyorum, bir tek can biz de mi var? Ağaçların canı yok mu, yanan kaplumbağa, geyik, ceylan can değil mi? Canımız değil mi? Onların canı ile bizimki farklı mı, bir değil miyiz biz onlarla ki can kaybı yok diyoruz. Ağaç yanınca, hayvanlar ölünce, tertemiz hava kirlenince, doğa yok olunca giden kendi canımız olmuyor mu?

Can kaybı çok ama vicdan kaybı daha da çok gerçekten. İşte vicdan kayboldu mu, insan kendinden uzaklaşıyor ya da insan kendinden uzaklaştığı için vicdanı eksiliyor.

Ne önemi var aslında değil mi? Her iki halde de çok güvendiği zihni onun efendisi oluyor.

Zihinler kirli, kinli, öfkeli, hırslı, nefretli. Böyle olunca öfkesini kibrit çakarak, kinini benzin dökerek kusup kendini rahatlatıyor. O rahatlayacak diye ormanlarımız yanıyor, ağaçlarımız kesiliyor, doğamız yok oluyor.

Hadi olan oluyor, yaşam devam ediyor da artık güzel devam etse. Bıraksak şu hırsı, egoyu, beni, bencilliği de anlasak artık.

Doğa olmadan yaşayamayacağız, onu yok ettikçe kendimiz yok oluyoruz bir anlasak.

Alttaki resimde çok güzel resmedilmiş.

“Kazanırsak kaybedeceğiz.”

Allah sonumuzu hayır etsin, kalplerimizi sevgi ve merhametle doldursun.

Hepimize geçmiş olsun.

Emine Nalçacı Maviş

4.10.1984 Ankara doğumlu. Lisans/Yüksek Lisans dahil tüm eğitimlerini Ankara'da aldı. Çocuk diş hekimi oldu. Ankara, Sinop, Düzce’de çalıştı. Evlendi. İstanbul’a geldi. Bilincine ışık yakarak, hayata bakışını, böylece hayatını değiştiren Reiki Hocası İsmail Bülbül ile tanıştı. Reiki 3b öğretmeni oldu. Reiki’yi bilime katmalıyım isteği ile Yeditepe Üniversitesi Fizyoloji bölümünde doktoraya başladı. Böylece bir kez daha insanın mükemmel yaratıldığına şahit oldu. Reiki Okulu’nda öğrendiği öğretilerin soyutluğunun doktora bilgilerinin somutluğu ile desteklendiğini görünce yürüdüğü yolun doğruluğundan emin oldu. Düşüp kalkmalarından sonra o yolda koştuğunu hissediyor. Dönüp duruyor bakalım. Allah sonunu hayır etsin. Bu arada bir kızı, bir oğlu oldu. Onlar ve yaşadığı hayat sayesinde sevgiyi, sabrı, merhameti ve tüm güzellikleri hayatına katmaya çalışıyor.

Yorum yap

İnternet üzerinden dijital yayın hayatına ilk olarak 2013 yılında başlamış olan Varoluş Dergisi, kısa bir aradan sonra şimdi yeniden okurları ile birlikte. Değerli yazarlarımız, Spiritüalizm, Reiki, Yoga, Astroloji ve Yaşam alanlarında, siz değerli okurlarımız için yazıyor…

Arşivler