Varoluş Dergisi

Bir Kişisel Gelişim Hikayesi: Lima & Hara

Son günlerin en çok konuşulan konusudur Lima & Hara aşkı. Bizim memlekette böyle işte, insanlar kendilerinden kaçmak için başkalarının ne yaptığıyla ilgilenir daha çok. Hazır konu gündemdeyken, naçizane, olayın kişisel gelişim boyutunu değerlendirelim isterim.

Yorumları okuduk, dinledik; kimisi “Helal olsun, kişisel gelişimde gelinen son nokta” dedi, kimisi ise “Yalan, olmaz öyle şey”, çünkü daha idrak edemedi Allah nasip ederse hiç bir şeyin imkansız olmadığını. Kimisi “ki” toplarına sardı, kimisi herşeyin parayla ölçüldüğüne inandı, ardında “reklam” aradı. Aslını astarını kendileri bilir, ilişkileriyle ilgili yorum yapmak hiç birimizin haddine değil tabii ki, ama şöyle bir mantık çerçevesinde düşününce, hangisinin bu tür bir reklama ihtiyacı var ki?

Metin Hara, içsel yolculuğuna 12 yaşında başlamış, önce babasına sonra da bir çok insana şifa eli uzatmış, aldığı eğitimleri, tecrübe ve bilgilerini farklı platformlarda paylaşmış, bir çok insanın ruhuna dokunmuş bir kişisel gelişimci, fizik tedavici. Bu alanla ilgili olup da kitaplarını okumayan, seminerlerine katılmayan pek az kişi vardır herhalde. Adriana Lima’yı ise anlatmaya gerek yok, ilgili ilgisiz herkes tanır Brezilya asıllı Victoria’s Secret modelini. Bu ikiliyi bir araya getiremeyenlerin düşünemedikleri şey ise, ünlü olsun olmasın hepimizin insan olduğu. O dünya çapında tanınan, herkesin hayranlıkla izlediği top model de özünde bir kadın ve her kadın gibi içindeki çocuğa hitap edecek, onu dinleyecek, anlayacak, önemseyecek, yeri geldiğinde iyiliği için yol gösterecek, yargısız, infazsız, olduğu gibi kabul edecek olgun bir başka ruha, bir yüreğe ihtiyacı var. Herkesin gördüğünü gören değil de, görünmeyeni bulup çıkaracak, özünü kabul edip parlatacak birini arıyor olması son derece normal. Tekamül sürecinde epey yol kat etmiş diye düşündüğümüz Metin Hara ise, yaptığı talihsiz açıklamalarla gösteriyor ki insan ne kadar piştim dese de bir yerlerde ham olduğu yönler gelişmeyi bekliyor. Özellikle de toplumun bir konuya bakış açısı ne kadar yüzeyselse, bireysel anlamda derine inmek de o kadar zorlaşıyor. Açık dille söylemek gerekirse, bu memlekette erkek gözüyle yanındaki kadının fiziksel güzelliği bir hava atma aracı, skor olarak görülüyorsa, bunu düzeltmek her babayiğidin harcı değil demek ki. Hayatta hiç bir şey tesadüf değildir, mutlaka ikisinin de birbirinden öğreneceği şeyler vardır, bir araya gelmeleri bir sebeptendir, fakat bu olay maalesef bize gösteriyor ki ülkemizde kişisel gelişimin alması gereken daha çook yol var. Kadının değerinden bahseden insanların bile – belki de farkında olmayarak – yaptığı saygısızlık, erkek “ben”liğinin dışa vuran karanlık yüzünü gözler önüne seriyor.

Zavallı Anadolu’m… Bir zamanlar anaerkil bir toplum iken, bereketli topraklarında huzur içinde yaşanır iken, ataerkilliğin egemen olmasıyla birlikte galip gelen ego savaşları, çeşitli korkularla bir türlü değeri gösterilemeyen kadına yapılan haksızlıklar, zulümlerle neredeyse çivisi çıkmış denebilecek bir ahlak anlayışıyla, hayatta kalmayı yaşamak sanan mutsuz bir topluma ev sahipliği yapıyor. Ve fakat bu cennet topraklar kendi kıymeti de bilinmediğinden belki de üzgün, kırgın, dersini vereceği günleri bekliyor…

Özetle diyeceğim o ki, kişisel gelişim bir nevi “adam olma”, “arif olma”, “kendini bilme” sanatıdır. Umarım hepimizin içinde bir yerlerde bu farkındalığı sağlayacak “sanat aşkı” vardır. Her birimize bu kutsal yolda hayırlı icralar dilerim…

Gaye Ulaş

Gaye Ulaş

Yolun yarısında,

Mimar,

Kendi çapında bir hayat gözlemcisi,

Düşünür, taşınır,

Sanatçı ruhlu,

Paylaşımcı,

Sevmeyi sever,

Reiki 3A Master

Access Bars uygulayıcısı

Yorum yap

İnternet üzerinden dijital yayın hayatına ilk olarak 2013 yılında başlamış olan Varoluş Dergisi, kısa bir aradan sonra şimdi yeniden okurları ile birlikte. Değerli yazarlarımız, Spiritüalizm, Reiki, Yoga, Astroloji ve Yaşam alanlarında, siz değerli okurlarımız için yazıyor…

Arşivler