Varoluş Dergisi

Ruhunuz Ne Söylüyor?

Bu dünyaya geliş amacımızı düşündünüz mü hiç? Acaba kahraman olmaya mı, yoksa bir yuva kurmaya mı; çok çalışıp hayatlar değiştirmeye mi, yoksa gezgin olup kültür biriktirmeye mi geldiniz dersiniz? Birbirinin hayatına anlam katmak üzere gönderilmiş bir yap-bozun tek başına anlamsız birer parçaları mıyız, yoksa her birimiz eşsiz doğa harikaları mı?

Bebeklikten itibaren önce ebeveynlerimizin, çocukluk çağlarıyla birlikte ise okul ve çevrenin etkisiyle yaşadığımız toplumun kriterleriyle büyütülüyoruz. Bu kriterlere uyarsak ne ala, fakat bir şekilde uymuyorsak tuhaf kabul edilen, hatta aslında pek de kabul görmeyen bireyler olarak adlandırılmıyor muyuz? Kendin gibi olmak herkesin harcı olamıyor sanki bu düzende. Bir kere herkesin ön yargısına göğüs germek, kendini olduğun gibi kabul ettirebilmek büyük meziyet. Peki kalıplara uymamak, normal kabul edilmese de, kötü bir şey mi? Tabi değil, ama ne fark eder ki, kendin olmadıktan sonra?.. Peki bu durumda diğerlerini rahatsız eden ne sizce? En çok tepkiyi kendi olmayı başaramayanlar veriyor olabilir mi? Muhtemelen bilinç düzeyinde değil ama derinlere indiğimizde, kendini gerçekleştiremeyen benliğin verdiği bilinç dışı tepkilerle karşı karşıya kalıyor olabilir miyiz? Sonuçta şimdiye kadar kendi olmamış insanın, sorsanız size dağlar kadar sıralayacak bir sürü sebebi vardır. Şu halde nasıl olur da sen olduğun gibi olmayı başarırsın, hak mı bu, bozuluruz tabi. Ayrıca nasıl olur da beni olduğum gibi kabul etmek istemeyenler seni böyle değişik hallerine rağmen kabul eder, ”Bu da böyle işte n’apıcan” der? ”Ben neden kendimi kabul ettiremedim peki, mükemmeli oynamak zorunda mıydım? Değildim, zaten kimse mükemmel değildi, sadece bir seçim yaptım ama hayatın şartlarından olduğuna inandırıldım. Özetle farkında olmadan topu hep karşıya attım, sorumluluk almadım. Kendi hayatının sorumluluğunu almak yürek ister, farkındalık ister, olgunluk ister. Peki sen ne istedin? ”Bir dakika neler oluyor, benden istediklerinizi gerçekleştirmek için yaşarsam bu hayat hala benim hayatım olur mu hiç!” dedin mi? Demediyseniz şimdi oturup bir düşünün derim. Kimin hayatını yaşıyorsunuz ve sizin siz olmanızı engelleyen sizden başka kim var? Sorun bakalım içinizde yalnızken size eşlik eden o sese, ne istiyormuş aslında, bu hayata geliş amacı neymiş, mutlu muymuş, değilse nasıl olurmuş, aslında neye ihtiyacı varmış da söyleyememiş ya da ertelemiş?

İçinde yaşadığımız dünya fizik bedenlerimiz için oldukça yorucu bu devirde, ama asıl yorulan ruhlarımız belki de. Yorucu bir günün akşamında yemek yer güçlenir, uyur uyanır kendimize geliriz. Peki ya ruhlarımız yorulduğunda ne yaparız, neyle besleriz? Tek bir formülü yok bunun, hepsinin besini farklı. Birisi tatil yaparım geçer der, biri şarkı söyler, öbürü resim yapar, birine spor iyi gelir, diğerine içten bir sohbet, biri yoga yapar, diğeri kahkaha atar, biri sinemaya gider, öbürü dağa tırmanır… vs vs. Herkes için durum bu kadar farklıyken, herkesin aynı şekilde hareket etmesini beklemek neden, hiç anlamam.

Günümüzün mesleği, geleceğin bilmem nesi… Öylesi daha iyi, böylesi daha doğru.. Kime göre, neye göre acaba? Bu dünyada tek tip mesleğe de ihtiyaç yok. Herkes mühendis olursa kim yemek yapacak, kim güldürecek, kim koşacak, kim çim biçecek, kim halden anlayacak, kim yazacak, kim okuyacak, kim.. kim.. kim..? Sen nerdesin peki? Balığın ağaca tırmanmasını beklemek gibi bir şey aslında insanın ehilleştirilmesi. Ehilleştirilmek diyorum kusura bakmayın, çünkü özgür ruhlarımızı kafese kapatıp, sonra şartlı refleksle tek tipleştirmeye çalışmanın başka bir anlatımını bulamıyorum. Şimdi hazır bu duruma isyan modundayken devam edelim mi ruhumuza soru sormaya; nereden geldik, nereye gidiyoruz acaba? Yarın öleceğimizi bilsek yine de şu anda yaptıklarımızı yapıyor olur muyduk? Gerçek ”Ben”i ortaya çıkarabilmemiz için neler mümkün? Peki ya yaşam amacımızın farkına varabilmek ve onu akışta yaşayabilmek için sonsuz olasılıklarımız nelerdir?

Soru sormak iyidir, bakarsınız cevapları size beklemediğiniz anlarda gelir..

Sevgiyle…

Gaye Ulaş

Gaye Ulaş

Yolun yarısında,

Mimar,

Kendi çapında bir hayat gözlemcisi,

Düşünür, taşınır,

Sanatçı ruhlu,

Paylaşımcı,

Sevmeyi sever,

Reiki 3A Master

Access Bars uygulayıcısı

Yorum yap

İnternet üzerinden dijital yayın hayatına ilk olarak 2013 yılında başlamış olan Varoluş Dergisi, kısa bir aradan sonra şimdi yeniden okurları ile birlikte. Değerli yazarlarımız, Spiritüalizm, Reiki, Yoga, Astroloji ve Yaşam alanlarında, siz değerli okurlarımız için yazıyor…

Arşivler