Varoluş Dergisi

ZİHNE HİZMET ETMEKTEN BIKMADIN MI? ALLAH’A HİZMET ET!

Gerçeğin sahnesinden her geçişinizde gerçekle bir bütün olmadıkça yaşayacaklarınız zihninizin size sunduğu kurgusal senaryonun farklı farklı versiyonları olacaktır hep.

Düşüncelerimizden o kadar hoşnutuz ki, onları düşünürken aldığımız zevk bizi adım adım cehenneme götürüyor ve bağımlılık yapıyor farkında değiliz, halbuki Allah sistemi bizi düşünmeye, kurgulamaya değil, ‘OL’ maya sevk ediyor.

Olmamak için o kadar çok direnç var ki, bu da önce iç dünyamızda sonra da tezahürü olarak dış dünyamızda çatışma yaratıyor. Peki ‘OL’mak ne demek ? Ol-mak; üzgün olmak demek, neşeli olmak demek, öfke ile dolu olmak demek, ‘Yok ben şimdi neşeli olmalıyım.’ şeklinde düşünmek değildir. Ol-an insan Ol-maya çalışmaz, o anda üzgün olan insan üzgün olan duygunun içine girer ve orada kalır. Üzgün bir olay var ama ben üzülmeyeceğim diyerek dirayetli olmaya çalışmak kurgusallıktır ve eninde sonunda çatışma (şiddet) yaratır. Çatışma, diğer  manasıyla bölünme, duygunun içine girmediğinizde olur. İkilem dünyasına hoş geldiniz! O anda siz ve diğeri diye ikilik oluştu bile. Bir duygu ve o duygudan kendinizi çıkartmaya çalışırken harcadığınız enerji kaybı, daha sonra o benim enerjimi düşürdü tanımı, çok tanıdık değil mi?

Neyi tanımlıyoruz ya da neyi analiz ediyoruz farkında mıyız? Bizim içimizde kendimizin oluşturduğu duyguların ve tanımladığınız şeyin gerçekle hiçbir alakası yok çünkü gerçeği tanımladığımız zaman artık gerçek olmaktan çıkar, geçmiştir o  ve çöptür hiçbir işe de yaramaz yanılsama yaratmaktan başka, inanın.

‘Gerçek sizin ne düşündüğünüz değil Ol-an dır.’demiş, Jiddu Krishhnamurti; fakat biz bu Ol-ana kılıf giydirmek istiyoruz. ‘Bu ben olamam, bu mutlaka başkasına ait bir şey ya da bu Ol- an bana haksızlık, ben bunu hak etmiyorum.’ dediğiniz an, Ol-ana perde çekmiş, düşüncelerinizi karıştırmış ve artık siz bu An’ı yaşamıyor sadece bu An’ı kendinize göre yorumlayarak çatışma yaratıyorsunuz demektir. ‘Peki ne yapalım Ol-ana razı mı gelelim.’der gibi dediğinizi duyuyorum. Tabi ki hayır ama belki de evet, o an olanlardan sadece siz sorumlusunuz ve o An’ın içine girdiğinizde gerçeğin sizi nereye götüreceği işte asıl hakikat. Kabul edemediniz mi? O zaman birkaç deneme daha yapacaksınız demektir. ‘Ben yine bir hata yaptım, mutlaka ben yanlış davrandım, daha iyi ,daha sert olmalıydım ya da o da bunu  böyle yapmamalıydı ama tüm bu yorumlara rağmen Ol-an tüm gücü ve çıplaklığıyla orada duruyor ve ona hiçbir şey olmaz, olan size olur…’

Gerçeğin sahnesinden her geçişinizde gerçekle bir bütün olmadıkça yaşayacaklarınız zihninizin size sunduğu kurgusal senaryonun farklı farklı versiyonları olacaktır hep. Siz de bir daha ki sefere daha iyi olacağım ya da böyle davranacağım diyerek zihninizin sizi sürekli avuttuğu bir tekrar haline geleceksiniz. Canlılığını kaybetmiş, tüm canlılığını gerçekle birlikte hareket edemeyen ve size bir daha ki sefere şunu yapacaksın şeklinde zihinsel komut vererek geçmişe göre gelecek yansıması yaratan, zihinsel sistemin bir parçası. Yedek parçası da olabilir ha ? Zihin çünkü şahsına münhasır olmanıza izin vermez. Herkes nereye gidiyorsa oraya gitmelisiniz, kendinizi kaybettiğiniz ve keşfedemediğiniz bir yere hatta. Böyle bir durumda her An’ın farklı olması mümkün olabilir mi ki siz geçmişe bakarak yol alan ve asla geçmişten tek parçası bile farklı olmasını istemediğiniz bir gelecek yaratmaya uğraşan sözde özgür bireyler, milyarlarca yıldır yağan karların 1 tanesinin bile birbirine benzemediği bir Allah sisteminde yaşıyorken üstüne üstlük.

Halbuki Osho’nun da dediği gibi An’ı yakaladığınızda onun suyunu en ufak damlasına kadar sıkacak kadar sıkın taa ki o andan geriye hiçbir şey kalmayana dek, ondan geriye konuşulacak bir şey kalmadığında her şey o anda olup bitmiştir, eğer bitmediyse ben Müslümanların ahiret inancına katılanlardan ve inananlardanım, olay sonrasında çözülmek üzere tıkanıklık yaratıp faydasız bir bilinçaltı bilgisi gibi iç dünyanızda kalmaya ve tekrarı yaşatmaya muktedir olacaktır. Affetmenin de buradan geldiğine inanıyorum. Üzerinize alındığınız için duygusal buhranınızdan çıkıp yüzleşemediğiniz An’da ki gerçeklerin (hakikat bilgisinin) silinme tuşu ‘affetmek’ ya da ‘ahirete ertelemektir’ belki ne dersiniz?

Bu kadar anlattıklarımızdan ‘An da kalmak’ ne kadar da zor bir şey olduğunu anlıyor musunuz? Ben bile ne kadar zor olduğunu şu anda daha iyi anladım hatta ? Asıl çaba işte budur, o An’da mevcut olan  ne varsa onu sonuna kadar tüketerek, dönüştürerek  bir sonraki An’a geçerek hayatın vibrasyonlarında ilerlemek.. Bir sonraki An’dan ya da geçmişten çalmadan, Allah’a borçlanmadan…

An’da kalın

Sevgiyle kalın…

Kaynaklar; Halil Ata Bıçakçı, Jiddu Krishhnamurti ,Osho

 

Sebile Güneş

Sebile Güneş Nisan 1977 Yılında Bursa’da dünyaya geldi. İlk ve Orta Öğretimini Bursa Nedim Öztan İlkokulu ve Bursa Cumhuriyet lisesinde tamamladıktan sonra , Ege Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Gıda Mühendisliği Bölümünü kazanarak İzmir ‘e yerleşti . Mezun olduktan sonra evlendi, Defne ve Burak adında iki çocuğu var. 2002 yılından beri özel sektörde mesleğini yapmaktadır. Kendisine, sebilegunes2007@hotmail.com mail adresinden ulaşabilirsiniz.

Yorum yap

İnternet üzerinden dijital yayın hayatına ilk olarak 2013 yılında başlamış olan Varoluş Dergisi, kısa bir aradan sonra şimdi yeniden okurları ile birlikte. Değerli yazarlarımız, Spiritüalizm, Reiki, Yoga, Astroloji ve Yaşam alanlarında, siz değerli okurlarımız için yazıyor…

Arşivler