Varoluş Dergisi

VES-VES-E

Bu ay; hayatımızda önemli bir role sahip olan, kelime anlamı ”şüphe, kuruntu, tereddüt içerikli, gerçekle hiçbir alakası olmayan gizli ses” olarak bilinen vesvese ve onu bize veren şeytan ve nefsimizi seçtim konu olarak.

Vesvese’nin ne olduğunu herkes bilir zaten. Kuruntu, evham, emin olamama vs. Ama benim esas amacım bu bilgiyi beyin düzeyinizden kalp düzeyinize indirerek idrak etmenizi sağlamak, yani farkındalık yaratarak, aa demek vesvese buymuş demenize ve artık ondan etkilenmemenize yardımcı olmak. Çünkü ben 30 yaşımda reiki ile tanışana kadar, bırakın vesvese-zihin-benlik ne demek, idrak etmek, farkında olmak ne demek (mana olarak) bihaber yaşamış bir kişi olduğumdan, o şekilde (genelde içi huzursuz, içinde bir şeyler eksik) yaşamak gayet iyi bilirim. Ondan bir kişiye bile yardımcı olursam ne mutlu bana inancından, bu yazıyı yazmaya karar verdim. Neyse konumuza dönelim. Bir konuda farkındalık yaratmak istiyorsanız, konunuz her neyse, önce insanların onu anlamasını sağlamanız gerektiğini düşünüyorum. “Bir şeyi basit olarak anlatamıyorsanız, yeterince anlamamışsınız demektir” demiş ya Einstein, ben de yazımda süslü cümleler, terimsel açıklamalardan ziyade, empati kurmanızı, kendi yaşanmışlıklarınızla bağ kurarak anlamanızı sağlayacak örneklerle başlamak istiyorum konuya.

Yarın uçak yolculuğunuz var. İş stresinden uzaklaşıp, bir tatil ayarladınız kendinize. Gün içinde, gece yatarken zamanı hiç fark etmez, yolculuk sonrası gezilecek yerleri düşünmek yerine, aklınıza “yarın hava nasıl olacak, yağmur da yağacakmış, ya uçak inemezse, ya uçağın motoru bozulursa, ya kanadı açılmazsa, ya uçak düşerse” gibi düşünceler gelebilir. Eviniz de boş kalacak bir hafta “ya eve hırsız girerse, eşyalar çalınırsa, çocuklarda evde yalnız kalacak, ya onlara bir şey olursa” gibi ucu açık sorular da cabası. Bunlar zihinden size gelen düşünceler\şeytanın kalbinize verdiği vesveselerdir işte. Eğer siz çoğu insanın yaptığı gibi bu tedbir amacından uzak, asılsız, gerçek dışı soruları fark etmez de bunlara “yok ya uçaklar o kadar bakımdan geçiyor neden düşsün ki, pilotlar o kadar eğitimden geçiyor, azıcık yağmurdan bir şey olmaz, kapıları iyi kilitlerim, çelik kapı zaten bir şey olmaz” gibi sözde mantıklı cevaplar vermeye kalkarsanız, içiniz bir süreliğine verdiğiniz cevaplarla rahatlar, ancak kısa bir süre sonra aynı sorulara onlarca kez cevap vermenize rağmen aynı sorular ve hatta daha da fazlası ve daha da cevapsızları size üşüşmeye başlar. Mesnetsiz sorular-yani vesveseler korsanlara uçak bile kaçırtır, sizi de buna inandırır hatta. Siz FARKINDA KALMADIKÇA, bu düşünce-vesveseleri verenin zihin-şeytan olduğunu, gerçek kendinizin zihin olmadığınızı anlamadıkça, inat edip cevaplamaya devam ederek onlarla bütünleştikçe, sorular soruları doğuracak, bir süre sonra hangi soruya ne cevap vereceğinizi şaşıracak, zaman zaman cevap veremeyecek, bunun sonucunda içiniz sıkılacak, sizde daralmalar, bunalmalar başlayacaktır. Hoş geldin panik atak, hoş geldin depresyon Onlarca imkâna sahip olmasına rağmen hala huzursuz, şikâyetçi ve sıkıcı bir şekilde yaşam süren günümüz insanının, iş hayatı, arkadaş toplantıları, herhangi bir hobi veya sigara, alkol gibi keyif veren maddelere kendini vermesinin asıl sebebi de budur aslında. Zihni tanımamaktan ötürü onun getirdiği düşüncelerden, sorulardan kaçmak, başka bir şeyle uğraşarak sözde zihni oyalamak.  Ama zihin (diğer vesvese kaynağı olan nefsiniz de) öyle kurnazdır ki sizi tek bir konu ile tuzağına düşürmez, size hangi düşünce tipi uygunsa, yani neye takıyorsanız (bilinçaltınızdaki düşünce kalıpları ne ise; kilonuz, sağlığınız, maddi durumunuz, evliliğiniz, kişilik özellikleriniz, geçmişinizdeki pişmanlıklar, sevdiniz bir kişinin vefatı, birisine duyulan kin, kıskançlık vs), sürekli kılık değiştirerek ve adında da görüldüğü gibi (ves-ves e) sürekli tekrarlayarak sizi tuzağına düşürür. Örneğin, boğazınızda azıcık bir öksürük oldu. Bilinçaltınızda hasta olmak kaynaklı korku veya hastalıkla ilgili kalıplaşmış bir inanç varsa “Bu öksürük de neyin nesi, Allah Allah. İkide bir ıııhhh yapıp duruyorum, kötü bir şey olmasın sakın, haberlerde de boğaz kanserine dikkat diyordu, sakın ha ben de hasta olmayayım, acaba kanser miyim?” gibi düşünceleri sokar mesela aklınıza, sonrası içinizi daraltır. Zaman zaman verdiğiniz cevaplarla, zaman zaman ilgilenmemenizle siz üstesinden geldiğinizi sanırsınız. Ancak bu düşünceler geçer, yeni bir gündemle yenilerini yaratır hemen zihin, onunla ilgilenin siz diye. Eşiniz eve gelirken bir çiçek alsın diye beklentiye sokar mesela, almayınca 20 yıl öncesine götürür, bu adam hep böyle de saçımı süpürge ettim de vs diye yorumlara başlar, az geç gelse ‘acaba beni aldatıyor mu?’ ‘Geçen de telefonu açmadı’ gibi kendini kanıtlayıcı cevaplarla sizi kandırmaya çalışır, çocukların okulunu, evin geçimini size dert ettirir, hayatı kaldıramayacağınız bir yük zannettirir, geçmişe götürür, sürekli şikâyet eder, hiç memnun olmaz. Sürekli erteler, ertelediği şey ne ise o şey gerçekleşince mutlu, huzurlu olacağını sanır, ama o an gelince başka şeye odaklanır yine mutsuzluk hissini getirir beraberinde. Yaşanılan olayları deneyim olarak görmez, bir şey olmayınca ben değersizim, başarısızım yargılarıyla kişilik yaratır. Yapamayacağınız bir şeyi ‘sen mükemmelsin, her şeyi yaparsın vs’ diyerek sizi gereksiz, kaldıramayacağınız sorumlulukların altına iter. Hep ister, sizin alacağınız bir ayakkabıyı başka arkadaşınızda görünce ‘ben alacaktım nereden aldı o şimdi’ gibi düşüncelerle kıskançlık duygusunu getirir. ‘Bana daha çok yakışıyor bir kere, hem ben daha güzelim, mükemmelim’ gibi yargılar ile kibir verir, yeni aldığınız elbiseye çay dökülse ‘kenafir gözlünün nazarı değdi’ diye arkadaşınızı suçlayıcı düşüncelerle öfke yaratır. Yapar da yapar, sorar da sorar, tekrarlar da tekrarlar, inandırır hatta. Zihin bu, şeytan bu, e onun da işi bu. “O ki, insanların göğüslerine vesveseler fısıldar” der Nas suresi, 5. ayette. Gayet net açıklar aslında. Peki zihin-şeytan bunları neden yapar! Amacı ise Hz.Muhammed’in hadisinde gizlidir. “Nefsini bilen Rabbini bilir”. İşin özü budur işte. Zihin, onu tanıyın da, kendinizin o olmadığını anlayın, esas kendinizi bilin, sonrada özünüz olan Rabbinizi bilin diye yapar bunu. Ben biliyorum işte kıskançlık kibir, falan filan, tüm kötülükler şeytandan, uzak durmak lazım işte diyeceksiniz ama olay hep dediğimiz şey işte. Bu kelime anlamı, yani ‘Nefs’ ne? Şeytan, zihin ne? Öz benlik ne? Onların manasını idrak edeceksiniz ki o zaman daimi huzura kavuşasınız.

Vesveseden kurtulmak için esas yol hakikati bilmektir. Bunun yolu ise öz-gözlemlemeden, HER AN kendinize tanık olmaktan, şehadet-şahitlik etmekten geçer. Bu ne demek şimdi? Hiçbir yargı, yorum olmadan, dışarıdan birisi gibi kendinizi gözlemlemektir kısaca. Nasıl gözlemler insan kendisini? Zamanı yok bunun, her zaman, evde, metroda, arabada, çalışırken, uzanırken hep farkında kalın, düşüncelerinizi izleyin, dinleyin, ne diyorlar size, bir düşünce aklınıza gelince ondan sonra ne yargılar üretiyor zihin, hangi düşünce silsilesine cevap vermeye uğraşıyorsunuz, bu düşünceler sizde hangi duyguları yaratıyor, bu duygu sonrası davranışınız ne, bedeniniz ne tepki veriyor, bir davranışta bulunurken içinizdeki o gizli ses ne diyor size, bunlara tanık olun işte. Market poşetlerini evinize taşırken, her iş bana bakıyor, yoruldum artık bu sorumluluklardan gibi düşüncelerle acıma duygusu mu üflüyor gizlice içinize, bu düşünce sonrası poşetleri fırlatıyor musunuz mesela eve gelince öfkeyle, yoksa evin her işini yapıyorum, her işin altından kalkarım, ne güçlüyüm ben mesajı mı veriyor? Yoksa hiçbir şey demeden sadece eylemi mi gerçekleştiriyorsunuz? Fark edin…

Her an öz-gözlemleme yapmanın yanı sıra, zihin meditasyonu yaparak da kendinizi,  düşüncelerinizi, duygularınızı gözlemleyebilirsiniz (meditasyon, tefekkür çok derin kavramlar olduğundan onu başka bir yazıda detaylı açıklayacağım). Sessiz, sakince oturun ve aklınıza gelen şeyleri sadece televizyonda film izler gibi izleyin, dinleyin. Bırakın onlar sizden aksın gitsinler. Bu şekilde sizdeki kök inanç kalıpları ve duygu kilitlenmeleri, geçmiş travmalar, gelecek korkuları gün yüzene çıkarak sizden uzaklaşacaktır, çünkü öz-gözlemleme salah halini, yani düzelme, iyileşmeyi beraberinde getirmektedir. Bu şekilde kendine tanık olma ile, yıllarca sıkı sıkıya bağlandığınız düşünceler, duygular, davranışlar sizden birer birer uzaklaşıp gidecekler, onlar sizden koptukça, daha doğrusu siz onlara bağlanmayı bıraktıkça, siz de özgürlüğe adım adım yaklaşacak, huzurlu bir iç âleme sahip olacaksınız.

Bir de ne kadar izleseniz de dinleseniz de yapısı gereği zihnin sürekli çalışmaya devam edeceği gerçeğini unutmayın. Bunun için gözlemlemenin yanı sıra zihni eğitme yoluna da bakın. Eğitirken de zihni kendi silahı ile vurun. Örneğin; acaba uçak düşer mi? Hasta olur muyum? Acaba kapıyı tam kilitledim mi? Ellerimi yıkadım ama tam temizlendi mi? gibi ucu açık sorulara “İlgilenmiyorum, bana ne, boş ver”  gibi zihnin karakterine uygun cevaplar verin. Sürekli farkındalık hali ile vesvesenin geldiğinin hemen farkına varın ve “sen zihinsin, ben sen değilim” manasında cümleler sarf edin. Bunları her seferinde bıkmadan usanmadan yapın, zihinle onun gibi konuşun. En başta güldürücü gelse ve inandırıcı olmasa da bunu yapın, çünkü zaten mantıklı sandığınız cevapları vererek zihinle sürekli konuşma halindesiniz de haberiniz yok, sadece iletişiminizi değiştireceksiniz o kadar. Bu şekilde zaman içinde dil kalbi dönüştürecek ve siz zihinle ilgilenmemeye başlayacaksınız (sürekli tekrarla yeni bir frekans yaratacak yeni düşüncelerinize uygun duygu durumunu da kendinize çekeceksiniz). Bir başka zihin eğitme yolu da, aklınıza gelen sizi rahatsız eden düşüncenin yerine başka bir düşünce koymaktır. Seçeceğiniz düşünce kalıbının olumlu manaya sahip olmasına özen gösterin. Örneğin ben ısrarla zihnimi meşgul eden düşünceler yerine, “kendimi seviyorum, olduğum gibi kabul ediyorum’’ veya ‘‘çok şükür” kalıbını koyarım. Siz de hayatınıza çekmek istediğiniz ne ise onunla ilgili bir kalıp koyabilirsiniz (başarılıyım, cesurum, değerliyim gibi). Belirli tekrardan sonra bilinçaltınız dönüşecek ve o eski düşünceden eser kalmayacak, yeni düşünce frekansına göre de oluşları çekeceksinizdir.

Bu yöntemlerle siz zihninize, kendinize eğildikçe, zamanla zihninizi FARK EDECEKSİNİZ, fark ettikçe de aslında zihninizin sizin düşmanınız değil aksine sizi KENDİNİZE götüren yegâne dostunuz olduğunu anlayacaksınız.

Herkese nasip olması dileğiyle

Emine Nalçacı Maviş

4.10.1984 tarihinde Ankara da doğdum.İlk, orta ve lise öğrenimimi Ankara da tamamladım. Lisans eğitimimi 2007 yılında Ankara Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi’nde bitirdim. 2010 yılında aynı üniversitede Pedodonti (çocuk diş hekimliği) alanında yüksek lisansımı tamamladım. Sonrasında Boyabat Devlet Hastanesi (2010-2013), Düzce Ağız ve Diş Sağlığı Merkezi (2013-2014) ve Bakırköy Dr. Sadi Konuk Eğitim ve Araştırma Hastanesinde (2014-2015) çalıştım. Şuan Bağcılar Eğitim ve Araştırma Hastanesinde diş hekimi kadrosundayım. Evli ve bir kız çocuğu annesiyim. Düzcede ikametim sırasında yakın bir arkadaşım vasıtası ile reiki eğitimine başladım. İstanbul’a geldikten sonra da Reikiokulu ile tanıştım ve hayatımı değiştiren reiki de 3b öğretmen aşamasına gelerek Reiki başta olmak üzere spiritüel alanında kendimi geliştirmeye başladım. Kitap okumaktan ve el işleri yapmaktan hoşlanırım.

Yorum Yaz

İnternet üzerinden dijital yayın hayatına ilk olarak 2013 yılında başlamış olan Varoluş Dergisi, kısa bir aradan sonra şimdi yeniden okurları ile birlikte. Değerli yazarlarımız, Spiritüalizm, Reiki, Yoga, Astroloji ve Yaşam alanlarında, siz değerli okurlarımız için yazıyor…