Varoluş Dergisi

TOPLUM, CİNSİYET VE AŞK ÜÇGENİNDE, SELVİ BOYLUM AL YAZMALIM VE VESİKALI YARİM FİLMLERİ ÜZERİNE BİR ANALİZ

Şu çok bilindik cümle aklıma geliyor: “ Yuvayı dişi kuş yapar.” Bu sözler belki de en belirgin inşa edilmiş cinsiyeti kanıtlayan sözlerden. Kadın ve erkeğin toplumdaki rolü sanki bir puzzle gibi uygun kadın figürüne karşılık gelen erkek figürü mutlaka bekleniyor, böylece birbirini tamamlama ve büyük ötekini bulmayı başarabiliyorsun toplumun gözünde.

Bu yazıda Türk Sineması’nın iki başyapıtı olan  Selvi Boylum Al Yazmalım ve Vesikalı Yarim filmlerini psikanalitik bir yaklaşımla inceleyeceğim. Benim hayatımda derin izler bırakan bu iki filmin çok fazla kesişim noktası olduğunu düşünüyorum. İki filmin analizini, filmlerdeki ana karakterleri göz önünde bulundurarak ve onların hem başkalarıyla bağlarını hem de kendi kabuklarına çekildikleri durumları inceleyerek, toplum, cinsiyet ve aşk üçgeninde bir analiz yapmaya çalışacağım.

Şunu net bir şekilde söyleyebilirim ki seçtiğim filmlerdeki karakterlerin hepsi de birçok açıdan çok güçlü, başkalarının hayatlarına dokunma ve duygularını uyarma konusunda da çok başarılılar. Ayrıca, senaryolardaki dilin gücü de duygu aktarımında çok etkili bir araç. Bu filmler, Türk Sineması’nın birer ürünü oldukları için sosyokültürel açıdan yaklaşmaya da çok elverişliler. Bu yazıda ayrıca, karakterlerin bir başkalarının arzusu nasıl olduklarını ve bu arzunun nasıl simetrik olduğunu da incelemeye çalışacağım.

Bu sinema filmlerinde cinsiyet kavramının toplum tarafından inşa edildiğini ve toplumun özellikle kadını, erkek egemen bir ahlak anlayışıyla nasıl şekillendirdiğini keşfedebiliyoruz. Modern Türk Sineması’nın erken zamanlarında hemen her kadın oyuncu yabancı ülkelerden filmlerde rol almak üzere Türkiye’ye geliyordu. Çünkü Türk kadınlarının sinema filmlerinde oynamaları toplum tarafından iyi karşılanmıyordu ve genellikle kadın roller, Ermeniler, Yunanlar ya da Beyaz Ruslar tarafından oynanıyordu fakat; Türkiye’nin ve Türk kadınının portresini en iyi yansıtabilecek olan yine Türk kadını değil midir? Hem Selvi Boylum Al Yazmalım filminde hem de Vesikalı Yarim filminde başrol kadın olarak Türkan Şoray’ı görüyoruz. İki filmin de kendi zamanında çok başarılı filmler olması, Türkan Şoray Yeşilçam Sineması’nın en belirgin yüzüyken elbette ki tesadüf değil.

Yeşilçam sinemasında Türkan Şoray, “tapılacak kadın” olarak anılırdı ama öte yandan Fatma Girik’e ise “Erkek Fatma” denirdi. Fatma Girik’in “Erkek Fatma” olarak anılmasındaki sebep belki de lafını esirgemeyen, hislerini çok bastırmayan ve daha girişimci bir figür olmasıdır. Belli ki Türkan Şoray’ın tapılacak kadın olmasındaki sebep de, toplumun gözünde geleneksel bir bakış açısıyla istenen bir kadın figürüne sahip olmasıydı. Öyle bir figür ki bünyesinde anaçlığı, aileye sahip çıkan birleştiriciliği, özverili öte yandan da kendi kocasına çekici olan kadını temsil ediyordu. Tüm bu özelliklerin yanında toplum tarafından istenilen kadın olarak muhafazakar bir hayat tarzı da olmalıydı. Ancak bu şekilde toplum tarafından onay alabilirdi ve erkek ise ancak bu özellikleri eşinde sağlayabildiği sürece toplumun kodlarına uyum sağlayabilirdi. Anadolu bakış açısıyla “namuslu” bir algı yansıtılmalıydı. Buradaki algı sanki dünyada başka bir ülke, başka bir yer yokmuşçasınaydı. 1970’lerin Türkiye Sineması’nda Türkan Şoray figürü toplumun gözünde ideal bir kadını temsil ediyordu, hatta hala da bu güzel kadının Türkiye Sineması’nda ki etkisi neredeyse aynı şekilde devam etmekte. Selvi Boylum Al Yazmalım ve Vesikalı Yarim filmlerinde Türkan Şoray’ın oynadığı iki farklı kadın karakter, elbette ki aynı toplumun içinden ve bu filmlerdeki karakterlerle toplumun kadını nasıl etiketlediğini görüyoruz. Aynı şekilde, erkekler ve çocuklar da etiketlenmekteler.

Queer Teori’ye göre cinsiyet toplumda inşa edilmektedir ve bu filmler de bunu kanıtlar nitelikteler. Şu çok bilindik cümle aklıma geliyor: “ Yuvayı dişi kuş yapar.” Bu sözler belki de en belirgin inşa edilmiş cinsiyeti kanıtlayan sözlerden. Kadın ve erkeğin toplumdaki rolü sanki bir puzzle gibi uygun kadın figürüne karşılık gelen erkek figürü mutlaka bekleniyor, böylece birbirini tamamlama ve büyük ötekini bulmayı başarabiliyorsun toplumun gözünde. Bu filmleri göz önünde bulundurarak kadının ve erkeğin birbirini tamamlamasını, birlikteliğini biraz da konuşalım. Bir eş olarak erkek, kadına göre daha özgür, bir yandan da ailesini finansal açıdan taşıyan bir konumda. Aynı zamanda erkek, daha ilkel hisleri barındıran ve namus kavramını sadece kadın bedeni üzerinden gören bir yapıya sahip. Vesikalı Yarim filminde Türkan Şoray konsomatris rolünde, yani çalıştığı mekana gelen erkekleri eğlendiren bir kadın olarak rol alıyor. Toplumun gözünde ise böyle bir kadın saflıktan uzak, parası ödendiği sürece erkekleri eğlendirecek, statü yoksunu bir konumda. Dolayısıyla, toplumun gözünde böyle kadınların boşluğu hiçbir zaman giderilemez ve onlar bu puzzleda bir yere sahip değiller. Bu filmlerde genel olarak kadın, erkeğe göre daha çok acı çeken ve toplumun yükünü daha fazla sırtlanan bir bakış açısıyla işlenmiş. Hatta erkek daha ilkel hislerle gösterilirken, kadın çoğu zaman mantığının sesini dinlemek zorunda kalıyor. Asya’nın iki adam arasında karar verirken sevginin ne olduğunu sorgulaması ve sonunda anne olan tarafının sesini dinleyip aşkını ardında bırakması, kadının kendinden geçip öyle toplumda var olma çabasını acıtarak bize gösterir. Filmlerde gözüme çarpan bir konu ise aşkın imkansızlığı… Sanki bütün karakterler aşkın, birlikteliğin ve bütün olmanın onlara zarar vereceği algısıyla birbirlerinden uzaklaşıyorlar fakat; bilinmez ki neden uzaklaşsalar da yine karşılaşıyorlar. Belki de bu durum birbirine aşık iki ruhun tanımlanamayan manyetik yapısından kaynaklanıyordur. İmkansız aşkı yaşatan bu karakterler, her birbirlerinden uzaklaştıklarında daha fazla toplumun onlara biçtiği kostümü giymekteler. Mesela, İlyas modern hayatına geri döner. Asya ise sadık ama çekici olmayan Cemşit’i seçer. Hele Vesikalı Yarim de beni derinden etkileyen, ağlatan o Sabiha’nın Halil’e söylediği laf imkansızı nasıl da acıtarak anlatır.. “ Çok eskiden karşılaşacaktık.”

Selvi  Boylum Al Yazmalım ve Vesikalı Yarim filmleri, Yeşilçam Sineması’nın değerli filmlerinden sadece ikisi. Gönül isterdi ki o dönemin her sinema eserini keşfedebilelim. Bu yazıda seçmiş olduğum Yeşilçam Sineması’nın iki başyapıtını toplum, cinsiyet ve aşk üçgeninde incelemeye çalıştım fakat; eminim ki eklenecek, detaylandıracak daha birçok yan vardır. Şimdilik kendi penceremden bu kadarını yansıtmış olayım.

Yeşilçam Sineması’nın tüm emektar sanatçılarına saygılarımla…

 

REFERANS LİSTESİ

  1. Colin, Gönül Dönmez. “Women in Turkish Cinema.” Women in Turkish Cinema 3rd ser. 24.1 (2010): 91-105. .
  2. Salecl, Renata. “I can’t Love You Unless I give You Up” in ed. Salecl,R. and Zizek, S.Gaze and Voice as Love Objects (Durham and London Duke University Press 1996), 196-207
  3. Lacan, Jacques, David Macey, and Jacques-Alain Miller. My Teaching. London: Verso, 2008, 35
  4. ”What Does Lacan Say About… Desire?” LACANONLINECOM. Web. 24.05. 2015.
  5. Miller, Jacques Alain. “On Love.” N.p., n.d. Web. 12.02. 2014.

 

 

 

 

 

Alkor Ezer

23.06.1991’de Antakya’da doğan Alkor Ezer, 2009 senesine kadar medeniyetlerin beşiği olan, büyülü şehir Antakya’da yaşadı. 2009 senesinde üniversite eğitimi için İstanbul’a taşındı. Boğaziçi Üniversitesi Entegre Lisans ve Yüksek Lisans Fizik Öğretmenliği Programından 2015 senesinde mezun oldu. Bir sene eğitimine ara verip çalıştıktan sonra ikinci yüksek lisansını yapmak üzere Boğaziçi Üniversitesi’ne geri döndü ve Çevre Bilimleri Ana Bilim Dalı Yüksek Lisans Programı’na kabul aldı. Akademik kariyerinin yanı sıra müzikte de kendine bir kariyer çizdi ve birçok yurtdışı festivaline içinde bulunduğu korolarla katıldı, çeşitli gruplarla vokal olarak sahneler aldı.

Ekim 2017’de Kadıköy’de gezerken girdiği bir kitabevinde İsmail Bülbül’ün, Reiki: İlahi Aydınlanma kitabını raflardan seçip satın aldı ve daha kitabın ilk yapraklarında kendinden birçok şey buldu. Ardından kitabı okuyup, yazarı İsmail Bülbül ile tanışmak üzere Bağdat Caddesi’ndeki Reiki Okulu’na geldi.

Yorum Yaz

İnternet üzerinden dijital yayın hayatına ilk olarak 2013 yılında başlamış olan Varoluş Dergisi, kısa bir aradan sonra şimdi yeniden okurları ile birlikte. Değerli yazarlarımız, Spiritüalizm, Reiki, Yoga, Astroloji ve Yaşam alanlarında, siz değerli okurlarımız için yazıyor…