Varoluş Dergisi

SÜFRAJET KADINLAR

Değişimi eline al, kibar ama kararlı ol, ayaklarının üzerinde sağlam dur. Sana, canını feda etmeden kazandırılan sosyal haklarının farkında ol. Sahip olduğun haklarını iyice öğren, öğren ki kullanabilesin, kullan ki geliştirebilesin.

Süfrajet (Suffragette) kelimesi, kendini kadın haklarının savunucusu olarak adamış Britanyalı kadınların eylemleri ile dalga geçen gruplar ve bazı gazeteler tarafından, onları küçümsemek için kullanılmış bir kelime olsa da, tarihe damgasını vurmuş, çok önemli bir kadın hareketine verilen isimdir. İngilizcede, oy kullanma hakkı anlamına gelen “Suffrage” kelimesi, bu kadınlara karşı olanlar tarafından kelimenin sonuna eklemlenen “ette” (minik/ufak) eki ile hakir görülmüş, yaptıkları protestolar alay konusu edilmiştir.

Amaçları; kadınlara seçme ve seçilme hakkını kazandırmaktı.

Velayet, eşit oy, mülkiyet hakkı, eğitim hakkı gibi birçok konuda kadınların erkeklerle eşit haklara sahip olabilmek için öncelikle seçme ve seçilme hakkına sahip olması gerektiğini düşünen bir grup kadın “Votes for Women” sloganıyla eylemler yapmaya başladılar.

Seslerini duyuramadılar.

Önceleri kamuya açık alanlarda sigara içerek protesto yaptılar. Çünkü kamuda sigara içmek sadece erkeklere tanınan bir imtiyazdı. Kadınların böyle bir talebi ve hakkı zinhar olamazdı. Böyle nahif protestolarla çıktıkları bu yolda istediklerine sahip olamadıklarında direnişlerinin gücünü artırdılar.

1903 yılında Emmeliene Pankhurst önderliğinde Kadınların Sosyal ve Politik Birliği’ni (Women’s Social and Political Unio/WSPU) kurdular.

Güçlenmeye başladılar.

1910 yılında kadın haklarının genişletilmesiyle ilgili yasa tasarısı meclisten geçmeyince, tepkilerini yükselttiler.

Kamu toplantılarını böldüler, protest eylemlerde bulundular, mağazaların vitrinlerini kırdılar, posta kutularını dinamitle patlattılar, tutuklandılar, açlık grevleri yaptılar.

Açlık grevi yaparlarken cezaevi memurlarınca hükümet tarafından verilen izinle ağızlarına boru sokularak zorla beslenmeye çalışıldılar. Kadınlar direnişlerine devam ettiler. Bu işin böyle olmayacağını anlayan parlamento, sağlık durumu ağırlaşanları salıverip, dışarı çıkan mahkumlardan sağlığına kavuşanları tekrardan tutuklamak gibi bir yöntem geliştirdi. Hatta bunun için “Cat And Mouse Act”  (kedi fare) yasası çıkardı.

Kadınlar seslerini geniş kitlelere ulaştırdılar.

Ancak hükümet tarafından kadınlara oy hakkı yine tanınmadı.

Protestolar sürüyor, kadınlar sosyal haklarına kavuşamıyordu.

Bu ezilen ama çok güçlü kadınlardan biri de Emily Wilding Davison’du.

Sadece yaşadığı dönemi değil, gelecek nesli de düşündü.

Kadınlara yönelik baskı ve zulmün son bulması ve tarih boyunca ezilen kadınların gücü olmak için kendini feda etti.

1913’de ‘Epsom Derbisi’ adı verilen at yarışında, yarış sırasında Kral V.George’un atının önüne atladı ve hayatını kaybetti.

Davison’un ölümü süfrajetler için dönüm noktası oldu. Kadın hakları şehidi ilan edildi ve bildirilerde hipodromun meleği olarak gösterildi. Adına şarkılar bestelendi, üniversitelerde amfilere ismi verildi.

İngiltere, 1918 yılında Birinci Dünya Savaşı’nın bitmesiyle 30 yaş ve üzeri kadınlara oy kullanma hakkı tanıdı.

1925 yılında bir kadın, çocukları üzerinde hak iddia edebildi.

1928 yılında, kadınlar erkeklerle aynı oy hakkına sahip oldu.

Böylece, Britanya’da kadın hareketi dökülen kanlar ve zulümler sonrası nihayet amacına ulaşmış oldu.

İngiltere’de durum böyleyken, diğer ülkelerde kadınların oy hakkı konusundaki kazanımlarına bakacak olursak,

1913 yılında Norveç,

1917 yılında Rusya,

1918 yılında Avusturya, Almanya, Polonya,

1920 yılında A.B.D. ,

1934 yılında TÜRKİYE,

1944 yılında Fransa,

1945 yılında İtalya,

1971 yılında İsviçre’nin,

Ve nihayet, 2015 yılında ise Suudi Arabistan’daki kadınların ilk kez oy kullanabildiğini görürüz.

Bu yazımın gayesi sosyal hakları uğruna direnen, direnerek ölen yürekli kadınları anmak ve bu vesileyle Atatürk’e minnet duymaktır.

Türk kadınları olarak, ne kadar şanslı olduğumuzu bir kez daha hatırlatmaktır.

Kadın hakları konusunda savaşmadan, ölmeden, protestolar yapmadan bu hakka sahip olmak, fakir ve savaşlardan yeni çıkmış, çiçeği burnunda bir Cumhuriyet ülkesindeki bu vizyon sadece Mustafa Kemal Atatürk ile mümkündü.

Bize bahşedilmiş en yüce değer Atatürk’ün ölmeyen fikirleridir.

Türk kadını,

Değişimi eline al, kibar ama kararlı ol, ayaklarının üzerinde sağlam dur. Sana, canını feda etmeden kazandırılan sosyal haklarının farkında ol. Sahip olduğun haklarını iyice öğren, öğren ki kullanabilesin, kullan ki geliştirebilesin. Değişen dünyaya hakim ol.

Ve gerçekten git ve oyunu kullan. Üşenme, sen kadınsın. Unutma, her şeyi yaparsın. En çok senin oy kullanman lazım.

Çünkü gelecek gerçekten biz kadınlar nasıl istiyorsak öyle çiçeklenecek.

 

Kaynak:

 

 

 

Müge Bostancı

1984 İstanbul doğumluyum. İstanbul’da serbest avukatlık yapıyorum. Aynı zamanda sosyoloji lisans eğitimime devam ediyorum. Bazı sosyal yardım kuruluşlarında ve kadına yönelik şiddetin durdurulması için çalışan bir platformda görev alıyorum. Mesleğimin bana yüklediği negatif etkileri reiki ile ardımda bırakarak hayat yolculuğuma devam ediyorum.

1 comment

  • Harika bir yazı olmuş. Bu uğurda ölenleri saygıyla anıyorum. Ve Atamıza bir kez daha sevgi, saygı ve minnetle..

İnternet üzerinden dijital yayın hayatına ilk olarak 2013 yılında başlamış olan Varoluş Dergisi, kısa bir aradan sonra şimdi yeniden okurları ile birlikte. Değerli yazarlarımız, Spiritüalizm, Reiki, Yoga, Astroloji ve Yaşam alanlarında, siz değerli okurlarımız için yazıyor…