Varoluş Dergisi

SİNİR EDEN Mİ? SİNİR OLAN MI?

İnsanlar karşılarındaki kişi kendilerini rahatsız ettiğinde, bu duruma artık tahammül edemediğinde derdini eşi dostu ile paylaşmaya başlarlar. Çevresindekiler de kendilerince tecrübelerini paylaşır, akıl verir, kişiyi biraz olsun rahatlatırlar sağ olsunlar. Kişi kendisine verilen tavsiyeleri zaman zaman uygular, zaman zaman uygulamaz. Öyle böyle “batış hali” geçer ama bir süre sonra tekrar eder.

Evlilikte eş ilişkilerinde, arkadaş, anne-baba ilişkilerinde her şey güllük gülistanlık gitse de an gelir ilişkiler tam tersine dönebilir. Eşinizin/arkadaşınızın size normal gelen, dikkatinizi bile çekmeyen davranışları bir süre sonra sizi rahatsız etmeye tabiri caizse size batmaya başlar. Bu batan şey karşıdaki kişinin konuşması, oturuşu, duruşu, başkalarına karşı davranışı, yemek yemesi, bakışları dahil her hangi bir eylemi, hatta varlığı bile olabilir. Aslında ne olduğunun da bir önemi yoktur.

İnsanlar karşılarındaki kişi kendilerini rahatsız ettiğinde, bu duruma artık tahammül edemediğinde derdini eşi dostu ile paylaşmaya başlarlar. Çevresindekiler de kendilerince tecrübelerini paylaşır, akıl verir, kişiyi biraz olsun rahatlatırlar sağ olsunlar. Kişi kendisine verilen tavsiyeleri zaman zaman uygular, zaman zaman uygulamaz. Öyle böyle “batış hali” geçer ama bir süre sonra tekrar eder. Kendisi baş edemediği zaman bir danışmana, uzmana gider. Verilen ilaçlarla alınan terapilerle kişi sorunu aşar. Ancak genelde sorunu derinden çözemediğinden onu rahatsız eden durumlar başka bir şekle bürünerek tekrar ortaya çıkar. Eşinin ona batmasını çözse, biraz zaman sonra arkadaşının, annesinin, kayınvalidesinin, onu da çözse sokaktaki adamın, trafikteki taksicinin rahatsızlık vermesi şeklinde her seferinde yeni bir öfke, kızgınlık, nefret, üzüntü vs şeklinde kendisini gösterir. Kişi kendisini rahatsız edenin hep karşıdaki kişi olduğuna inandığından, karşıdaki kişiyi suçlayıp, onu düzeltmeye çalışmakta, onunla çatışmakta ve negatif hisler ve davranışlar içine girmektedir.

Burada yapılan hata şudur;

Kişi sorunu, kendisinde rahatsızlık hissini yaratanı karşıdaki kişilere yüklemekte, içine girdiği hisler için karşıdakini suçlamakta, sorumluluğu ona yüklemektedir. Beni mutsuz ediyorsun, beni sinir ediyorsun… Halbuki sinir eden değil sinir olan vardır, öfkeli, mutlu, mutsuz olmanın sorumluluğu kişinin kendisindedir. İşte bu durumun farkına vardığınız an dışarıdaki durum, karşıdaki kişi/olay ne olursa olsun ondan bağları koparır, sorumluluğu almanın özgürlüğüne ermiş olursunuz. Bu farkındalıkla da hayatınızda sorun olarak adlandırdığınız her şey kendiliğinden çözülür.

Pratikte uygulaması: karşıdakinin “batan” yönünü kendinizde aramak ve varlığını tespit etmek, görmek… Sadece bu kadar, öz gözlemleme ile kendinizin farkına varmak, kendinizin ne olmadığının farkına varmak.

Bilinçaltı bazı hisleri yaşamaktan kaçmak adına bazı kişilik durumlarını reddeder, kabul edemez. Bilinçaltı bu özelliğini bilincin fark etmesi için başkalarını kullanarak yansıtır (tasavvuftaki ayna olmak). Aslında bu durum yani karşımızdaki sinir olduğumuz tahammül edemediğimiz olay ve kişiler bilinçaltımızdaki yüzleşemediğimiz, kabullenmekten kaçtığımız yönlerimizi görmek için inanılmaz güzel bir fırsattır. Yani sizi sinir eden eşinize aslında teşekkür etmeniz gerekir. Günümüzde ilişki problemleri dahil her türlü problemin çözümünde kişi kendine, içine pek yönelmez. Genelde dış şartlar düzeltilmeye, karşısındakinin davranışları değiştirilmeye çalışılır. Ama bu her zaman imkanlı değildir. Dış ortamla savaş hiçbir zaman bitmez çünkü.

Durumu şöyle örneklendirerek yazımızı bitirelim.

Ayşe hanım eşi Harun beyin yemek yedikten sonra kirli tabakları bulaşık makinesine değil de mutfak tezgahına bırakmasına takılmış. Taktıkça eşinin davranışlarını izlemeye başlamış, enerjisini eksik aramaya vermiş. Bakmış ki akşam o kadar söylemesine rağmen çoraplarını televizyon karşısında çıkartıp, orada bırakıyor, banyo yapıyor ortalık göle dönüyor. Artık tahammülü kalmamış, eşi ne yapsa batıyor ona. İşe gidiyor, alışveriş yapıyor ortamdan uzaklaşınca iyi, eve gelince yine sil baştan. Sonra düşünceleri Ayşe Hanım’ı ele geçirmeye başlıyor. Nereye gitse ne yapsa konu dönüyor dolaşıyor Harun’a geliyor. Harun aşağı, Harun yukarı. Şöyle ilgisiz, böyle pis, böyle inatçı, tembel… Terapiye başlıyor, arkadaş dertleşmeleri, alışverişler, tatiller sonrası Ayşe Hanım baya mutlu. Çünkü zihin başka şeye kaymış, Harun odak olmaktan çıkmış. Gel zaman git zaman otururken elini koltuğa atınca eline gelen top haline gelmiş bir çift çorap bilinçaltında yığılmış, temizlenmemiş şartlanmaları tekrar patlatıveriyor. “Bak yaaa, hala…. ”

Sinir krizleri, kavgalar gürültüler…

Halbuki bilse esas çatışma kendi içinde, her şey kendiliğinden düzelecek.

Sonra bir dergide okuyup, ama inanmayıp, hatta dalga geçtiği bir yazıyı hatırlıyor…

“Sorunu kendinde ara, kendinde olmayan bir şeyi asla karşında göremezsin, gördüğüne göre hala kendinde kabullenemediğin, reddettiğin özelliklerin var demektir. Özgürleşmek, huzura ermek istiyorsan, kendini her halinle olduğun gibi kabullenmen gerek.”

Ayşe hanım inanmasa da, o andan sonra dikkatini Harun dahil tüm dış dünya yerine her an kendinde tutmaya, öz gözlemleme yapmaya başlıyor. Kendi duygu, düşünce ve davranışlarını sanki başkasına aitmiş gibi dışarıdan sadece izliyor, analiz değil gözlemleme yapıyor. Yani yorum ve yargıyı bırakıp, sadece izliyor. Böylece karşıdakine yüklediği sıfatların kendinde olduğunu fark ediyor.
Ayşe hanım, annesi ona defalarca zili çalma, kapıyı anahtarla aç demesine rağmen o annesini önemsemeyip, kendi bildiğini yapmaktadır, tıpkı eşinin Ayşe Hanım’ı dinlemeyip çoraplarını tv karşısında çıkarmaya devam etmesi gibi… “Aa Harun’un umursamaz etiketi bende varmış, bendeki yansıyormuş…
Babası ilgi beklerken haftada bir ancak aramak içinden gelen Ayşe Hanım bir bakıyor ki eşine yüklediği ilgisiz sıfatı kendinde de mevcut…
Tabakları makineye koymayarak, “Her işi bana yüklüyor, tembel adam!” yorumu bakıyor ki kendisinde var, eşi söylemesine rağmen arabasının benzinini “Aman Harun alsın, ne uğraşacağım.” diyerek ona iş yıkmakta, o tembelliği hissetmektedir. “Aa olabiliyormuş.”

Örnekler çok ama çok, günlük hayatta dikkatinizi başkalarını yargılamak, şikayet etmek, eleştirmek yerine bunları size yaptıran zihninizi gözlemleyin. Kendinizi gözlemlediğinizde karşıdakine yüklediğiniz tüm etiketlerin, tembel, kıskanç, becerikli, ilgisiz, görgüsüz vs kişilik etiketlerinin kendinizde olduğunu görürsünüz, gördükçe kendinizi de karşıdakini de olduğu gibi kabul edersiniz. Ettikçe hayatınızda bir rahatlama olduğunu, sadece hayatınızda değil içinizde bir rahatlama olduğunu hissedersiniz. Karşıdakine başkası olarak değil de içinizin karanlık yönünü yansıtan ayna, bastırdığınız, yüzleşmekten kaçtığınız özellikleri fark etmeniz için karşınıza çıkan nimetler olarak bakmaya başlarsanız ve bu bakış açısını hayata bakış pencereniz olarak değiştirirseniz, hayatınızın ne kadar değiştiğini, içinizdeki öfkenin, stresin huzura dönüştüğüne her geçen gün şahit olursunuz… Sadece bakışınızı değiştirin. Hatta yorumlamayı, yargılamayı bırakın, fark edin. Her şeye bütün olarak bakmayı alışkanlık haline getirin. Zihin tuzaklarla engelleyecektir ama tam farkındalıkla zihninizin efendisi haline gelin. Bakın o zaman bakanla, bakılan arasında bir fark kalacak mı?

Her şey bir, her şey bütün…

Ne güzel demiş Muhyiddin Arabi

“Kendimden başkasını görmüyorum o da ben değilim.”

Emine Nalçacı Maviş

4.10.1984 tarihinde Ankara da doğdum.İlk, orta ve lise öğrenimimi Ankara da tamamladım. Lisans eğitimimi 2007 yılında Ankara Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi'nde bitirdim. 2010 yılında aynı üniversitede Pedodonti (çocuk diş hekimliği) alanında yüksek lisansımı tamamladım. Sonrasında Boyabat Devlet Hastanesi (2010-2013), Düzce Ağız ve Diş Sağlığı Merkezi (2013-2014) ve Bakırköy Dr. Sadi Konuk Eğitim ve Araştırma Hastanesinde (2014-2015) çalıştım. Şuan Bağcılar Eğitim ve Araştırma Hastanesinde diş hekimi kadrosundayım. Evli ve bir kız çocuğu annesiyim. Düzcede ikametim sırasında yakın bir arkadaşım vasıtası ile reiki eğitimine başladım. İstanbul'a geldikten sonra da Reikiokulu ile tanıştım ve hayatımı değiştiren reiki de 3b öğretmen aşamasına gelerek Reiki başta olmak üzere spiritüel alanında kendimi geliştirmeye başladım. Kitap okumaktan ve el işleri yapmaktan hoşlanırım.

Add comment

İnternet üzerinden dijital yayın hayatına ilk olarak 2013 yılında başlamış olan Varoluş Dergisi, kısa bir aradan sonra şimdi yeniden okurları ile birlikte. Değerli yazarlarımız, Spiritüalizm, Reiki, Yoga, Astroloji ve Yaşam alanlarında, siz değerli okurlarımız için yazıyor…