Varoluş Dergisi

Sen Kimsin?

Nereye baksam, ne okusam hep aynı şeyi görüyorum; “kendi özünü keşfet, kendini dinle, kendini bul, kendini tanı; önce kendini sev ve böylece özgür olmanın, gerçek mutluluğun ilk ve en önemli adımını at!

Aynı şekilde usui reiki hocam İsmail Bülbül ‘e bir sürü sorular sorsam da çoğunlukla hocamdan aldığım cevap hep aynı oluyor. Diyor ki “önce kendini, kendi özünü keşfetmelisin”…

Goethe’ nin sözü gibi “ öl ve ol! “. Bu sözü inanır mısınız ortaokul yıllarımda odamın duvarına poster olarak asmıştım. Şimdi hem o yıllarımı hatırlamış hem de o yıllardan bugüne kadar hala bu cümle ile uğraşıyor olduğumu fark etmiş bulunmaktayım  . Peki ya siz, siz de düşünür dururur musunuz?

İşte ben nasıl kendi özümü keşfedeceğim, kendimi nasıl tanıyacağım diye soranlar var ise sizinle paylaşacağımız konular da var demektir. Biraz ucundan köşesinden yakaladığım düşüncelerimi aktarmak istiyorum.

Kendimizi keşfetmek istiyorsak ilk olarak kendimizi gözlemlememiz gerekiyor. Acaba ne zaman nelere sinirleniyoruz ve öfkeleniyoruz; yalan söylüyor muyuz, ne hissettiğimiz için söylüyoruz; eleştiri ve yargılamalarda bulunuyor muyuz, ne hissetmek için yargıda bulunuyoruz; kıskançlıklar gösteriyor muyuz; korkularımız neler; nefret ve kin duygularını barındırıyor muyuz, barındırıyorsak ne hissettiriyor bize; derin üzüntülerimiz var mı ?…

Konuyu biraz daha açmak istiyorum. Yukarıda belirttiğim soruların cevaplarını kendimizi gözlemleyerek bulabiliyoruz ve aslında egomuzla tanışmış oluyoruz. Ortaya kocaman bir BEN çıkıyor. Bizi bütünden ayıran kocaman bir BEN.. O zaman ne hissediyorsunuz biliyor musunuz, bütünden ayrı bir BEN olmak istemiyorsunuz. Ben neyim ki ..

O zaman bütünle bir olmak için

1- Yalan söylememem gerek: Eğer söylersem yaşadımki hayatımda bana yalan söyleyenler olur ve yalanlarla oyalanmış olurum. Bütünden ayrı BEN olurum.

2- Yargılamamam gerek: Yargılamak demek şudur: ben farklıyım sen farklı, ben doğruyum sen eğri. Amacımız bütünle bir olmak değil mi? O halde ne beni ne de seni konuşmalıyız. Ayrıca yargıladığımız her ne ise bir gün yargıladığımız o durumla ilgili çetin bir sınav da vereceğiz diye düşünürüm.

3- Öfkelenmemem gerek: Öfkelendiğimiz durumlarda yanlış kararlar alıyor, istemeyerek insanları kırmıyor muyuz..kendimizi yine bütünden ayırmış oluyoruz yani..ayrıca yine öfkesinden dolayı insanları yargılıyorsak kendimize sınavlar açıyor olabiliriz, bunu da unutmayalım.

4- Kıskanmamamız gerek: Yine kıskançlık yanlış kararlar almamızı sağlar. Bizimle uyumlu olmayan kararlar almamızı sağlar. Bizi özümüzden uzaklaştırır. Başka hayatlara, durumlara imrenmek bizi mutlu etmeyecektir ki aksine bizi üzecektir. Bizi üzen konulardan uzak durmayı tercih etmeliyiz. Bize sunulan o büyük mutluluk kendi tasarımımızda gizlidir diye düşünüyorum.

5- Korkmamamız gerek: Bütünle bir olmak için korkularımızdan kurtulmalıyız. Çünkü korkular bize sınırlar getirir. O sınırlarda sıkışıp kalan insan BEN egosu ile başbaşa kalır. Bütünden uzak ve yalnız..korkularımızla birlikte özgür olamayız, bu nedenle onlardan kurtulma yolları aramalıyız. Usui reiki hocam İsmail Bülbül “her korkunun temelinde ölüm korkusu vardır” demişti. (Ben korkularımı çoğunlukla bilinç altı temizliği ve kodlamasıyla atıyorum)

6- Nefret, kin duygularını barındırmamam gerek: Eğer bu duygulara takılı kalırsak, bunları yaşadığımız insanlarla aramızdaki negatif bağı korumuş oluruz. Bu yüzden hatta belki de istemediğiniz halde iletişim içinde olmak zorunda kalabiliriz. Ayrıca yine nefret ve kin duyguları bizi bütünden uzaklaştırır.

7- Derinden üzülmememiz gerek: Her olasılığın mümkün olduğu bir alem içerisinde yaşıyoruz. Ve yaşanılan herşey aslında bizi bize farkettirmek için tasarlanıyor. Dolayısı ile tasarımları eleştirmek, yargılamak zaten haddimize değil, üzülmek te oyalanmadan ve zaman kaybından başka birşey değil. Olayları anlamaya çalışmak, fark etmek bizi aynı tür olayların yaşanmasından koruyacaktır. Duygularımızı ve bize yaşattıkları negatif durumları fark etmeli ve bütüne yönelmeliyiz.

Tasarımımız içindeki figürlere karşı nefret etmek, kin duymak veya durumlara karşı çok üzülmek, bize sunulan tasarımdan korkmak, kendi tasarımımızı beğenmemek, kıskançlık hissetmek, tasarımımıza öfkelenmek kısaca bizim için zaman kaybı olur ve bizi özden, bütünden uzaklaştırır. İşte bütün bu duyguları, bahsettiğim olumsuz durumları önleyebilirsek ilk adımı geçmiş, özgürlüğün kapısını açmış olacağız. Ve aynı anda gerçek mutluluk ile yaşam bizim için yeni başlayacak diye düşünüyorum.

Harika Ertuğrul

9.5.1978 Adana doğumluyum. Hayatımın 30 senesi istanbulda geçti. İTÜ Fizik Mühendisliği ve ardından Marmara Üniversitesi fizik öğretmenliği tezsiz yüksek lisansını tamamladım . Bir süre dershanelerde öğretmen olarak sonra da özel okullarda öğretmen olarak 10 yıl çalıştım. Evliyim 3 yaşında bir kızım var ve zamanımın büyük kısmını kızımla geçirmekteyim. Reiki masterıyım ve tüm spirituel konularla ilgiliyim. Çocukluğumdan buyana içimdeki merakla boğuşmakta, merak ettiğim herşeyi araştırmakla ve yaşamakla meşgulüm :)

Yorum Yaz

İnternet üzerinden dijital yayın hayatına ilk olarak 2013 yılında başlamış olan Varoluş Dergisi, kısa bir aradan sonra şimdi yeniden okurları ile birlikte. Değerli yazarlarımız, Spiritüalizm, Reiki, Yoga, Astroloji ve Yaşam alanlarında, siz değerli okurlarımız için yazıyor…