Varoluş Dergisi

RÜYADA BADE İÇME VE ŞAMANİZM-I

Öyle rüyalar vardır ki, uyandığında artık sen eski sen değilsindir. Büyük bir manevi değişime uğrayıp, o zamana kadar hiç bilmediğin ilahi bilgileri öğrenirsin. Hatta eline o zamana kadar saz almamış olanlar bile, uyandıktan sonra saz çalmaya başlayıp şiirsel bir anlatımla bu bilgileri söyleyip dillendirirler.

Şaşırdınız belki ama bunun en güzel örnekleri Türk Halk Edebiyatı’nda BADELİ AŞIKLAR’ın (ozanların) hayat hikayelerinde anlatılıyor.

Badeli Aşık denilmesinin sebebi ise, bu kişilerin rüyalarında ‘bade’ diye isimlendirilen şerbet türü bir sıvı içmeleridir. Böylece manevi değişime uğrayıp ‘aşık’ olarak rüyadan uyanmasıdır. Artık onlara halk arasında AŞIKLAR denilir. Onlar HAK AŞIĞI olmuşlar, ilahi bilgilere sahip olmuşlar ve bu bilgileri şiirsel söylemlerinde kullanmışlardır.

Bu konuda Doğan Kaya; ‘Aşık Edebiyatı’ndaki rüya motifi kompleks bir yapıya sahiptir. Şöyle ki, rüyasında bir güzele âşık olmakla beraber aşıklığın vecibelerini de yine rüyasında öğrenir. Böylece sade kişilikten sanatçı kişiliğe geçer. Bu söylediğimiz bilhassa rüyasında BADE içerek Aşıklık istidadı kazanma hadisesine bağlı olarak gerçekleşir.'(1)

Aşık (ozan) olabilmenin iki yolu vardır. Ya bir ustanın yanında yetişerek Aşık olunur ya da rüyada içirilen bade sonrasında. Yukarıda da belirtmiş olduğum gibi, rüyalarında bade içerek Aşık olanların bir kısmının rüya öncesinde sazla sözle hiç bir alakası yoktur.

Bade; Halk Bilimi’nde rakı, şarap gibi alkollü içki anlamına gelmez. Şerbet, su gibi içilecek bir mai olduğu gibi elma, nar, ekmek, üzüm gibi herhangi bir yiyecek de olur. Hatta ele verilen bir saz da ‘bade’ olabilmektedir. Bade içme; görülen bir rüya sonucunda manevi bir değişime uğramadır. (2)

Rüya genellikle çocukluk ve gençlik çağında görülür. 40 yaşının üstünde bade içenlerin sayısı oldukça azdır. (3)

Aşıklar (ozanlar) rüya görmeden önce onları bu olaya hazırlayan bazı nedenler vardır. Çıraklık (bir ustanın yanında çırak olmak), çevre, saz, söz, maneviyat olabileceği gibi sıkıntı ve ani depresyon gibi nedenlerden sonra rüya görülmekte, bade içilmektedir. Bade bir Pir, Üçler, Beşler, Yediler, Kırklar, Hz. Ali, Hacı Bektaşi Veli gibi bir din ulusu tarafından içirilir. (4)

Rüyalarında bade içen adayların uykudan uyanmaları 3 şekilde olur;

BİRİNCİSİ: Kişi kendi kendine uyanır. İlk fırsatta eline geçen bir saz ile başından geçenleri anlatır.

İKİNCİSİ: Kişi bir süre (3, 6, 7, 20, 40 gün) baygın halde kalır ve ağzından, burnundan kanlı köpükler gelir. Ehl-i Dil (Gönül Ehli) bir kişinin sazın teline dokunmasıyla kendine gelir.

ÜÇÜNCÜSÜ: Kişi kendi kendine uyanır ama bakışları, hali, tavrı bir acayiptir. Dünya ile ilgisi kalmamış gibidir. (5)

Anlaşıldığı üzere bade içen kişilerin rüyadan uyanışları da farklılıklar gösteriyor. Özellikle ikinci maddede anlatılan duruma bakılırsa bade içen kişi, uyanıncaya kadar sanki yaşamla ölüm arasındaki bir sınırda gidip geliyor. Uzunca bir koma süreci diyebiliriz buna.

Bu süreç içinde kişinin ağzından ve burnundan kanlı köpükler gelmesi de aslında ne kadar meşakkatli bir süreç olduğu hakkında sanırım yeterince bilgi veriyor.

Umay Günay, İlhan Başgöz’ün ‘Türk Halk Hikayelerinde Rüya Motifi ve Şamanlığa Giriş’ adlı incelemesinden özetleyerek verdiği yazısında rüya motifi ile ilgili şu görüşleri aktarmaktadır;

‘Örneklerin pek çoğunda rüya, kutsal mevkilerde uyurken görülmektedir. Mezar ve pınarlar rüyaların en çok görüldüğü müşterek mevkilerdir.

Rüyada kutsal kişi veya kişiler bazen bir genç kızın elinden kahramana aşk badesi sunarlar. Hızır, İlyas, Üçler, Kırklar, üç derviş, bir pir, sadece bir yaşlı adam veya yaşlı bir kadın rüyalarda yer alan kutsal kişilerdir. Kutsal kişilerin çeşitlilik göstermesine rağmen, rüyalardaki rolleri hep aynıdır. Kahramana çok güzel bir kızı tanıttıktan sonra kızın adını ve memleketini söylerler. Şiirlerinde kullanacağı bir ‘mahlas’ (takma ad) verirler. Kahraman, kutsal kişinin elinden badeyi içtikten sonra vücudunu bir ateş basar. Düşer bayılır. Ağzından kanlı köpük gelir. Bu halde 3-6 gün kalır. Herkes kahramanın deli olduğunu düşünürken, yaşlı bir kadın veya erkek sazın teline dokunur.

Sazın sesiyle kahraman, gözlerini açar. Sazı eline alır, kendine verilen mahlasla doğaçlama olarak şiirler söylemeye başlar. Böylece hem BADELİ AŞIK hem de HAK AŞIĞI olurlar.’

İki çeşit BADE vardır;

1- ER DOLUSU: Er Dolusu bade içen Aşıklar kahraman, yiğit ve gözü pek kişi olurlar. Sevdiği kişi için ölümle göğüs göğse gelir.

Maceraları kahramanlıklarla doludur. KÖROĞLU ve DADALOĞLU, Er Dolusu içmiş Aşıklardandır.

Köroğlu’nun bade içme olayı şöyle anlatılır; ‘Sultan Murat tarafından babasının gözlerine mil çekilmesi üzerine Köroğlu, intikam almak için yurdunu ve evini barkını terk eder. Bingöl civarında bir pınar başında üç derviş görür. Selam verir. Dervişler onu davet ederler.

Köroğlu da yanlarına oturur. Dervişlerden birisi diğerine sorar:

– Hangi badeden sunalım? Diğerleri Köroğlu’na bakarlar:

– Er dolusu!

Öteki derviş tası pınardan doldurarak Köroğlu’na verir, ‘Yaradan’ın aşkına iç’ der. İçince:

-Aman, Derviş Baba yandım, der. Derviş bir daha doldurur verir.

-Bunu da iç, pirler aşkına. Köroğlu ikinci ‘dolu’yu da içer. (Badenin yerine DOLU kelimesi de kullanılır.)

-Aman yandım, bağrımı ateş kapladı, der. O zaman derviş bir bade daha sunar, ‘Bu da seveceğin kız aşkına, nasibin üç olsun’ der. (6)

Köroğlu üçüncüyü de içince ateş kesilir. Hemen orada eline geçirdiği bir odun, saz olur. Başlar en usta Aşıklar gibi çalıp söylemeye. (7)

Dadaloğlu da Er Dolusu içen Aşıklardandır. Bir şiirinde;

Dadaloğlu’m derde bulandım bendim

Badeyi içti de söylüyor kendim

İzin ver kuluna beyim efendim

Yakın olsun ıraktaki yolları. (8)

2- PİR DOLUSU: Pir Dolusu bade içen Aşıklar ise cefalar çeker, sevdalara düşer, sevgilisinin arkasından yanar tutuşur. Bunlar kahraman değildir. Vefakâr ve fedakâr aşıklardır. Ercişli Emrah, Aşık Kerem, Aşık Sümmani, Aşık Şenlik bunlara örnektir.

Aşık Mahir’in bade içtikten sonra Aşık Muhibbi tarafından, deyişlerle gafletten uyandırılma olayı şu şekildedir:

Yusufeli’nin İnanlı köyünde henüz 16 yaşındaki Osman (Aşık Mahir), evinde uyuyakalır. O gece rüyasında PİR BADESİ içer ve sabahleyin uyanamaz.

Osman ölmüş derler. Bir kişiyi kefen alması için komşu köy olan Aşık Muhibbi’nin köyü Erkines’e gönderirler.

Adam kefeni getirirken yolda Aşık Muhibbi’ye rastlar. Olanları anlatır. Muhibbi; ‘O çocuk ölmemiş olabilir, kefeni aldığın yere bırak, sazımı bizim evden al getir’ der. Adam şaşkınlıkla geri döner. Kefeni bırakıp sazı alıp gelir. Muhibbi sazıyla gelince köylüler ‘bu acılı günde niye sazla geldi’ diye söylenmeye başlar ve:

Ne düşmüşsün çocuk hab-ı gaflete

Uyan yavru uyan göreyim n’olmuş

Uğradın mı erenlerin şehrine

Aç gözün gafletten sorayım n’olmuş. (9)

                                                                                                                                            

Pirler neşe olmuş şirin sesinden

Bir bade içtin mi Kırklar tasından

Sen de giyindin mi aşık libasından

Uyan yavru uyan göreyim n’olmuş. (10)                                                                                              

                                                                                                                                           

Muhibbi’nin sazı ve sözü ile Osman uyanır. Rüyasında başından geçenleri Muhibbi’ye bir şiir olarak söyler:

Uyurken yanıma geldi erenler

Düşersin azizim nara dediler

Aşk elinden hemen kaçınır olma

Açarsın sinende yara dediler. (11)                                                                                                     

                                                                                                                                            

Gideceğim ben bu aşk-ı tarıkta                                                                                                    

Aşıkım da arifim de farıkta

Bin iki yüz seksen iki tarihte

MAHİR ismim aşikâre dediler. (12)

Diyerek hem BADELİ AŞIK olduğunu hem de mahlasının pirler tarafından MAHİR olarak verildiğini işaret eder. (13)

                                                                                                                                            

Bade içen Aşıkların şiirlerine birkaç örnek vermek gerekirse;

PİR SULTAN ABDAL: Pir elinden dolu içtim

Doğdum elinize düştüm

Ak cenneti gördüm geçtim

Hünkâr Hacı Bektaş Veli. (14)

                                                                                                                                            

TUTAKLI DİVANİ: Tarih bin dokuz yüz otuz üçünde

Bir Kadir Gecesi şerbetlenmişim

Alem-i manada rüya içinde

Ben bir bitmez dertle fırkatlenmişim. (15)

                                                                                                                                            

Badeli Aşıklar, şiirlerinden de anlaşıldığı gibi bade içme sonrası dönüşüm geçirerek eski kimliklerinden sıyrılıp yeni bir kimlikle doğuyorlar diyebiliriz. Bir nevi eskide ölüp yenide doğum gibi. Bana sorarsanız hayatın akışında rüyaları önemsemeyen, rüya işte deyip geçenlere, Badeli Aşıkların hayat hikayeleri geçerli bir soru işareti yaratıp rüyalara bakış açılarını sorgulatabilir.

Ne dersiniz?                                                             

NOT: Yazının 2.bölümü olan ‘Şamanizm’ ile ilgili olan kısım, bir sonraki ay yayınlanacaktır.

KAYNAKLAR:

(1)- Doğan Kaya, Sivas’ta Aşıklık Geleneği ve Aşık Ruhsati Sivas 1994:62

(2),(3),(4),(6),(9),(11),(13) Mehmet Yardımcı

(5) Umay Günay ‘Aşık Edebiyatı’nda Rüya Motifi’nin Tipleri ve Tahlili’, Mehmet Kaplan’a Armağan, İstanbul 1984: 155-156

http://turkoloji.cu.edu.tr/HALK%20EDEBİYAT/26.php#_end7

(7)- İhsan Hınçer ‘Aşıklık, Bade İçme, İrtical, Atışma ve Muamma’ Türk Folklor Araştırmaları C:11, S:233, Aralık 1968:30

(8)- Saim Sakoğlu, Dadaloğlu, Ankara 1993:79

(10)- M. Adil Özder, ‘Doğu İllerimizde Aşıklık Geleneği’, Türk Folkloru Yıl:7, S:76, Kasım 1985:17-18

(12)- Mehmet Gökalp, Artvin Saz Şairleri, İstanbul 1987:68

(14)- Ali Yıldırım, Pir Sultan Abdal, Yaşamı-Sanatı-Şiirleri, Ankara 1994:15

(15)- Muhan Bali, ‘Aşık Karşılaşmaları-Atışmalar ve Bugünkü Durumu, Türk Folklor Araştırmaları C:16 No:314, Eylül 1975:7432

Seda Uğur

1979 Ordu doğumluyum. İlk ve orta öğrenimimi Giresun'da tamamladım. Samsun 19 Mayıs Üniversitesi Optisyenlik Bölümü mezunuyum. Ayrıca Anadolu Üniversitesi Sosyal Hizmetler Bölümü mezunuyum. Dokuz yıl önce yolum Reiki ile kesişti ve Reiki 3a uygulayıcısıyım. Halen bir optikte mesul müdür olarak da çalışmaktayım. Amatör olarak tiyatroyla ilgileniyorum. Yazmaktan da büyük keyif alıyorum. 17 yaşında Batuhan isimli bir oğlum var.

Yorum Yaz

İnternet üzerinden dijital yayın hayatına ilk olarak 2013 yılında başlamış olan Varoluş Dergisi, kısa bir aradan sonra şimdi yeniden okurları ile birlikte. Değerli yazarlarımız, Spiritüalizm, Reiki, Yoga, Astroloji ve Yaşam alanlarında, siz değerli okurlarımız için yazıyor…