Varoluş Dergisi

ÖĞRENME TEKNİKLERİ

Malum internetin hızı, teknolojinin kolaylıkları derken her gün yoğun bir şekilde bilgi bombardımanına uğruyoruz. Peki, adeta bizi işgal eden bu bilgi yığınının ne kadarını içselleştirip, öğrenebiliyoruz? Ya da bazı distopyalarda yazıldığı gibi, öğrenme güçlüğü yaşayacağımız yıllar çok mu yakın?

Biliyoruz ki herkesin kendine özgü bir öğrenme metodu var.  Bazılarımız hemen anında bilgiyi kabul edip yakalarken, bazılarımız ise zamana yayarak biraz daha uzun sürede bilgiyi hazmediyorlar.1 Bazı beyinler görsel olarak işlerken, bazıları ise bilgiyi işitsel olarak algılayabiliyorlar. Özetle buradan çıkacak sonuç, dönüp dolaşıp yine kendini bilmeye geliyor.

Bu konuda bilimsel araştırmalar ne diyor diye taradığımda karşıma 58 sayfalık psikologların derlediği kapsamlı bir monografi çıktı. Bu monografide 10 ayrı öğrenme tekniği tartışılmış ve rölatif faydaları üzerine öneriler sunulmuş2. Teknikler seçilirken uygulanması kolay ve pek çok öğrenci tarafından kolay adapte edilebilir olması esas alınmış. Çalışmanın sonuçları oldukça şaşırtıcı. Katılımcıların en çok tercih ettiği yöntemlerin, uzun vadede öğrenmeye katkı oranı çok düşük. Sınıfta kalan bu metotlar; özetleme, önemli kısımların altını çizme, anahtar kelimelerle hatırlatıcı ipuçları oluşturma, imgeleme ve tekrar okuma.

Peki, yüksek skorlar alan metotlar nelerdir?  Bu cevap son dakikacıların pek hoşuna gitmeyecek ama,  öğrencilerin performanslarını ve öğrenme kabiliyetlerini en çok geliştiren metot dağıtılmış uygulama.2 Yani  zamana yayacak şekilde bir kısa süreli öğrenme programı  oluşturmak.  Zamana yayılmış kısa süreli derslerle öğrencilerin fiziksel ve zihinsel yorgunluğunun önüne geçilmesi hedefleniyor. Yine araştırmalarda blok derslere kıyasla çok daha iyi bir performans sergiliyor dağıtılmış uygulama stratejisi.

Bir diğer başarılı metodun adı da uygulama testi2. Test birçok öğrencinin korkulu rüyası ancak yapılan çalışmalar öğrenme sırasında test uygulanan katılımcıların uygulanmayanlara kıyasla öğrenmede çok daha başarılı olduğunu göstermekte. (1 hafta sonra; %35 ‘e karşılık %4) Araştırmacılar illa bir öğretmenin bu uygulama için şart olmadığını, kendi kendimize de  bu uygulamayı yapabileceğimizi özellikle vurgulamakta.

“Öğrenmek Nasıl Öğrenilir” konulu eğitimler veren Dr. Oakley’e kulak verirsek beynin iki modu olduğuna dikkat çekiyor.1 Bunlardan birincisi odaklanma modu yani materyale tam konsantre olduğumuz hal, diğeri ise dağılma modu yani konsolidasyon durumu. Dağılma modunu küçümsememek lazım çünkü yeni bilginin beyne yerleştiği ve yeni bağlantıların kurulduğu moddur.. İşte bu yüzden tam konsantrasyon periyodunun hemen ardından bir mola verilmesini öneriyor. Dr Oakley bunlar dışında bol alıştırma yapılmasını öneriyor. Son olarak da kişinin kendisini tanımasının önemini vurguluyor. Bilinmeyen bir materyale yaklaşırken kendimizi gözlemlersek güçlü ve zayıf yönlerimizi fark eder ve buna göre öğrenme tekniğimizi hayata geçirebiliriz.

Referanslar: 1. https://www.nytimes.com/2017/08/04/education/edlife/learning-how-to-learn-barbara-oakley.html 

2.  Dunlosky J, Rawson KA, Marsh EJ, et al. Psychological Science 2013;14(1):4-58.

Nukhet Serin

Nukhet Serin 19 Aralık günü Edirne’de doğmuştur. Marmara Üniversitesi Eczacılık fakültesinden mezundur ve eczacıdır. Hocası olan İsmail Bülbül’den aldığı Reiki uyumlaması sonrası Reiki pratiklerine devam etmektedir.

Yorum Yaz

İnternet üzerinden dijital yayın hayatına ilk olarak 2013 yılında başlamış olan Varoluş Dergisi, kısa bir aradan sonra şimdi yeniden okurları ile birlikte. Değerli yazarlarımız, Spiritüalizm, Reiki, Yoga, Astroloji ve Yaşam alanlarında, siz değerli okurlarımız için yazıyor…