Varoluş Dergisi

MUTLULUĞUN AÇIK ADRESİ

Hayatımı değerli ve yaşanılır kılan benim ona verdiğim değer, yüklediğim mana’dır. Huzurlu yuvam, mutluluk kaynağım, sebebim, neticem ve tecellim sadece ben ve kendim’dir,  kendimde’dir. 

Sabah gözünü açıp saati kontrol edince günün çoktan aydığını fark etti. Penceresinin önünü kapatan binalar olmasaydı belki güneş dürter onu uyandırırdı.  “Bu büyük şehirlerde doğan sabahı bile görmeye hakkımız yok!”  diye hayıflandı. Keşke, küçük bir Ege kasabasında yaşasaydım, muhakkak şu andan daha mutlu hissederdim diye düşündü.

Perdeyi açınca, yan yana dizilmiş binalar birbirine pek dost göründü gözüne. Her biri ayrı renkteki bu binalar ona yan yana sokulmuş neşeli bir arkadaş grubunu anımsattı. Keşke bir dostumu ziyaret etseydim, muhakkak şu andan daha mutlu hissederdim diye düşündü.

Mutfağa geçip çayı ocağa koyduktan sonra, sosyal medya paylaşımlarına göz atmaya başladı. Bir arkadaşı seyahate çıkmış, gezdiği yerlerin fotoğraflarını paylaşmıştı. Görünen o ki gittiği yerler muhteşem idi ve çok eğlenmişti. Neden bir seyahat planı yapmadım ki diye of’ladı.  Keşke bir seyahate gitseydim, muhakkak şu andan daha mutlu hissederdim diye düşündü.

Gözü daha sonra henüz üniversitede okuyan genç bir arkadaşına takıldı. Okul sıralarından yaptığı paylaşımlarından, yüzündeki enerji ve gülücüklerden ne kadar da hayat fışkırıyordu. Üniversite yıllarım ne kadar güzeldi diye iç geçirdi. Keşke o yıllar geri gelse muhakkak  şu andan daha mutlu hissederdim, diye düşündü.

Çok ama çok keyifsiz bir sabahtı. Bir anda o sabahın, o  anın yaşamaya değer olmadığı hissine kapıldı. Zihninde mutlu olmak için bir sebep arayınca hiçbir sebep bulamadı.

Çayı demleyip kahvaltıya oturdu. Bu sırada bilgisayarından hep takip ettiği televizyon programını açıp izlemeye koyuldu. İzlediği programın her bölümünde bir ülke; tarihi, coğrafyası, sanatı, şiiri ve edebiyatı ile konuşuluyordu.  Bu programı izlerken not defterini yanına alır notlar tutardı.  Tuttuğu notlar, kimi zaman bahsedilen ülkenin ziyaret edilmesi gereken yerlerine, kimi zaman yazarları ve okunması gereken kitaplarına, kimi zaman izlenmesi gereken yönetmen ve filmlerine ilişkin oluyordu. Kimi zaman da o ülkeye dair ilginç bilgilere…

Çayını yudumlarken, bir taraftan ilgiyle programı takip ediyor, bir taraftan da not defterine notlarını alıyordu. Bahsedilen ülkeye dair bir iki ziyaret noktası kaydetti. Sonra anlık olarak kendini oralarda dolaşırken hayal etti. Tatlı bir heyecan duydu.  Yüzüne hafif bir tebessüm, kalbine hafif bir mutluluk hissi yayıldı.

Sonra bir yazar ve kitap adı kaydetti. Hemen bir sipariş sitesinden kendine bu kitabı sipariş etti. Kitap almak ve yeni bir kitabı açmak onu hep çok mutlu etmişti. Sipariş ettiği kitabı açtığını, yeni kokusunu içine çektiğini hayal etti. Her kitabın son sayfasını, ilk okumak gibi bir alışkanlığı vardı. Hayal etti, merakı, heyecanı ve mutluluğu katlandı.

Sonra bir yönetmen ve film adı kaydetti. Kahvaltı sonrası kahvesi eşliğinde bu filmi  izlemeye karar verdi. Kalbinin üstündeki kasvet dağılmıştı. Enerjisi gittikçe artıyordu. İyiden iyiye neşeli hissediyordu.

Sonra yanlış bildiği bir bilginin doğrusunu öğrendi. Defterine büyük harflerle kaydettiği  bu bilginin onda yarattığı şaşkınlıkla karışık keyif paha biçilmezdi. Keyifsiz ve değersiz sabahı  onun için heyecan dolu  bir hale bürünmüştü. Mutlu muydu? Evet şimdi ve şu anda gerçekten çok mutluydu.

Bu anlatılan kısa, basit, sıradan ve gerçek hikayede ki O; benim, sensin ve herkes aslında. Hepimizin hayatında  an’lar, bu an’lara dair mutlu mutsuz hal’ler ve bu hal’ler arasında yollar, geçişler var.

Bu an’lardan an’lara, hal’lerden hal’lere giden bütün yolların kendimizden geçmesi ne kadar da ilginç değil mi? Mutlulukla mutsuzluğun birbirine bu kadar kısa mesafede durması, mutluluk ya da mutsuzluğa giden yolun, başka bir şehirden, başka bir kişiden, başka durumdan  ya da başka bir zamandan değil kendimizden geçiyor olması ne kadar da şaşırtıcı biraz da sinir bozucu değil mi? Mutsuzluğa sebep, keşke’lere ve eğer’lere sığınmak sorumluluktan kaçınmak adına daha rahat ve konforlu olabilirdi halbuki.

Diğer taraftan, öyle zannediyorum ki, hayatında keşke ve eğer’e bağlı mutsuzlukları  olmayan insan yoktur. Öyle zannediyorum ki, yazımıza konu hikayemizdeki  “O” gibi basit sebeplerden heyecan ve mutluluk duymayan insan da yoktur.

Hayatı, her an unutma ve öğrenme yeri olarak görüyorum. Her seferinde unuttuğum yeniden öğrenerek şaşırdığım bir bilgi varsa oda bu hayata başka bir şehirde, başka bir kişi ile, başka bir durumda ya da başka bir zamanda değil tam da şimdi ve şu anda bizzat ve kendi köklerimle bağlı olduğumdur. Hayatımı değerli ve yaşanılır kılan benim ona verdiğim değer, yüklediğim mana’dır. Huzurlu yuvam, mutluluk kaynağım, sebebim, neticem ve tecellim sadece ben ve kendim’dir,  kendimde’dir.

Mutsuz hissetmek bir hal ise mutlu hissetmek de ona pek yakın bir hal. Hal’den hal’e geçebiliriz, geçiyoruz da. Yeter ki, mutluluğu yaşanmayan şehirde, gidilmeyen ülkede, yanında olmayan insanda, geri gelmeyecek zamanda zannetmek yanılgısında boğulmayalım. Yeter ki, mutsuz hissettiğimiz halleri büyütme, mutlu hissettiklerimizi küçümseyip görmezden gelme eğiliminde olmayalım.

O halde mutluluğun açık adresini verebilir miyiz? Veririz. Biziz, biziz, sadece kendimiziz…

 

Emine Armağan

Hukukçudur. Dünya dergahının hancısı değil yolcusudur ve ham-dır her gün pişip yanmaya çalışmaktadır.

Add comment

İnternet üzerinden dijital yayın hayatına ilk olarak 2013 yılında başlamış olan Varoluş Dergisi, kısa bir aradan sonra şimdi yeniden okurları ile birlikte. Değerli yazarlarımız, Spiritüalizm, Reiki, Yoga, Astroloji ve Yaşam alanlarında, siz değerli okurlarımız için yazıyor…