Varoluş Dergisi

MEDİTASYON OKULU TECRÜBEM

Meditasyonu ister kendi iç disiplininizle kuralsızca, ister benim gibi bu konuda farklı bir disiplin öğrenmek için herhangi bir kampa katılarak yapın ama muhakkak yapın ve de devam edin. Çünkü gözlerimiz kapalı olarak geçen o muhteşem süre ruhumuzun gıdası.

“Meditasyon” artık herkes tarafından bilinen bir eylem. İnsanın kendi içine dönmesinin, stresle başa çıkabilmesinin ve böylece iç huzura kavuşmasının en kolay yollarından. Aslında hiçbir kesin kuralı yok, dış dünya ile bağlantıyı bir süreliğine kesebilmek yeterli ama Hindistan’dan çıkan bazı temel okullar; farklı meditasyon disiplinlerini gönüllü katılımcılara öğretiyorlar. Osho, Dalai Lama veya Vipassana Meditasyon okulları bunlardan bazıları…

Bu okullardan birine (Vipassana) 2013 yılı Aralık ayında kabul edildim ve 10 gün boyunca orada kaldım. Okul, Nepal’de  Pokhora bölgesinde bir dağın tepesinde yer alıyor;  burası Buddha’nın doğduğu yer ve Himalaya dağlarının da başlangıç noktası. Okula kabul için başvuru esnasında (bu süreç eğitimden 3-4 ay önce başlıyor);  başvuran adayın daha önceden spiritüel alanda yaptıkları, bu yoldaki kişisel gelişimi ve bu okula neden katılmak istediği çok yönlü olarak sorgulanıyor. Bu başvurular dünyadaki 189 ana merkezde yer alan okulların (140 tanesi Asya kıtasında)  öğretmen kadrosu tarafından okul bazında değerlendiriliyor. Hedeflenen bir takvim döneminde bu okullara girebilmek için; aynı anda birden fazla okula başvurmak en akıllıca çözüm çünkü özellikle Hindistan ve Nepal gibi yerlerdeki okullar tüm dünyadan çok fazla sayıda başvuru alıyor. Ben bu iki ülkede başvurduğum 8 okuldan sadece birinden kabul alabildim!

Okullar tamamen ücretsiz, içerisinde kaldığınız sürece size 2 öğün vejeteryan yemek ve yatacak yer sağlanıyor, eğitimin sonunda ise eğer kişisel gelişiminizi sağladığınıza ve okulun size katkısı olduğuna inanıyorsanız sizden sonraki öğrenciler için kullanılmak üzere maddi ya da eşyasal bağış (battaniye, kazak…vs)  kabul ediliyor. Eğitimde günün yaklaşık 10-11 saati belirli dinlenme aralıkları verilerek meditasyonla geçiyor, bu meditasyonlarda  zaman ilerledikçe de hareket etmeye de (çok mecbur kalınmadıkça) izin verilmiyor.

Benim de bizzat sürekli şahit olduğum şekilde; vücudun herhangi bir yerine kramp, ağrı ya da kaşıntı geldiğinde, eğer kişi buna bir süre dayanabilir ve vücuttaki o noktaya odaklanabilirse; bunların tamamı bir süre sonra kendiliğinden yok oluyor. İçeri girerken üzerinizdeki kıyafetler hariç hemen her şey (telefon, pasaport, cüzdan, kitap, ilaç…vs) sizden alınıp, diğer katılımcılarınkilerle birlikte bir çuvala atılıyor ve bu çuval herkesin gözü önünde mühürlenip büyük bir kasaya konuluyor ve 10. Gün sonunda yine aynı şekilde açılarak sahiplerine teslim ediliyor. Kadın ve erkek katılımcılar tüm eğitim boyunca katı kurallarla birbirinden ayrı tutuluyor. Hastalanan ya da başka sebeplerle kursu terk etmek isteyenler, eğitim yerinden ayrılsalar bile eşyalarını alabilmek için son günü  beklemek ya da geri gelmek durumundalar. Eğitim de Vipassana prensipleri gün sonunda gösterilen birer saatlik videolarla anlatılıyor. Bu eğitime başvuruda ve kursu tamamlamakta ilgililerin en büyük çekincesi “Noble Silence” (Kutsal Sessizlik)” aşaması; yani 10 gün boyunca ilk geceden geçerli olarak başlayan konuşma yasağı (buna okumak ve yazmak da dahil). Bu süre zarfında kimsenin birbiriyle konuşmasına izin verilmiyor, ancak hayati konular söz konusu olursa eğitmenlerden yardım istenebiliyor. Amaç kişinin tamamen kendi iç sesine yönelebilmesi ve sadece onu dinlemesi.

Sabah ve öğlen verilen vejeteryan yemekleri gönüllülerce hazırlanıyor; 30-40 kişi kapasiteli bir okul; bir ana hoca ve bir erkek, bir de bayan yardımcı hoca (bunlar daha önce temel eğitimini başarıyla tamamlayan gönüllülerden seçiliyor ve katılımcılardan farklı olarak  bir öğün daha az yiyor ve yerde yatak olmadan uyuyorlar). Aslında bu son kısım çok zor çünkü hava geceleri inanılmaz soğuyor ve kamplar genelde ya dağın zirvesine yakın ya da orman kenarlarında yer alıyor ve bu şekilde kalabalıklardan (aslında medeniyetten) uzakta olduğu için çok fazla böcek, kemirgen ve sürüngen bulunuyor ama ben bulunduğum surece bunları sürekli görmeme rağmen, zarar gören bir katılımcı da görmedim. Burada korku ve iğrenme hissi de törpüleniyor.

Eğitim oldukça zor bir süreç, her sabah 4 te gong sesiyle uyanmak, hiç tanımadığın kişilerle aynı odayı, masayı ve yemeği  iletişimsiz paylaşmak ve sonrasında tek bir birey olarak yaşamak gerçekten zor. Özellikle, sürekli meditasyon benim gibi kas yapısı kısa olanları zorluyor. Bu yüzden başlayanların yaklaşık üçte biri tamamlamadan pes ediyorlar. Eğitim boyunca öğretlenen prensipler aslında birçok inanış ve büyük din tarafından da kabul görüyor. En azından bu kamp boyunca  herhangi bir canlıyı öldürmek, çalmak, yalan söylemek, herhangi bir ilaç ya da  keyif verici kullanmak ve cinsellik kesinlikle yasak.  

Ben bu eğitim sonucunda; iç disiplinimi sağlama, her tür ortama uyma, yerleşik korkuların üzerine gidebilme,  dünyadaki bireysel varlığımızı ve diğer bireyleri sorgulama konularında kendimi geliştirdiğimi düşünüyorum. Kamp sonrası önümüzdeki yaşam için: sabah güne başlarken ve günü bitirirken iki kez 40-45 dakikalık Meditasyon yapılması öneriliyor ki; bunu maalesef İstanbul gibi bir şehirde yaşarken, daha doğrusu çalışırken gerçekleştirmek oldukça güç, umarım yaşamımın ilerideki emeklilik safhalarında bunu başarabilirim.

Meditasyonu ister kendi iç disiplininizle kuralsızca, ister benim gibi bu konuda farklı bir disiplin öğrenmek için herhangi bir kampa katılarak yapın ama muhakkak yapın ve de devam edin. Çünkü gözlerimiz kapalı olarak geçen o muhteşem süre ruhumuzun gıdası. Günde 3 kez fiziksel bedenimizi beslerken, ruhumuzu nasıl ihmal edebiliriz ki?  Bu arada hangi spiritüel eğitime katılırsak katılalım; çoğu prensip bize Reiki Okulları’nda öğretilmiş olanlarla neredeyse birebir aynı ve bu da doğru olduklarının ve tüm dünyada kabul gördüklerinin bence en büyük kanıtı.

Kamp sırasında yüce Mevlana’nın “Az Uyu, Az Konuş ve de Az Ye” öğüdü sürekli aklıma geldi. Sevgili Mevlana bunları ilerlemenin başlangıç şartları olarak saymış ve ne kadar da güzel yapmış…

Hakan Özsoy

1970 doğumlu Hakan Özsoy ITÜ'yü elektronik mühendisi olarak tamamladıktan sonra, Virginia'da 2 sene işletme master'i yaptı. Ülkesine döndükten sonra çalışmaya başladığı finans sektöründeö üst düzey yönetici olarak görevine devam etmektedir. Ruhsal ve kişisel gelişim çalışmalarıyla 2011 yılından beri ilgilenmekte olan Hakan Özsoy; 2012 yılında Reiki’ye İsmail Bülbül Hoca vasıtasıyla insiye olmuştur. 2016 yılı Haziran ayında Reiki Işık Seviyelerinden 5. ve 6. Seviyeleri tamamlamış ve Reiki’yi gündelik hayatının bir parçası yaparak; çalışmalarını sürdürmektedir. Reiki dışında uluslararası ‘EFT Master Practitioner’ sertifikasına sahiptir ve 2013 yılında NEPAL’de Vipassana Meditation Okulunu başarıyla tamamlamıştır.

Add comment

İnternet üzerinden dijital yayın hayatına ilk olarak 2013 yılında başlamış olan Varoluş Dergisi, kısa bir aradan sonra şimdi yeniden okurları ile birlikte. Değerli yazarlarımız, Spiritüalizm, Reiki, Yoga, Astroloji ve Yaşam alanlarında, siz değerli okurlarımız için yazıyor…