Varoluş Dergisi

KRİSTAL ÇOCUKLAR

Kristal çocuklar sınıfına giren çocukların telepatik yönleri gelişmiş olduğundan, bazen konuşmaya geç başladıkları ya da kendilerine ait bir dil yarattıklarına şahit olabiliyoruz.

Yeni nesil ışıl ışıl geliyor.

Son dönemlerde hepimizin ağzında bir laf dolaşıyor: “Şimdiki çocuklar çok harika.”

Harikadan kast edilen, onlara birçok konuda yetersiz kaldığımız ve eksik hissettiğimiz noktalardan dolayı olduğunu düşünüyorum.

Özellikle 1995 senesinden sonra doğan kimi yüksek zekâlı çocukları artık nasıl tanımlayacağımızı biliyoruz: ‘Kristal Çocuklar’

Kristal tanımlamasının, onların atmosfere yaymış oldukları aura renklerinden kaynaklandığını ve kuvars kristalinin etkileriyle pastel tonlarda, çok renkli auralarının olduğunu biliyoruz. Bu etki aynı zamanda onların kristallere ilgi duymalarını da beraberinde getiriyor. Gözlemlendiği kadarıyla bu çocuklar kristallere gerçekten çok ilgi duyuyor, mesela onları gün ışığına tutup güneşin yansımasını dakikalarca izliyorlar. Doğaya çok duyarlılar, çiçekleri seviyorlar. Doğada uzun zaman geçirmekten hoşlanıyorlar. Dikkatleri çeken çok güzel gözleri, iri ve etkili bakışları var ve bu fiziki görünüşleri ile hemen fark ediliyorlar. Aynı zamanda çok akıllılar. Dikkatlerinden bir şey kaçmıyor. Dikkatlerinden kaçmayan şeyler de hep daha iyi bir dünya için aslında. Kötü niyetsiz ve nahif  ruhları öyle güzel; bir kristal gibi pırıl pırıl, berrak ve duru…

Sosyal konularda çok duyarlı, sevecen ve sıcakkanlılar. Öte yandan sanatkâr ruhlu, dolayısıyla yaratıcı ve hassas bir kişilikleri var. Empati yeteneği gelişmiş, şifa gücüne sahip ve telepatik ruhlar olarak bu çocukların, dünyayı güzelliklerle donatmak adına doğmuş olduklarına; dünyaya geliş amaçlarının, dünyayı daha güvenilir bir hale getirmek olduğuna inanılıyor.

Kristal çocuklar sınıfına giren çocukların telepatik yönleri gelişmiş olduğundan, bazen konuşmaya geç başladıkları ya da kendilerine ait bir dil yarattıklarına şahit olabiliyoruz. Öyle ki, kristal çocukların bazen sosyal dünyadan kopuk ve iyi iletişim kuramaması gibi nedenlerle onlara DES (Dikkat Eksikliği ve Dikkat Eksikliği Hiperaktiflik Sendromu) tanısı koyulabiliyor.  Bu çocuklara ilaç kullandırılarak ve psikiyatrik tedavilere maruz bırakarak aslında yeteneklerini ve özelliklerini kaybetmelerine neden olunabiliyor. Halbuki onlar yüksek benlikleri ve duyarlıkları sayesinde kiminle iletişim kuracaklarına ve ne şekilde iletişime geçeceklerine kendi yöntemleriyle karar veriyorlar. Bazı olaylara tepkisiz kalmaları ya da konuşulanları duymadığı sanılan zamanlarda bunun bir otistik davranış olduğu düşünülse de,  kristallerin konsantrasyon yeteneği çok gelişmiş çocuklar olduğunu hemen hatırlamalıyız. Otistik tavırlar sergilediği düşünülen zamanlarda muhtemelen o an herhangi bir şey onu cezbetmiş ve o anki kendi gerçekliğine yoğunlaştığını gözlemleyebiliriz. Diğer taraftan her yerde onların mutluluk ve huzur verici enerjilerini hissedersiniz. Ne hissettiğinizi söylemeseniz de onlar hislerinizi algılayabilir, düşüncelerinizi okuyabilirler. Sizi anlarlar. Hasta olduğunuzda bunu hisseder ve kaygılanırlar, düzeni severler ancak kendilerine zorla bir şey yaptırılmasına izin vermezler. Aynı zamanda çok bağışlayıcı ve şefkatlidirler de. Arkadaşlarının kötü davranışlarına karşı iyimser ve ılımlı bir tutum içerisinde olduklarını görürüz. Yedikleri besinlere karşı duyarlılıkları gelişmiş ve çoğu zaman vegan beslenmeyi tercih ettiklerine şahit oluruz. Çünkü yaşamı zorla alınmış bir şeyi yemek istemezler. Tüm canlıların yaşam hakkına saygı duyan, duyarlı bir kişilikleri vardır. Oldukça küçük yaşta olanların bile öğüt verici konuşmaları içinizi ısıtır. Bazen hayatın gerçeklerini size tatlı tatlı anlatır ve öğretirler. Dikkat edilmesi gereken bir diğer nokta; kimyasallara duyarlı olabilirler ve ciltleri sabundan ya da deterjandan kolayca tahriş olabilir. Eğer çevrenizde böyle bir çocuk varsa ya da hayatınıza böyle bir çocuk girdiyse daha dün doğmuş birinden bir şeyler öğrenmenin keyfini çıkarın.

Anne babalar, kristal çocuklarınız varsa ne mutlu size. Ne büyük şans! Onların keyifli dünyasından bir şeyler öğrenmeye bakın. Çünkü bizden çok çok üstünler. Hatta şimdi, tam şu anda kendime de kristal bir çocuk diliyorum: Ve öyle de OL’du.

Dünyayı iyilik kurtaracak ve bu kurtarışı yeni nesil çocuklarımız yapacak.

Kristalleri korumak ve onları keyifle izlemek dileğiyle.

Müge Bostancı

1984 İstanbul doğumluyum. İstanbul’da serbest avukatlık yapıyorum. Aynı zamanda sosyoloji lisans eğitimime devam ediyorum. Bazı sosyal yardım kuruluşlarında ve kadına yönelik şiddetin durdurulması için çalışan bir platformda görev alıyorum. Mesleğimin bana yüklediği negatif etkileri reiki ile ardımda bırakarak hayat yolculuğuma devam ediyorum.

2 comments

  • Sevgili Müge Bostancı;2 tane parıl parıl parlayan kristal sıfatıyla tanımladığın çocuğum ve bunun yanında yüzlerce parlayan öğrencim var..Ve onlarla her iletişimim de,aslında içimdeki çocukla,gençle konuştuğumu hissediyorum hep ve anlamak daha kolay oluyor.
    Gerçekten de sana katılıyorum,Şimdiki çocuklarda eksik ve yetersiz yanlarımızı gördüğümüz zaman onlara Harika sıfatını yapıştırıyoruz.Halbuki hepsi özel,biricik ve bizlerde biriciktik bu bilinçle farklılıkların farkındalığını oluşturmak bilinçte zaman alıyor.Sabırsızlıkla yetiştirilen nesiller geliyor ve de sabredemeyen..
    Söylenecek çok sözleri paylaşman dileğiyle başarılar dilerim🌼

    • Burcu hanım;
      Yüzlerce çocuğun müthiş enerjileriyle kuşatılmışsınız ne mutlu size.
      İyi dileklerinize teşekkür ederim.
      Sevgiler.

İnternet üzerinden dijital yayın hayatına ilk olarak 2013 yılında başlamış olan Varoluş Dergisi, kısa bir aradan sonra şimdi yeniden okurları ile birlikte. Değerli yazarlarımız, Spiritüalizm, Reiki, Yoga, Astroloji ve Yaşam alanlarında, siz değerli okurlarımız için yazıyor…