Varoluş Dergisi

KAÇ MASKE KAÇ, KENDİN SENİ YAKALAYACAK

Maskelerimize uygun seçtiğimiz roller aslında kendimiz, öz varlığımız değildir. Özdeşleşilen bu roller, maskeler bizim için bir korunma mekanizmasıdır.

Mesleğimiz, gelir düzeyimiz, fiziksel görünüşümüz, aile yapımız, sosyal konumlarımızdan dolayı çoğumuz bir maske edinerek, zamanla da bu maske ile özdeşleşerek, bu maskeye uygun roller edinerek yaşıyoruz.

Özdeşleştikçe bu roller hayata, diğer insanlara bakışımızı, onlarla iletişimimizi, yaşanılan olaylara karşı yorumlarımızı, olaylara, insanlara verdiğimiz tepkileri, genel davranış tarzlarımızı hatta kişiliğimizi belirlemeye başlıyor. Bir süre sonra doğal olan kendimizi unutup, maskeleri kendimiz sanıp, onlara göre yaşamaya, davranmaya başlıyoruz.

Çocuğumuz oluyor, anne oluyoruz mesela. Annemizden gördüğümüz veya olmamız gereken annelik maskesi neyi gerektiriyorsa ona uygun davranıyoruz, örneğin toplumda iyi anne olmak hangi maskeyi gerektiriyorsa; onu takıp çocuğumuza öyle davranıyoruz. Takdir kazanmak, iyi anne etiketini almak için içimizden geldiği gibi değil de olması gerektiği gibi hareket ediyoruz.

Çocuğunuzun üstü ıslandı örneğin, içinizden “aman nasılsa kurur” düşüncesi geçerken, bu rahatlık, umursamazlık tablosu iyi anne olmaya yakışmadığından, hemen iyi anne maskesini takıp” ya hasta olursa, üstünü değiştirmem lazım” gibi endişe içerikli düşünceleri seçerek, toplum, çevre tarafından iyi anne olarak alkış alan davranışı seçebiliyoruz. Veya üniversiteden mezun olduk, doktor olduk, işe başladık. Hasta kapıyı çalıp giriyor içeriye. İçinizden geldiği gibi yardımsever değil de doktor olduğunuz için bir ağırlığınız olması gerektiğini düşünüp hemen doktor maskesini takıp ciddi takılmaya başlayabiliyorsunuz.  Böyle böyle içinizden geldiği gibi, doğal halimizle değil de olması gerektiği gibi roller kişiliğimiz oluyor zamanla.

Maskelerimize uygun seçtiğimiz roller aslında kendimiz, öz varlığımız değildir. Özdeşleşilen bu roller, maskeler bizim için bir korunma mekanizmasıdır. Kendimizde gördüğümüz, ama bir türlü kabul edemediğimiz kusurları, eksiklikleri örterek çevreden saklamada birebir olduğundan da pek bırakmak istemez, sürekli bir duvar gibi arkasına saklanırız. İşte bu duvar kendi öz varlığımızla iletişimi engeller, öyle bir hale geliriz ki artık temasımız kesilir.

Kendini gerçekleştirmek isteyen öz varlık ise sürekli baskılanır. Yani artık kendimiz olmaktan, doğal olmaktan tamamen uzak hale geliriz. Kendimizde kabul etmediğimiz yönleri artık kusur olarak kabul eder, onlarla yüzleşmekten korkar kaçarız, kaçtıkça da acı çeker sürekli huzursuz haller yaşarız. Halbuki yüzleşemediğimiz kabul edeceğimiz yine biz, gerçek biz, huzurlu bizizdir.

Maskelere (iyi insan, güçlü anne\baba, başarılı erkek/kadın, cesur kişi, cömert patron vs) uygun davranışlarda bulunmak, egonuza enerji vererek sizi anlık rahatlatsa da, mutlu etse de, bütünde, uzun vadede memnuniyetsizlik ve rahatsızlık verir. Çünkü size ait değildir.

Kendinize dürüst olun, kendiniz acaba kendinizi gördüğünüz siz misiniz? Başkaları ile iletişim kurarken doğal halinizle mi, yoksa olması gereken maskeli halinizle mi iletişim kuruyorsunuz? Tahmin ediyorum çoğu cevap bireyselliğimizi ve ihtiyaçlarımızı gizlediğimiz yönündedir.

Örneğin; o an sinirleniyoruz, ama sinirimizi karşıdaki kırılmasın diye ifade etmiyoruz, üzülüyoruz, güçsüz görünürüm diye söylemiyoruz, o an sevgi hissediyoruz, ciddi görünmek adına belli etmemeye uğraşıyoruz. Bir süre sonra ifade edilmediği için dönüşemeyen bu enerjiler de bizde kalarak sıkıntılara sebep veriyorlar.

Bizler de hayatı kaderi suçlayıp işin içinden sıyrılıp çıkarak, duygularımızdan, düşüncelerimizden, aslında kendimizden kaçarak rollerimize yenik düşerek bir hayat yaşıyoruz. Sonuç ortada…

Ne zamana kadar?

Emine Nalçacı Maviş

4.10.1984 tarihinde Ankara da doğdum.İlk, orta ve lise öğrenimimi Ankara da tamamladım. Lisans eğitimimi 2007 yılında Ankara Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi'nde bitirdim. 2010 yılında aynı üniversitede Pedodonti (çocuk diş hekimliği) alanında yüksek lisansımı tamamladım. Sonrasında Boyabat Devlet Hastanesi (2010-2013), Düzce Ağız ve Diş Sağlığı Merkezi (2013-2014) ve Bakırköy Dr. Sadi Konuk Eğitim ve Araştırma Hastanesinde (2014-2015) çalıştım. Şuan Bağcılar Eğitim ve Araştırma Hastanesinde diş hekimi kadrosundayım. Evli ve bir kız çocuğu annesiyim. Düzcede ikametim sırasında yakın bir arkadaşım vasıtası ile reiki eğitimine başladım. İstanbul'a geldikten sonra da Reikiokulu ile tanıştım ve hayatımı değiştiren reiki de 3b öğretmen aşamasına gelerek Reiki başta olmak üzere spiritüel alanında kendimi geliştirmeye başladım. Kitap okumaktan ve el işleri yapmaktan hoşlanırım.

Add comment

İnternet üzerinden dijital yayın hayatına ilk olarak 2013 yılında başlamış olan Varoluş Dergisi, kısa bir aradan sonra şimdi yeniden okurları ile birlikte. Değerli yazarlarımız, Spiritüalizm, Reiki, Yoga, Astroloji ve Yaşam alanlarında, siz değerli okurlarımız için yazıyor…