Varoluş Dergisi

İYİ UYKULAR EY UYANMIŞ OLAN!

Son zamanların popüler hale gelmiş, dillere pelesenk olmuş olan kavramları; aydınlanma, uyanış v.b. Aydınlanmış olmak veya uyanmış olmak ile ilgili birtakım kriterler ışığında konuşabiliriz belki ancak her zaman sübjektif ve rölatif kalmaya devam edecek kavramlar olacaklardır. Neye göre, kime göre, neyi baz alarak, hangi ölçüye göre, hangi sınıra göre bir uyanıştan, aydınlanmadan söz ediyoruz.

‘‘Uykumuz, inanılmaz derecede güçlüdür. Genellikle uyanık olduğunu zannedenler de ‘uyanıklık’ bilincinin derin uykusunda yine uyumaktadırlar” George Gurdjieff.

Son zamanların popüler hale gelmiş, dillere pelesenk olmuş olan kavramları; aydınlanma, uyanış v.b. Aydınlanmış olmak veya uyanmış olmak ile ilgili birtakım kriterler ışığında konuşabiliriz belki ancak her zaman sübjektif ve rölatif kalmaya devam edecek kavramlar olacaklardır. Neye göre, kime göre, neyi baz alarak, hangi ölçüye göre, hangi sınıra göre bir uyanıştan, aydınlanmadan söz ediyoruz. Herkes içinde bulunduğu ‘gerçeklik’, tekamül ölçüsü ve kendi kabı nispetinde aşama kaydeder. Aydınlanmış veya uyanmış olma halleri, bir (an)’a hapsolmuş ve salt olarak (an) içinde meydana gelmiş olan bir kereye mahsus olan durağan bir durum değildir. Uyanmak; emek, sabır, eylem, erdem, ilham ve irade gerektiren bir yolculuk, bir yolda olma halidir. O halde uyanmış olmak eksik bir söyleyiştir. Uyanışlardan dem vurmak ise isabetli olacaktır. Zira bir uyanış hali ‘göz’lerimizin önünden bir perdenin daha kalkması, bir merhalenin daha aşılması demek iken, aynı zamanda önümüzde bizleri bekleyen ve sınavlarla dolu olan bir başka rüyanın içine doğma halidir. Bu nispette aşağı baktığımızda uyanmış bir hal mevcut iken yukarı baktığımızda ise derin uyku hali devam etmektedir.

Uyanış halinin kişiler üzerinde kişiye özel etkiler yarattığı görülür. Uyanış da tıpkı diğerleri gibi evren yasalarına tabiidir ve karanlıktan azade değildir. Bazıları egolarına yenilirken bazıları uyanış halinin çakır keyif etkisi ile atalete sürüklenmektedirler. Aydınlanma çabası, ruhsal farkındalık veya istersen uyanış diyelim, karanlığa rağmen karanlıkla birlikte yürüyüştür. Bir paradoksmuş gibi görünür ki aslında öyle değildir. Karanlıktan uzaklaşma çabası beyhudedir. Aklının, sezgilerinin ve ilhamının ışığında kat ettiğin yollarda tattığın her uyanış hali ve bu uyanış haline ulaşmak için sarf ettiğin her çaba, karanlığın krallığı tarafından sınanmadan elde edilemez. Öyleyse başarıya ulaşacak olan çaba, aydınlık için karanlıkta savaşmaktır. O karanlık ise sensin! Aksi durum Nasrettin Hoca fıkrasından farksız olacaktır. Bilirsin o fıkrayı; Hoca, samanlıkta (karanlıkta) iğnesini kaybetmiş ama avluda (aydınlıkta) arıyormuş! Hiçbir uyanış, sıçrayış veya aydınlanma hali hedonist bir tavırla güle oynaya kazanılamaz. Her bir uyanışta yaşanılan huşu halini doya doya yaşa elbet. Ancak yaşadığın sarhoşluğu, yaşayabileceğin yegâne en yüksek sarhoşluk sanmayasın ki yolculuğunda geri kalmayasın ve hazır ışığı buldum derken karanlığına yenilmeyesin!

Uyanış, bedenlenmelerinde sayısızca süre geldiği gibi bir gün dünya okulundan mezun olup farklı bir boyutta yaşamını sürdürmeye başladığında da sona ermeyecektir. Yaşamdan yaşama, plandan plana…

Yolculuğu uzatan, sekteye uğratan hatta çoğu zaman başarısızlığa götüren unsurlardan biri de nelerden ve kimlerden ne kadar beslenip feyz alırsak alalım ‘gücün’ dışarıdan içeriye aktığı yanılgısıdır. Oysa ki tersi geçerlidir!

Bencil olmak ile benci olmak farklı kavramlardır. Sağlıklı bir benci olma hali olarak da nitelendirebileceğimiz kendini sevme kavramından bahsedelim biraz da. Ne demiştik? Dıştan içe değil, içten dışa diye… Aklına, sezgine, irade ve ilhamına ek olarak olmazsa olmaz bir kavramdır sevgi. Ve tüm bunları kapsayıcı katıksız bir samimiyet. Mutlak Bir’i, insanları, hayvanları, ağaçları çok seviyorum diyen sen. Kendini ne kadar seviyorsun? Tüm samimiyetinle bunu kendine itiraf eder misin lütfen. Kendini sevmeden aldığını ve verdiğini sandığın tüm sevgiler ya samimiyetsizdir ya eksik ya sağlıksız ya da hesaplı. Kendini tanımadan, iradeni kontrol etmeden, kendine sevgi duymadan hangi uyanıştan, hangi güçten bahsedebiliriz. Sadece ezbere bir ‘koşulsuz sevgi’ ve ‘bir’olma halinden dem vurur dururuz. Neden kendine izin vermiyorsun?! Ezberlediklerin ve sana ezberletilenlerle konfor alanın içinde mutlu musun, rahat mısın? Tedavi olup fazlası hale gelmek ile ağrı kesici almak arasındaki fark gibi. Ağrı kesici seni tedavi etmez!

Nereye (seyahat) edersen et, neyi okursan oku, neyi deneyimlersen deneyimle, neye inanırsan inan. En kadimlerden, doğudan batıya, kuzeyden güneye topla da gel. Hepsi aynı hedefi işaret ederler. Sen yeter ki içrek olanı görebil ve hatırla..!

“Ey iman edenler, iman ediniz”! Nisa 136.

Biliyorsun aslında karanlık yoktur! Karanlık, ışığın orada olmama halidir! Öyleyse orada ol.

Sinan Özdemir

Sinan Özdemir, Mart 1981 tarihinde İstanbulda doğmuştur. Uluslararası Ticaret ve İşletme eğitimi almıştır. Halen bankacılık sektöründe çok uluslu bir firmada görev almaktadır.

Sanata olan ilgisi ile üniversite yıllarında tiyatro ile tanışmış, klasik drama ve epik tiyatro eğitimi almıştır. Her daim müzikle iç içe olan ruhu onu çağırmış, çeşitli gruplarda Hard Rock tarzında solist olarak birçok program ve konserde sahne almıştır. Felsefe, psikoloji, tasavvuf, ezoterizm, okültizm, tasavvuf, spiritualizm, paganizm, teoloji, zen budizmi uzun yıllardır özel ilgi alanı olagelmiştir.

Usui Reiki Master seviyesinde olup hocası olan çok değerli 17. Seviye reiki üstadı İsmail Bülbül ile birlikte çalışmalarına devam etmektedir. Hakikati ve Felsefe Taşını arayan yolda bir yolcudur.

Yorum Yaz

İnternet üzerinden dijital yayın hayatına ilk olarak 2013 yılında başlamış olan Varoluş Dergisi, kısa bir aradan sonra şimdi yeniden okurları ile birlikte. Değerli yazarlarımız, Spiritüalizm, Reiki, Yoga, Astroloji ve Yaşam alanlarında, siz değerli okurlarımız için yazıyor…