Varoluş Dergisi

USUİ REİKİ MASTER/TEACHER İPEK ŞEN İLE RÖPORTAJ

İpek Hanım sizi tanıyabilir miyiz? Akademisyen olduğunuzu ve Astroloji ile ilgili olduğunuzu biliyoruz.

4 Haziran 1979 İstanbul doğumluyum. (İkizler burcuyum:)  Çocukluğum babamın görevi nedeniyle Anadolu’nun farklı şehir ve kasabalarında geçti, bunun bana renkli ve zengin bir birikim kazandırdığını düşündüğüm için önemsiyorum. Kabataş Erkek Lisesi’ni bitirdikten sonra Boğaziçi Üniversitesi Elektrik Elektronik Mühendisliği Bölümü’nde lisans, yüksek lisans ve doktora eğitimimi tamamladım. Şu anda İstanbul Bilgi Üniversitesi Elektrik Elektronik Mühendisliği Bölümü’nde doktor öğretim üyesiyim.

Astroloji ile ilgilenmeye başlamam üniversite yıllarına denk gelir. Önceleri daha çok, ne bulduysam okudum diyebilirim; bir kaç yıl önce Öner Döşer’in Astroloji Okulu’nda aldığım eğitime kadar da sistemli bir eğitim almadım. Temelde üç yıl süren bir eğitimin ilk yılını tamamlamış oldum, sonra devam etme fırsatı bulamadım ancak ilk fırsatta devamını getirmeyi istiyorum.

Siz de benim gibi Elektronik mühendisisiniz. Somut bilimlerden spiritüel alana ve Reiki’ye sizi iten neydi merak ediyorum? Hangi olaylar veya  kişiler vasıtasıyla Reiki ile tanıştınız?

Çok küçük yaşlardan beri gözle görüp elle tuttuğumuz gerçekliğin ötesinde bir şeylerin var olduğu hissi ve sanki bilgisiyle yaşadım. Teknik konulara, matematik ve fiziğe yatkınlığım beni mühendislik alanına sürükledi ve biraz da kısmet diyelim, kendimi elektronik mühendisliği okurken buldum. Ancak insanı ruhunda yatan şeye alttan alta iten bir güç her zaman oluyor. Biz böyle bir çağrı yokmuş gibi yaşasak da, yolculuğumuzu ertelesek de, eninde sonunda ruhumuzun çağrısına ayak uyduruyoruz ve ilk adımı atmamıza en genel ifade ile, sizin de dediğiniz gibi, olaylar veya kişiler vesile oluyor. Reiki ile ilk tanışmam, yaşadığım bir kalp acısına, her zaman alışık olduğum şekilde zihinsel çözümlemeler ile (sorular, cevaplar, açıklamalar, vs.) çare bulmaya çalışırken iyice düğümlenmem üzerine, enerji terapilerinden yardım almayı akıl etmem ile oldu. O zaman adını bilmediğim (şimdi geriye dönüp baktığımda, belki de biofeedback idi) bir terapi almaya başladım, terapist seansın sonunda reiki de uyguluyordu. Daha önce reikiyi duymuştum ve ne olduğunu az buçuk biliyordum ama hiç tanışmamıştım. Bunu bir sohbette anlattığımda, şimdi hala minnettar olduğum bir arkadaşım, “Her seferinde birilerinden bir balık bekleyeceğine, gel ben sana balık tutmayı öğreteyim.” dedi ve beni reiki uyumlaması yapan bir arkadaşına götürdü. Birinci seviye reiki uyumlamamı bu şekilde aldım. Uyumlamadan sonra, özellikle 21 günlük pratiğimi yaparken, bununla herkesin mutlaka tanışması gerektiğini düşündüğümü hatırlıyorum. Bizlere böyle bir hediye bu kadar kolaylıkla ve cömertçe verilmişken nasıl olup da bundan haberdar olmadan veya haberdar olsak da umursamadan yaşamaya razı olduğumuza şaşırdığımı hatırlıyorum.

Reiki öncesi İpek Şen ile Reiki sonrası İpek Şen’i karşılaştırırsak; çevrenizdekilerin gözlemlediği sizdeki değişimler nelerdir? Daha da önemlisi sizin içsel olarak hissettiğiniz değişiklikleri, bu doğrultudaki yolculuğunuzu merak ediyoruz.

Çevremden “Çok değiştin, kendine ne yaptın, biz de istiyoruz” gibi şeyler duyduğumu pek hatırlamıyorum. Bendeki değişimler sanırım zamana yayıldı ve derinlerde gerçekleşti. Kendi iç dünyam, kendimle bağlantım, dış dünya ile bağlantım, olaylara yaklaşımım, yaşadığım zorluklara bakış açım, evrensel ilkeleri kavrayışım, kendime ve dolayısıyla dışarıya karşı açıklık ve dürüstlük derecem, bunlar çok değişti. Bugünkü beni kesinlikle Reiki’ye borçluyum. Onsuz nasıl bir insan olurdum, gözümde canlandırabiliyorum ve hiç de mutlu bir tablo görmüyorum.

Spiritüel ilerlemenizde Reiki dışında herhangi başka bir sistem ya da öğreti ile ilgilendiniz mi? Bu konudaki düşüncelerinizi merak ediyoruz.

Enerji uygulaması olarak Reiki dışında başka bir uygulama ile ilgilenmedim. Daha doğrusu ilgim, haklarında okuyup onlardan da haberdar olma seviyesinde kaldı. Bu konuda Reiki Okulu ekolüne kalben uyumluyum diyebiliriz. Sevgili Perihan ve İsmail Hoca ile ilk tanıştığımda bu konudaki görüşlerinin benim iç pusulamla aynı doğrultuda olduğunu görüp, doğru yerdeyim hissi duyduğumu hatırlıyorum. Ben de Reiki’nin, tek başına yeterli olduğunu, sayıları gittikçe artan diğer türetilmiş enerji uygulamalarının özü olduğunu, en ince dokulu, yumuşak ve sevgi dolu öğretmen olduğunu düşünüyorum. İsmail Hoca’nın Reiki ve Sufizm’i harmanlayan ve bu nedenle çok isabetli ve özel bulduğum tarzını çok seviyorum. Dolayısıyla, sorunuzda bahsettiğiniz başka sistem ya da öğreti kapsamına girecek ise, bilgi birikimim çok olmasa da Sufizm’e kendimi yakın hissettiğimi söyleyebilirim. Son olarak,  Ho’oponopono bana basit olduğu halde etkili, sevgi dolu bir yöntem gibi geliyor. O da teslimiyet, arınma ve temizlenmeye yönelik olduğundan, Sufizm’de ki “içi boş bir ney gibi olmak” tarifini hatırlatıyor bana. Öze yolculukta destek alınabilecek pratik ve hızlı çalışan bir araç olabilir diye düşünüyorum.

Normal bir gününüzü bize anlatabilir misiniz? Bu günün içerisinde Reiki hangi kısımda yer alıyor?

Benim normal bir günüm yok ki demek ile her günüm anlatılacak ilginç bir yönü olmayacak denli normal demek arasında gittim geldim. 🙂 Şaka bir yana, her günüm ağırlıkla derslerim ve öğrencilerimle geçiyor. Haftanın belirli günleri üniversite dışında mesleki toplantılarım oluyor. Ayrıca hobilerime de vakit ayırmaya çalışıyorum.

Reiki pratiklerimi aksatmadan yaptığımı söyleyemeyeceğim ama bunun etkilerini hissetmeye başladığımda mutlaka vakit yaratıp özellikle çakra temizliği ve dengeleme çalışması yapmaya özen gösteriyorum. Bu ikisini ve rutin Reiki uygulamalarımı yaptığım zamanlarda hem kendimi çok daha iyi, dengeli ve üretken hissediyorum, hem de günlük hayatta akış halini daha belirgin deneyimliyorum. Pratikleri yapıp yapmamanın dışında, Reiki artık benim bir parçam haline geldiği için her günümün her anında var diyebilirim. Her anımın duygu ve düşünce akışı az veya çok Reiki etkisi ile şekillenmiş oluyor.

Ruhun gıdası sayılan Meditasyon icin ne düşünüyorsunuz, vakit ayırabiliyor musunuz?

Meditasyonun da Reiki gibi hepimizin mutlaka yapması gereken bir şey olduğunu düşünüyorum. Ancak maalesef, her günün belli bir zaman dilimini meditasyona ayırma alışkanlığını hala kazanamadım. Yine de bazen, bir köşe bulup gözlerimi kapatıp sessizce oturmak artık daha fazla ertelenemez bir ihtiyaç haline geliyor ve o zaman vaktim yok bahanesinin arkasına saklanmadan bu ihtiyaca kulak veriyorum. Kendimle ilgili dikkatimi çeken bir şey, günlük hayatta da meditatif hallere girip çıktığım oldu. Yolda yürürken, araba kullanırken, yolculuk yaparken, bir film veya hatta reklam izlerken, bir ağaç altında otururken, ilgisiz görünen parçaları birleştirip bir bütünün farkına varmak da meditasyon sayılırsa, belki de zannettiğimden daha çok meditasyon yapıyorum.

Astroloji ile de ilginiz olduğunu biliyoruz, bu konuda neler söylemek istersiniz? Burçların karakterler üzerindeki etkisine ve insanların geleceğinin doğumları itibariyle şekillendiğine inanıyor musunuz?

Burçların karakterler üzerindeki etkisi derken aslında çoğumuzun anladığı şekilde, Güneş burcumuzdan bahsediyoruz; yani Güneş’in doğum anımızda dünyadan göründüğü şekliyle üzerine düştüğü burç kuşağından. Oysa Ay, Merkür, Venüs, Mars, ve diğer gezegenler de tam o anda bir burç kuşağının belli bir derecesinin üzerine düşüyordu. Güneş ile birlikte gezegenlerin de işin içinde olduğu ve toplam on iki burç olduğu düşünülürse ve ayın fazları, yükselen, tepe noktası, evler, sabit yıldızlar, asteroidler ve bunların hepsinin aralarında oluşan – oluşmayan açılar da hesaba katılırsa, astrolojik doğum haritalarımız için çok büyük bir kombinasyon çeşitliliğinden bahsetmemiz gerekir. Dolayısıyla bir etki söz konusu ise, yalnızca Güneş burcumuz üzerinden konuşmak çok kısıtlı olacaktır; her türlü çıkarım için tüm haritaya bakmak gerekir.

Doğum haritasının kişinin karakterini etkilediğini ve geleceğini şekillendirdiğini söylemek çok eksik anlaşılabiliyor veya eksik kalabiliyor. Bu konu açıldığında uzun uzun konuşmak gerekiyor.

Öncelikle diğer her varlık için geçerli olduğu gibi, bizler de çevremizden, doğadan ve evrenden kopuk değiliz. Yağmurlu günlerde dizlerimiz ağrıyabiliyorsa ve lodos estiğinde başımızda bir sersemlik hissedebiliyorsak, ne kadar uzağımızda da olsalar, Güneş ve gezegenlerin de üzerimizde enerjisel etkileri olması beklenebilir. Evrende her şey, madde dahil, enerjinin bir formudur. Güneşte patlamalar olduğunda radyo dalgalarının etkilenmesini normal karşılıyoruz örneğin. Maddenin de etkilenmesi aynı derecede normal; sadece, bunu hepimiz normal kabul etmiyoruz.

Astrolojik doğum haritası doğduğumuz anın fotoğrafını çeker. Gezegenlerin, burçların, evlerin ve açıların çok eski çağlardan beri kabul görmüş sembolik anlamları öğrenildiğinde ve bir doğum haritası bu bilgi ile incelendiğinde sembollerin nasıl çalıştığını fark etmek çok şaşırtıcıdır, bu konuya önyargılı bakılmaması gerektiğini düşünüyorum. Ancak, buna kadersel ve kısıtlayıcı bir çerçeveden de bakmıyorum. Doğum haritalarımız sembolik dilde yazılmış birer kılavuz gibi bence. Etki değil tam olarak, ancak ilinti söz konusu. Doğum haritasında zorlayıcı konum ve açıları olan biri, eğer farkındalığı çok düşük bir yaşamda ısrar ederse, o zorlayıcı etkileri sembollerin şaşırtıcı derecede uyuştuğu olaylar ve yaşam alanları üzerinden deneyimleyecektir. Kendisi üzerinde çalışmayı, farkındalığını genişletmeyi seçen kişi her zaman haritasının işaret ettiği zorlukları kazanımlara, içsel güç ve zenginliğe dönüştürür. Bu açıdan bakıldığında zorluklar aslında hediyedir. Her şey farkındalık ve bakış açısı ile şekillendirilebilir. Bir doğum haritası, belki en usta astroloğun bile tam olarak çözemeyeceği sembolik bir dilden konuşur ve bir haritanın nasıl çalışacağı sahibinin seçimlerine bağlıdır. Astrolojiden çok iyi anlayan çok sevdiğim bir arkadaşım, artık haritalara bakmak istemediğini, çünkü baksa da bakmasa da her şeyin olacağına varacağını, kişinin önemsemesi gereken tek şeyin farkındalık olduğunu söylemişti. Katılıyorum, yine de, haritalarımızdan bir şeyler anlayabilirsek, belki kendimize bazı yönlerimizle barışamadığımız için ettiğimiz eziyeti bırakıp, durumdan en yüksek faydayı çıkarmayı başarabiliriz diye düşünüyorum.

Reiki konusuna yabancı olanlara, ön yargılı ve hatta korkanlara 🙂 neler tavsiye edersiniz?

Ön yargılı olanlara sizi ve kendimi örnek gösterebilirim. Birer Elektronik Mühendisi olarak bize ters gelmiyorsa, bir denemekte fayda vardır bence 🙂 …

Korkanlara özellikle tavsiye ederim; bir şans versinler, korktuklarının başlarına gelmeyeceğine söz veriyorum, hem sevgi korkuyu silecek yegane güçtür.

Konuya yabancı olanlar ya ilelebet yabancı kalacaktır, ya da bir gün bizler gibi bir çağrıya kulak verip zaten peşine düşeceklerdir. Merak edip araştırırken sayfamıza ve yazılarımıza denk gelmişlerse, umarım onları bu güzel yolculuğa davet edebilmiş ve soru işaretlerini netliğe dönüştürebilmişizdir diyorum.

Sizce Türkiye’de Reiki’nin tanıtımı ya da daha yaygın kullanımı için neler yapılabilir?

Aslında bu kendiliğinden olacak bir şey bence. Konuya samimi bir şekilde ve saf niyet ile yaklaşan, doğru uyumlanmış ve doğru bir eğitimden geçmiş Reiki şifacıları yaşayışlarıyla, sözleriyle, davranışlarıyla, şifa yetkinlikleriyle dikkat çektikçe, örnek oldukça, Reiki’nin tanıtımı kendiliğinden gerçekleşecek ve yaygın kullanımının yolu açılacaktır.

Son olarak röportajimiza eklemek istediğiniz, okurlarımıza tavsiye edebileceğiniz şeyler var mıdır? Okurlarımız size nasıl ulaşabilirler?

Herkese sevgilerimi gönderiyorum. Size de teşekkür ederim.

ipeksenvarolusdergi@gmail.com adresine mail atarak ulaşabilirler.

 

Röportajı Yapan: Reiki Grandmaster Teacher Hakan Özsoy

 

Hakan Özsoy

1970 doğumlu Hakan Özsoy ITÜ'yü elektronik mühendisi olarak tamamladıktan sonra, Virginia'da 2 sene işletme master'i yaptı. Ülkesine döndükten sonra çalışmaya başladığı finans sektöründeö üst düzey yönetici olarak görevine devam etmektedir. Ruhsal ve kişisel gelişim çalışmalarıyla 2011 yılından beri ilgilenmekte olan Hakan Özsoy; 2012 yılında Reiki’ye İsmail Bülbül Hoca vasıtasıyla insiye olmuştur. 2016 yılı Haziran ayında Reiki Işık Seviyelerinden 5. ve 6. Seviyeleri tamamlamış ve Reiki’yi gündelik hayatının bir parçası yaparak; çalışmalarını sürdürmektedir. Reiki dışında uluslararası ‘EFT Master Practitioner’ sertifikasına sahiptir ve 2013 yılında NEPAL’de Vipassana Meditation Okulunu başarıyla tamamlamıştır.

Add comment

İnternet üzerinden dijital yayın hayatına ilk olarak 2013 yılında başlamış olan Varoluş Dergisi, kısa bir aradan sonra şimdi yeniden okurları ile birlikte. Değerli yazarlarımız, Spiritüalizm, Reiki, Yoga, Astroloji ve Yaşam alanlarında, siz değerli okurlarımız için yazıyor…