Varoluş Dergisi

HER ŞEYSİN VE HİÇBİR ŞEYSİN

Aynada kendini, “O”nu seyretmeye doyamadın mı? Yoksa aynaya henüz bakmadın ya da bakamadın mı? Aynaya baktıysan sadece kendini mi seyrettin? Aynaya bakarken aynayı gördün mü? Günü geldiğinde “Sır” çözülür, ayna cam olur!

Ayna, hem gösterir hem görür! Pagan kültüründe aynalar, su elementi ile ilişkilendirilmiş olup ışığı dolaylı yansıtmaları sebebiyle üretken ve dişi kimliğe haiz yapıdadırlar. Ayna, senin gönlünce ve senin kabın kadar gösterir. Aynadan alıp aynaya verirsin, ayna ise senin gönlünce doğurur! Cam, saydam ve perdesiz olduğundan yokluk ile özdeştir. Camın arkası sır ile kaplandığında ise varlık bilinci ve yaratılış başlar. Artık ışık ve yansıma bir araya gelmiş ve yeni bir alem meydana gelmiştir. İşte o âlem, cam ile sır arasında doğar.

Pek çok din ve inançta ayna; yaratılışın, gören ile görünenin! aydınlanmanın, gönlün, ilahi bilgeliğin ve saflığın sembolü olarak görüldü. Bir eşya veya araç olmanın ötesinde ayna, sembolik olarak sana seni anlatmaya, sana “Mutlak Bir”i anlatmaya, sana kendin dışındaki âlemleri de görünür kılmaya, gördüğün kadar görünür de olmaya, her şey olduğunu ve aynı zamanda da hiçbir şey olduğunu sana anlatmak için olageldi. “Fakat biz hepimiz, peçesiz yüzle Rabbin izzetini aynada imiş gibi görerek aynı surette değiştiriliyoruz” ( Korinthoslulara, 3:18)

Tasavvufi açıdan bakacak olursak “Varlığın Birliği”inde ışık, varlık ise karanlık da hiçliktir. Bu durumda görünür olan sadece aynaya yansıyandır. Ve ayna ışık olmadan görünmeyeceği için kendi başına aslında yoktur anlamı çıkmaktadır! Âlemler “Mutlak Bir” in varlığını ispatladığı aynalardır. Buna rağmen canlı veya cansız ( aslında cansız hiçbir şey yoktur ) tüm varlık ve şeyler aslında yokluktan ibarettir. Tek ve gerçek olan, olmuş olan ve olacak olan “Mutlak Bir”dir. Hak’tır. Ayn’dır. Bildiğimiz veya bilmediğimiz tüm âlemlerdeki varlıklar, eşyalar veya cisimlerin kendine özgü bir “varlığı” yoktur. Tüm bunlar tıpkı cismin aynadaki yansıması gibi sadece “Mutlak Bir” in çeşitli şekillerde tezahüründen ve görüntüsünden ibarettir.

Mevzu gönül aynası ise üç önemli unsur da beraberinde gelmektedir. Bunlar; bakan, bakılan ve bakıştır. Allah aşkına söyle; kime bakmaktasın? Ne görmektesin?

  • O halde söyle sen kimsin?
  • Ben’im ben. Ben olan ben.

Vahdetin olmadığı yerde kesret vardır. Ancak biri olmadan öteki var olamaz ki. Onlar karşılıklı aynalardır ve birbirlerini aksettirirler.  Onlar “Mutlak Bir” in tecelli eden tüm isim ve sıfatlarıdır. Aynanın kendisi gönül aynasıdır. Aynanın ön yüzü ile siyah sırlı arka yüzü dualite ilkesini gösterir. Aynanın sırrı; sevgidir, erdemdir, ahlaktır. Aynaya gerçekler düşer, gerçekler aynanın sırrında maddeden soyutlanır ve manevi hakikate dönüşürler. Varlık ancak yoklukta görülebilir…

Delf tapınağının alnında ne yazar bilirsin; “Kendini bil ki Tanrı’yı daha iyi tanıyabilesin” Öyle ya kendini bilme zahmetine girmeden, en azından yola çıkmadan Tanrı’yı bilmek istemek ne beyhude bir çabadır. Hayatı boyunca spor yapmamış ve bu uğurda çalışmamış bir insanın bir anda olimpiyatlara katılıp altın madalya için yarışıp kazanması sanırım daha kolay olurdu! Aklıma gelmişken paylaşmak isterim. Şöyle bir söz vardı; “O ki, bilmiyor ama biliyor bilmediğini; çocuktur, yetiştirin onu. O ki, bilmiyor ama bilmiyor bilmediğini; cahildir, uzak durun ondan. O ki, biliyor ama bilmiyor bildiğini; uykudadır, uyandırın onu. O ki, biliyor ama biliyor bildiğini; bilge kişidir, izleyin onu.”

Kendimizi kandırmak, kendimize karşı yapacağımız en büyük kötülüklerden biridir. Şu anda ve şimdi kendimize karşı tamamen dürüst olarak iyi ve kötü yanlarımızı kabul edip yola hazırlanmaya ne dersiniz? Kabul verilmeden, gereken itirafları özümüze dönüp kendimize vermeden yerimizde saymaya mahkûm kalacağız. Özümüz bizleri asla cevapsız bırakmaz. Sadece ona güvenelim. Sevgi ve samimiyetle kalbimizi açarak heybemizden çıkarmamız gereken olumsuzlukları çıkaralım. Törpülenmesi gereken noktaları törpüleyelim ki aynaya fiziksel gözlerimizle değil gönül gözlerimizle bakabilecek noktaya gelebilelim. Aynalar, fiziksel olarak cisimleri olduğu gibi yansıtırlar ama herkes ile her konuda konuşmazlar. Onlar bizlerden samimiyet bekler. Sevgi bekler. Dürüstlük bekler. Aynalarımızın gıdasıdır samimiyet. Yoksa küserler, konuşmazlar seninle. Çikolata bekleyen yumurcak çocuk gibidir onlar. Saftırlar. Seni senden daha iyi bilirler de bunu sana söylemeyebilirler. Hemen açılmazlar onlar sana. Önce samimiyetinden ve şeffaflığından emin olmak isterler. Sana güvenmek isterler. İyi ve kötü tüm yanlarını bilirler de seni yargılamazlar. İsterler ki söylesin bana beni sevdiğini. İşte o zaman tüm yelkenlerini suya indirirler. İşte o zaman kucak açarlar sana. İşte o zaman dökerler tüm hazinelerini önüne. Nerede kaldın çok beklettin beni diye sitem edebilirler sana ama üzülme ve vazgeçme sakın. Sabırlı ve kendinden emin duruşunu bozmamalısın. Yaklaş ona. Biliyorum çok özlediniz birbirinizi. Sana biraz kırgın olsa da çekinme sarıl ona. Ve söyle. Yüksek sesle söyle. Seni seviyorum ruhum de! Sonra bir ses duyacaksın karşılığında. İçini ısıtacak, yakacak, hatırlamanı sağlayabilecek bir ses… Ben seni daha çok seviyorum dediğini duyacaksın. Bu enerjiyi, sevgiyi ve sesi her zerrende hissedeceksin. Sonra bir an şaşıracaksın. Belki acaba diyeceksin. Bu ses… Ruhumun sesi mi Tanrı’nın sesi mi!? “O”ndan gayrı ne var ki böyle sorarsın?

Bu noktaya tekrar döneceğiz. Önce dinleyelim ve bakalım Goethe bize neler söylemek istiyormuş; “ En iyisi, size bir sır vereyim. Önce kendi aynanıza bakın. Süslenmiş gelin gibi bu manzaradan hoşnut kaldınızsa sorun, acaba gördüğünüz her şeyi samimi gözle sever misiniz?” Efendim? Duyamadım. Herkes fısır fısır bir şeyler söyledi de tam anlayamadım. Önemli değil cevapların sende kalsın. Ayna karşısında gördüğün her şeyi ama her şeyi samimi gözle ( gönül gözü ile ) sevdin mi gerçekten? Kabul etmek farklı bir olgu. Sevdin mi? Peki…

Aynanın tek bir işlevi yok malum. O hem bizi birbirimize gösterir. Hem sen ne isen beni öyle görürsün, hem hatırlarsın, hem arınırsın, hem “O”na yaklaşırsın, hem aydınlanırsın, hem ışık alırsın, hem ışığını yansıtırsın… Arınma ve samimiyet, muhteşem ikili yine karşımızda. Önceki konuşmamızda senden bir ricada bulunmuştum. Aynaya bakma fırsatın oldu mu acaba? Fiziksel gözlerinle mi baktın yoksa gönül gözünle mi?

Her şey kendi aynalarımıza bakmamız ile başlar. Çuvaldızı kendimize batırmamız için, farkındalıkla temizlenmemiz için, özümüzü hatırlamamız için ( “Öz”ün öğrenmeye ihtiyacı yoktur. İhtiyacı olan tek şey hatırlamaktır. ) vahdet yolunda bir adım daha ileri atabilmemiz için. Evet, ama bir aynamız var mı, aynanın yüzeyinde çatlak ya da kırıklar var mı, ayna kirli ya da puslu mu yoksa pırıl pırıl mı? Ayna da akar. Su gibidir. Dinamiktir ve değişkendir. Tekâmüle uygun hareket eder ve sana hizmet ettiği kadar, seni sana gösterdiği kadar da seni görür. Ayna, ayna içredir. “Mutlak Bir”, aynadaki “sır”ın arkasındadır. Kendisinden taşmış olan seni ve âlemleri sana gösterir. Gönül aynasında kendine bakarsan “O” da sana bakar. Ne kadar derin bakarsan “O” sana daha da derin bakar. Aynaya önce fizik bedenin yansır. Biraz daha dikkatli bakarsan iyi ve kötü yanlarıyla kendini göreceksin. Daha dikkatli bakarsan özünü ve ruhunu, daha dikkatli bakarsan beni, herkesi ve her şeyi, daha dikkatli bakarsan da her şey olduğunu ve hiçbir şey olmadığını göreceksin!

Sinan Özdemir

Sinan Özdemir, Mart 1981 tarihinde İstanbulda doğmuştur. Uluslararası Ticaret ve İşletme eğitimi almıştır. Halen bankacılık sektöründe çok uluslu bir firmada görev almaktadır.

Sanata olan ilgisi ile üniversite yıllarında tiyatro ile tanışmış, klasik drama ve epik tiyatro eğitimi almıştır. Her daim müzikle iç içe olan ruhu onu çağırmış, çeşitli gruplarda Hard Rock tarzında solist olarak birçok program ve konserde sahne almıştır. Felsefe, psikoloji, tasavvuf, ezoterizm, okültizm, tasavvuf, spiritualizm, paganizm, teoloji, zen budizmi uzun yıllardır özel ilgi alanı olagelmiştir.

Usui Reiki Master seviyesinde olup hocası olan çok değerli 17. Seviye reiki üstadı İsmail Bülbül ile birlikte çalışmalarına devam etmektedir. Hakikati ve Felsefe Taşını arayan yolda bir yolcudur.

Yorum Yaz

İnternet üzerinden dijital yayın hayatına ilk olarak 2013 yılında başlamış olan Varoluş Dergisi, kısa bir aradan sonra şimdi yeniden okurları ile birlikte. Değerli yazarlarımız, Spiritüalizm, Reiki, Yoga, Astroloji ve Yaşam alanlarında, siz değerli okurlarımız için yazıyor…