Varoluş Dergisi

HAYDİ, HEP BİRLİKTE YANALIM

Başlığı okuyunca korktun mu? Ne hissettin? Korku kavramını lugattan çıkaramayız ama onu tanıyabiliriz. Tanıdıkça da…

Neyi ifade ettiğini, neyi anlatmak istediğini, nelere hizmet ettiğini anlayabileceğiz. Korkularını gerçekten tanıyor musun? Onlarla hiç yüzleştin mi? Cevaplar orada. İçinde bir yerlerde. Yazıyı sonuna kadar sıkılmadan okursan eğer senden bir ricam olacak mümkünse. Hazırsan başlayalım…

Renk skalalarının binlerle ifade edildiğini duymuşsundur. Ana renkler ve türev olan binlerce yan renk. Ancak bir ana renk skalası var ki tüm türev renkler onlardan, onların çeşitli oran ve ölçülerde karışımından müteşekkildir. Tıpkı duygularımız, düşüncelerimiz gibi. İnsana dair temel duygulara hem fizyolojik hem de soyut anlamda baktığımızda ise Haz ve Acı, Sevgi ve Korku karşıtlıkları ile karşılaşıyoruz. Hazdan ve sevgiden bahsedince yüzlere gülümseme yayılırken acı ve korkudan bahsedince aklımıza tanrıdan ırak olan ve bizlerden ırak olmasını dilediğimiz düşünce ve duygularla doluyoruz. Öyle mi? Bazılarımız karmaları sebebiyle, bazılarımız kendi yarattığımız gerçekliklerle, bazılarımız da tekamülümüz için (gerektiği sebeplerle) karşımıza çıkıyor ve onları deneyimliyoruz. Yeri geliyor isyan ediyor yeri geliyor şükrediyoruz. Hangi anlarda isyan ettiğini, hangi anlarda şükrettiğini bir süre düşün ve kendine itiraf et lütfen! Bu, anahtarlarından biri olacak. Kendine açılan kapının… Sevgi ve Bir Olmak kavramlarının ezbere telaffuz edilmemesi için bizi hazırlamaya çalışıyorum aslında haddim olmayarak. Bu Dünya Ana,  kaç “Altın Çağ” yaşadı? Nasıl yaşadı ve daha da önemlisi nasıl ulaşmıştı o “Altın Çağ”a? Farkında olarak, bilerek, hissederek, arınarak, fedakarlıkla bedel ödeyerek, aklıyla, sevgiyle, ruhuyla ve tabii ki tanrısal yanlarıyla…

Ateş sembolizması veya yanmak, birçok dinde, spiritüalizmde, pagan kültüründe vb. karşımıza çıkan bir olgudur. Burada yanıp yok olmaktan bahsetmiyoruz elbette. Ateş, bu yazıda ele alınmak istendiği anlamı ile arketip olarak arınma sembolizması ile kullanılıyor. “Günah”larından, kötü huylarından, kötü alışkanlıklarından, kötü egolarından ve seni “Öz’den / Kaynak’dan” uzak düşürmüş olan sendekileri, senden temizliyor. Ateş; saflaştırır, arındırır. Ateş, hem zaten içinde hem de göklerden kalbine, ruhuna inen Tanrısal bir kor. O bir anlamda sensin de bunun farkında mısın?

“Bir” olma bilincinden, kavrayışından çok önce dualiteyi olabildiğince özümsemeliyiz ve farkına varmaya çalışmalıyız. Ancak bu yolla ruhumuz ve aklımız sindire sindire “Bir” olmanın yolunda bir basamak daha yukarı çıkacaktır. Aksi durumda ilgi alanımız veya pratiğimiz ne olursa olsun malum ezberi içselleştirmeden tekrarlayan, ruhsal hezeyanlarına ağrı kesici enjekte etmeye çalışıp, pompalanan birkaç dakikalık mutluluk sonrası sarhoş olan ve ancak sen belediye otobüsüne binip başını cama yaslayınca kendi hakikatinin yeniden can bulması ile feveran edip o çok beklediğin sinema filmini gördükten sonraki birkaç dakikalık endorfinli ruh halini yeğliyorsan o başka. Ama sanmıyorum. Aksi halde burada olmaz ve bu satırları okumazdın. Malum tesadüf diye bir şey yoktur.

Bunu daha önce duymuş olduğunu biliyorum ama izninle ben de soracağım; Eğer rüyadan hiç uyanmasaydın rüyada olduğunu nasıl anlardın? Bu da diğer anahtarlarımızdan biri olsun.

Haydi, Hep Birlikte Yanalım!

Sahi sen hiç yandın mı? Biliyor musun ben iki kez yandım. Biri arınırken (yani öldüm ve dirildim!)  biri de “O”nu bulduğumda!

Ruhunla / kendinle yüzleşmeden gerçekleştirmeye çalıştığın her eylem ve çalışma doğal olarak başarısız olacaktır. Her neye inanıyorsan (Ben inanmak yerine tanımayı ve bilmeyi tercih ettim hep. Neydi o söz? Evet evet… Kendini bilen, Tanrıyı Bilir)  hangi ilgi alanındaysan, hangi pratik üzerindeysen önce kendimizi tanımaya çalışmalı, bilinç altımızı keşfetmeye ve bahar temizliği yapmaya çalışmalıyız! Bilinç altı temizliği ve kontrolü hangi pratik çalışmanın içinde olursak olalım karşımıza zorunlu olarak çıkmaktadır. Temel duygulardan olan çengelleri ile her yere, konuya, kişiye, olaya yapışmaya müsait olan hatta can atan Korku duygusu ve bu duygunun türevi olan diğer duygular yaşamımızın her anında bizlere tuzaklar hazırlamakta ve bizleri ışık yolculuğumuzdan saptırmaya bizleri yavaşlatmaya çalışmaktadır. Nasıl ki bataklık üzerine ev inşa edilmez. Bataklığı yaratan da biziz onu kurutacak olan da biziz. Ah dostum, yanmadan, yanıp kül olmadan, yeniden doğmadan yollar aydınlanır mı sanırsın?

Birkaç gün sürecek bir tatile çıkmadan önce bile birçok plan program ve hazırlık yaparız öyle değil mi? Kendimize, ruhumuza doğru yola çıkmadan önce de heybemizi kontrol etmeli, yolda hızımı yavaşlatacak, yolculuğumuzun konforunu düşürecek hatta bizleri yavaşlatacak belki de durdurabilecek olan astral tortulardan, bilinçaltımızın hiç beklemediğimiz anlarda ortaya çıkan kırmızı yanan trafik ışıklarından ruhumuzu temizleyeme çalışmalı ve bunu sürekli hale getirmeliyiz. Panteist görüşte, evrende bir milim dahi boş alan (boşluk dahi boş değildir!) olmadığı gibi cansız hiçbir varlık veya şey yoktur. Gözle görünen ve görünmeyen her şey enerjidir, titreşimdir, frekanstır. İyi ve kötü tüm enerjiler gerçekliğimizi yaratır. Bir davranış, bir düşünce, bir his başlı başına bir enerji yaratır. Düşünce, duygu ve davranışlarımızla yarattığımız enerji her ne ise realitemiz de odur. Yaydığımız herhangi bir duygu veya düşünce enerjisi ile evrensel kurallar dahilinde bazı mekanizmaları harekete geçiririz. Elbette yaydığımız duygu ve düşünce enerjisinin frekansı da büyük önem arz etmekte,  evrensel çekim yasası kuralları dahilinde yaşadığımız gerçekliğe etki etmektedir. Madem ki;  “Yukarısı aşağısı gibidir ve aşağısı da yukarısı gibidir!” madem ki duygu ve düşünce enerjisi bir yaratım faaliyetidir. Bu bedende, bu hidrojen dünyasında, bu sınav dünyasında hangi tekamül seviyesinde olursak olalım özümüze, kaynağa ve tüm evrene karşı duygu ve düşüncelerimizden dolayı sorumluyuz. Korku ve türevleri olan duygular (öfke, kıskançlık, şiddet, ön yargı, yalancılık vb.)  düşük titreşim seviyesinde frekanslar yayıp astral tortuyu da beraberinde getirir. Korkularımız bizi kaynaktan ve özümüzden uzaklaştıran bizlerin var ettiği illüzyonlardır. Heybemizde bunca olumsuz yük ve yaratımla sınav ve tekamül yeri olan dünya yokuşundan çıkmak ne kadar mümkün olabilir?

Hangi inanca sahip olursak olalım, hangi ilgi alanı ve pratik içinde olursak olalım. Arınmadan, ruhunun sorumluluğunu almadan yükselmek mümkün görünmemektedir. Aksi bir vazife insanına yakışmaz! Haksız mıyım?

Mohandas Karamçad Gandhi ne güzel söylemiş; “Söylediklerinize dikkat edin; düşüncelere dönüşür… Düşüncelerinize dikkat edin; duygularınıza dönüşür… Duygularınıza dikkat edin; davranışlarınıza dönüşür… Davranışlarınıza dikkat edin alışkanlıklarınıza dönüşür… Alışkanlıklarınıza dikkat edin; değerlerinize dönüşür… Değerlerinize dikkat edin; karakterinize dönüşür… Karakterinize dikkat edin; kaderinize dönüşür…”

Yazımın başında senden bir ricam olacağını söylemiştim… Bunu senin için istiyorum. Kendim için değil! (Aynı zamanda kendim için de istiyorum! 🙂 ) Aynaya bak lütfen. Gözlerinin içine bak. Sabırla sıkılmadan bir süre bak… Ne görüyorsun? Neler konuştunuz? Sana neler anlattı? Neler hissettin? Aynada gördüğün sen misin? Gördüğünü sevdin mi? Gördüğünü beğendin mi? Bekle lütfen… Cevapların sende kalsın. Bir sonraki yazıda devam ederiz…

Sahi ne diyordum… Haydi Hep Birlikte Yanalım Ya Huu!

Bir Teşekkür Notu: Sevgili dostlar, Varoluş Dergisi sitemiz yenilenmiştir. Aralık ayı itibariyle de güzide dergimizde yazılarımı sizlerle paylaşacağım. Başta Sevgili Hocam İsmail Bülbül’e ve tüm dostlara, sitemizin yenilenmesi konusunda verdikleri emek ve bana dergimizde yazma fırsatını sunduklarını için teşekkür ve sevgilerimi sunarım. Işıkla…

Sinan Özdemir

Sinan Özdemir, Mart 1981 tarihinde İstanbulda doğmuştur. Uluslararası Ticaret ve İşletme eğitimi almıştır. Halen bankacılık sektöründe çok uluslu bir firmada görev almaktadır.

Sanata olan ilgisi ile üniversite yıllarında tiyatro ile tanışmış, klasik drama ve epik tiyatro eğitimi almıştır. Her daim müzikle iç içe olan ruhu onu çağırmış, çeşitli gruplarda Hard Rock tarzında solist olarak birçok program ve konserde sahne almıştır. Felsefe, psikoloji, tasavvuf, ezoterizm, okültizm, tasavvuf, spiritualizm, paganizm, teoloji, zen budizmi uzun yıllardır özel ilgi alanı olagelmiştir.

Usui Reiki Master seviyesinde olup hocası olan çok değerli 17. Seviye reiki üstadı İsmail Bülbül ile birlikte çalışmalarına devam etmektedir. Hakikati ve Felsefe Taşını arayan yolda bir yolcudur.

Yorum Yaz

İnternet üzerinden dijital yayın hayatına ilk olarak 2013 yılında başlamış olan Varoluş Dergisi, kısa bir aradan sonra şimdi yeniden okurları ile birlikte. Değerli yazarlarımız, Spiritüalizm, Reiki, Yoga, Astroloji ve Yaşam alanlarında, siz değerli okurlarımız için yazıyor…