Varoluş Dergisi

DÜRÜST OL

Reiki prensipleriyle yolculuğa devam ediyoruz… Bu prensip çoğu kaynakta; “Ekmeğini dürüst yollardan kazan!” şeklinde geçer. Ekmek, ana tema olan dürüstlük ekseninde bir metafordur.

Dürüstlük; çok kapsamlı ve boyutlu bir konu olmasının yanında, içinde bulunup onu oluşturduğumuz sistemlerdeki haliyle, ister istemez daha çok egonun lehine işleyen, bir tür donmuş uyku hali ve sürüye entegrasyon aracı olarak iğreti bir görüntüdür. Bu anlamda, dürüstlük konusu; negatif kutupsallığın, pozitif kanalları kullanarak iş görmesini ve kılıfları en iyi izleyebileceğimiz konulardan biridir. Bu şekliyle dürüstlük; “doğruyu söyleme”, “doğruyu yapma”, “ahlaklı, erdemli yaşama”, “örnek olma” gibi temalar içerirken, aktif (yapmaya yönelik), dış güdümlü ve kaynaklıdır. Dürüstlük önce ailede, dinde, çevre, toplum ve okullarda bu şekliyle öğretilir ve bu görüntüde kendine karşı dürüst olmanın emaresi okunmaz ya da yanlış/eksik anlaşılır, çünkü kendine karşı dürüst olmak dogmalar ve manipülatif sistemler için alarm çanı niteliğindedir, bu nedenle kendinize karşı nasıl dürüst olabileceğinizi öğrenebileceğiniz her türlü yol tıkanır, siz bu sistemi içselleştirerek sonsuz zamanlar ve jenerasyonlar boyunca kendi kendinize nasıl dürüst olamayacağınızı öğrenerek, ya da kendinizden başka her şeye karşı nasıl dürüst olacağınızı öğrenerek sıfır noktasına / yeni bir doğuma götüren bir döngüye girersiniz. Otonom bağışıklık sistemi rahatsızlıklarının bu denli artması tesadüf değildir. Dürüst olmak gibi bir nitelik, kendini bilmeden yoksun kaldığında tam da zıttını yaratır biçimde samimiyetsizlikle dolar! Çünkü bir şeyin aslı; ancak içsel, ilksel, temel olanla bütünlendiğinde, ona ait yansımalar, ikameler çekildiğinde hakiki değerine ve hedefine ulaşır.

Anlaşılacağı üzere burada toplumun dürüstlük tanımlarıyla ilgilenmiyoruz! Bunun yanı sıra bize öğretilenleri de suçlamıyoruz! Burada, içinde kendiniz gibi hissetmediğiniz bir kıyafeti, sırf belli bir işin normları onu gerektiriyor diye giymekten, ayıp olur diye hissetmediğiniz bir rutine katılmaktan, şartlar öyle gerektiriyor diye ya da bir takım korkularla kendinizi iyi, mutlu ve tam hissetmediğiniz bir yerde yaşamaktan, istemediğiniz bir toplulukla bir arada bulunmaktan, istemediğiniz bir işi, bir bağlılığı sürdürmekten, ezberlediğiniz görgü kurallarını, yaşam kalıplarını, -meli –malı’ları tekrarlamaktan ve hepimizin içini burkan şeylerden bahsediyoruz! Dürüst olmadığımız her an kalbimizde derin bir sızı, boşluk, eksilme, yaralanma oluşur. Bu kalbin, eninde sonunda blokaj yaratacak dürüstlük niteliğimize dair bizimle konuşma biçimidir. Dürüstlük dışsal gerçekliğe değil, daima içsel hakikate karşı olandır; içsel itkinin, arzuların, ruhun çağrısının dışarda yaratılan belli normlarla, rollerle, maskelerle, alışkanlıklarla çatışması halinde, aslından ödün veriyorsak tüm dünya alkışlasa da dürüst değilizdir ve bunu er geç bir şekilde bilir, bildiriliriz. Zihinde oluşan sızıyla, kalpte oluşan sızı birbirinden çok farklı niteliktedir. İçsel gerçekliğimize uyandığımızda belki bütün dünyayı karşımıza alır, egomuzun kırık parçalarını kalbimizde eritirken bir süre karanlığa, yokluğa, hiçliğe gömülür, altüst olur, derin bir hüzün, sessizlik ve negatiflik taşırız. Fakat bu taşınabilecek ve göze alınabilecek en güzel nişanlardan da biridir. Evet, varoluş alabildiğine dürüsttür ve can yakar, fakat siz de dürüst olduğunuzda can yanması geçer ve yerini bambaşka şeylere bırakır.

Kalbimizin sesini dinler, zor ve az seçileni tercih eder, konfor alanımızdan çıkmayı bir kez göze alabilirsek kendimizden yola çıkan, eşsiz, öz maceramız başlar, asla yalnız olmaz, enginlik ve berraklıkla dopdolu, tap teze, capcanlı olur, sevgi, ışık, kutsanma ve şükranla dolarız. İnsanların neyin dürüst, neyin dürüst olmadığını, neyin bir çağrı olduğunu anlayamamalarının sebebi; tüm alanlarda gözlemlenebilen kafa karışıklığı, kalabalık ve sessizce kendilerini dinleyebilme gibi en doğal, güçlü ve geliştirici yetilerinden kopmuş, hızlanmış, parçalanmış ve yabancılaşmış (günümüzde sadece sanallaşmış) olmalarıdır. Böyle bir zamanda mümkün olduğunca bütün sözde dürüstlük kalıpları ve rehberlerinden uzak; sadece kendimizle olma güveni, cesaretini ve sabrını gösterebilmek, beklentisizlik ve kabul çok önemlidir. Dürüstlük; “her şeye rağmen, her şeye karşı önce kendine karşı dürüst olmak” demek olduğundan en nihayetinde bu her şeyin içini; tüm bağımlılıklarınız, tutunduklarınız ve sevdiklerinizle de doldurmanız gerekecek. Dürüstlük pazarlık işi değildir ve egoya çok sık ve şık bir kılıf olan bir değerdir. Dolayısıyla üst düzeyde bir  dayanma gücü, farkındalık, öz sevgi ve saygı gerektirir. Dürüstlüğe yelken açmış biri için, varlık dualiteden parçalarını toplarken çok büyük, belki de uzun süreli bir deprem olur. Yarı yolda ardınıza bakmayın, zihin konuşacaktır. En önemlisi dürüstlük seçiminin tüm sorumluluğunu sevgiyle almaya hazır olun. Gerçekten dürüst olan biri nefse dair çok şey kaybeder ve bu çoğu zaman göze alınamaz ya da çok zorlu bir süreç yaratır; ama gerçekten gerekenler ve dürüstlüğün getirdiği tüm lütuflar onun yanında olacaktır. Böyle patırtılı bir sürecin bazen dürüstlüğüne güvendiğimiz bir rehberle karşılanması çoğu durumda tavsiye edilebilir. Herkesin dürüstlüğü taşıyabileceği zaman, onu mecbur kılacak şartlar ve dürüstlüğünün niteliği farklı olabilir; her birey eşi benzeri olmayan kendine has bir kaptır ve ona göre özden dolar; dolayısıyla herkesten aynı yapı ve içerikte bir dürüstlük bekleyemez, kendimiz dahil kimseyi de bununla yargılayamayız. Bir insan kendine karşı ne zaman dürüsttür: Kendini onaylamadığında dahi kendini sevebiliyorsa dürüsttür. Bu diğerlerine karşı da böyledir.

Öte yandan, dürüstlük en kapsamlı açıklamasıyla; “olduğun gibi görünmek ya da göründüğün gibi olmaktır.” O zaman önce bir seçim yapacağız; biz, olan mıyız görünen mi, yoksa her ikisindeki denge mi? Hepsi eşit düzeyde değerli ve uygundur. Önemli olan seçilende tutarlı ve dengeli olmaktır. Yani olduğumuz gibi görünmüyor, göründüğümüz gibi olmuyor, ya da ikisinden de görüntüler barındırırken dengeyi sağlayamıyorsak, her alanda türlü sıkıntılar, sıkışmalar duyumsamaya başlarız ve bu, tüm düzeylerde (fiziksel / duygusal / zihinsel / ruhsal) farklı biçimlerde sinyal vermeye başlar. Ne olduğumuzu bilmek için ne olmadığımızı bilmek, tüm sistem koşullandırmaları (aile, eğitim, din, kültür, toplum, ego vs.) üzerinde – ötekileştirme tuzağına düşmeden – yükselmiş olma yolunda olmak gerekir. Aslında ne olduğumuz hep bizimle olan ve sonsuzdur; o bulunması keşfedilmesi gereken bir şey, çabalı bir aydınlanma yolu da değildir, parazitleri, paslı kapılarımızı temizleyince kendiliğinden ortaya çıkar ve sisler kalkınca görülebilir olur. Bu temizlik; daha fazla içe yönelmemizi, o alanla şefkatle daha fazla çalışmamızı ve ona zaman ayırmamızı muhakkak gerektirir. Hayatı boyunca tıka basa dolmuş, doldurulmuş biri için bu, başlangıçta tahammül edilmezdir, zihin bin bir türlü kaçış projesi, huzursuzluk, direnç üretir, fakat ömürlük alışkanlıklar, koşullanmaların çözülmesi bile samimi bir istek ve onun süreli, planlı desteklenmesiyle başlatılır.

Çoğumuz o çok önemli atfettiğimiz, şiddetle koruduğumuz, gurur duyduğumuz prensiplerimizin, değerlerimizin, sahibiyet, inanç ve düşüncelerimizin, hayatımızın içine doldurduğumuz onca şeyin nereden, nasıl, neden geldiğini, dürüstlük mü yoksa maskeleme mi olduğunu bile bilmiyoruz, belki merak da etmiyoruz, öylesine yaşayıp gidiyoruz, bir noktada sıkıntı yaşamaya başladığımızda da bakmamız gereken ilk yere, en yakına en son gidiyor ya da gereken önemi göstermiyor, bizden başka her şeyden en çok da 5 dakikalık mucizevi programlardan, pazarlıklardan medet umuyoruz; bu da başka şeyleri suçladığımız, arananın dışarda olduğu acılı ve uzun bir yolculuğu seçtiğimiz anlamına geliyor. Kendine karşı dürüstlük yasasını ihlal ettiğinden, bir çok insan bugün pek çok alanda korku, öfke, endişe, değersizlik, hayal kırıklığı, engellenmişlik, tamamlanmamışlık anlam kaybı, her alanda tükenme, tatmin olamama hissi yaşıyor, dış ikameler durumu belli süre telafi edebiliyor, bu sürede olumsuzluklar daha derinlerde büyüyor, yayılıyor ve sinyallerle başa çıkılması zorlaşıyor. Önce kendine karşı dürüstlük koşulunu sağlamayan birinin, çok sevdikleri dahil dünyanın geri kalanına dürüst olması, dürüst ilişkiler kurması, onlardan da samimiyet görmesi mümkün değildir. Varlık ancak bildiği bir şeyi dışarıda da yaratabilir ve onu görünce ayırt edebilir. O nedenle, kendimize karşı dürüstlük bencillik değil, bütüne karşı en yüce sorumluluk ve değerlerdendir. Dürüstlük insanın kendini tanıması, sevmesi, sayması ve ona göre düşünmesi, davranması demek olduğundan aynı zamanda sonsuz bir tekamülü, varlığın en yüce anlam ve amaçlarını da barındırır. Her durumda kendi içimize bakarak sorgulamak ve dürüst olmadığımız anları fark ederek yargılamadan, öfke, korku, değersizlik, utanç hissetmeden, neden öyle olduğunu  anlamak ve küçük adımlarla sürekli olarak kontrollerle onları dönüştürmek gerekir.

Dürüstlük seyrinde, vicdan ve içses çatışmaları yaşanması da kaçınılmaz olabilir. Vicdan; ahlaki normlara dayalı, daha parçalı, toplumsal ve kolektif, içses ise; daha kişisel, bütünsel ve sezgiseldir. İçses derecesinde dürüst biri, tarihte sık sık örneğini gördüğümüz üzere kitlelerce negatif algılanabilir, hatta infaz edilebilir. Hakikatin nuruyla bu yüksek ışıyan kişiler o kadar pazarlıksız ve samimidirler ki ölürken -egonun son kalesi olan bedenin ölümünde- bile ödün vermezler. Durulan yere göre bazen bilgelikle ödün vermek de gerekebilir. En öte dürüstlük boyutu; varoluşun eli, gözü, kulağı olmaktır. Dürüst olamayanlar ya da bilinçli biçimde olmak istemeyenlerin de bütünsel bakıldığında başka rolleri, başkalarıyla kesişen kendi yolları vardır. Biz egodan feragat edemiyorsak ve bunu kabullenip ona göre yaşıyorsak ve bunu kendimize itiraf edip sonucun sorumluluğunu zarafetle sırtlanabiliyorsak bu da kendi gerçekliğin de dürüstlükle yaşamak demektir ve varlık daha derin düzeylerin farkına varmadıkça, başka kapılar açılmadıkça sıkıntı yaratmaz. Öte yandan; içsel olana aykırı davrandığımızı biliyor, yüzleşmeden kaçınıyor ve bunun sorumluluğuna direniyorsak dürüst yaşamıyoruzdur. Göründüğümüz gibi olmadığımız ya da olduğumuz gibi görünmediğimizde, bu dengesizlik dışardan kendini ele vermese bile frekans biçiminde tüm ötekilerce algılanır, o nedenle bir insan konuştuğunda doğruyu da söylese de, bu onun kendi doğrusu değilse; diğerleri bunu içsel olarak bilir.

Kendi varlıklarına karşı dürüst olamayan iki insanın ilişkisi de samimiyetsiz, derinliksiz, dengesiz, kaotik, iletişim sıkıntısı yaşayan, ego mücadeleleri içeren, kurban / saldırgan rolleri üstlenen, araçsallaştırmanın ve ikamelerin bol bulunduğu türden olur, birbirlerini araç olarak kullanır ve yansımalarını çekene kadar bu tip eşleşmeler yaşarlar. Eğer sizi, kendinize dürüst olduğunuz için kabullenemeyen biri varsa; o kişinin kendi varlığını tanımadığından ve istemeden de olsa kendine, dolayısıyla size karşı dürüst davranamadığından emin olabilirsiniz. Böyle durumlarda, genellikle suçlayıcı durumlar yaşanabilir, mümkün olduğunca kendimizi bilerek kalmamız, karşı tarafa anlayış ve şefkatle yaklaşmamız önemlidir. Genellikle iki kişinin temel alanlardaki frekans değişimleri aynı zaman, nitelik ve nicelikte gerçekleşmiyorsa; mesela bir kişi genel olarak ve boğaz çakrada bir açılma yaşarken diğeri tıkanıklıklar yaşıyor, çok daha yavaş, farklı nitelikte ilerliyorsa genellikle o ilişkinin eski yerleşik yapısı ve aradaki rezonans bozulur, değişime uğrar. Dilerseniz ve talep edilirse de ilişkinin öz niteliğini zedelemeden dürüstçe ve sevgiyle bu kişiye yardımcı olmak, hayatınızdan çıkartmak, mesafe koymak vs. size de bağlıdır. Öte yandan değişen her frekansla başka durum ve kişiler de hayatınıza girer.

Dürüstlük niteliğinden yoksunluk; ifade, denge, kendini takdir, değer, şifa ve iletişimin kanalı olan boğaz çakrası gibi varoluşa açılan yüksek bir çakrada çalışma düzensizlikleri, tıkanma ve uyum açısından sıkıntı ve buna bağlı hastalıklar olarak ortaya çıkar ve tüm sistemi her düzeyde etkiler. Sanılanın aksine boğaz çakrasının diğerlerinden bağımsız çok çalışması, güçlü ve dengeli olduğu ve dürüst olunduğu anlamına gelmez, başka sıkıntılara işarettir. Zihin her zaman kandırabilir, fakat beden yalan söylemez ve dürüst olmamanın izleri fiziksel emarelerde sürülebilir. (Sesteki değişimler, mimikler, bedendeki değişimler, bölgeyle ilgili hastalıklar gibi.)

Dürüst olmanın yegane koşulu; kendini tanıma yolunda insanın isteyerek ya da istemeden kendine, başkalarına yalanlar söylemesi, aldatması, hasarlar verip alması, kişinin kendinin de belirleyeceği bir noktaya ve ölçüye kadar kaçınılmazdır; nihayetinde kendini tanıyan kendini ve karşısındakini her haliyle kabul ve buyur ederken ayırt da edebilecek, kendini tanımayansa koşullu kabul ve buyur edecektir ayırt etme ise egoya bağlı kalacaktır. Dürüst bir yapı, dürüst olmayanla eş frekansa sahip değildir. Bazı frekansların yakınında insan kendini rahatsız hisseder, bulunduğunuz yer ya da kişiler, yaptığınız iş, ilişkiniz vs. dürüst değilse ya da sizinle rezonansta değilse bunu hissedersiniz. Kendini bilen bir insanın düşündüğüyle hissettiği, hissettiğiyle konuştuğu, konuştuğuyla yaptığı bir olur, karşı tarafa tutarsız, çekimser, bulanık, şişkin bir görüntü vermez. Bu görüntü, karşı tarafın gerçekliği tarafından içerilmese bile güçlü, etkileyici ve net bir frekans olarak algılanır. Geçmişte dürüst olmadığınız, olamadığınız durum ve kişiler için yapılan dengeleme, affetme ve şifa çalışmaları ise iki taraf içinde telafi edici ve harika dönüşümler yaratarak yeni kapılar açar. 

İçsel dürüstlük sıklıkla yanlış anlaşıldığı üzere bencillik değil aksine sonsuz sevgiye açılan yegane kapıdır. Tabii ki yüksek bilince açılan bu mavi ışıma mutlaka alt ve üst çakraların ne kadar ışıdığıyla da alakalıdır. Başka bir açıdan hara çakrasında içsel olarak tanınan duygular, arzular, itkiler boğaz çakrası kanalıyla usulünce dışa ifade edilmez ise dengesizlik oluşur. Bu iki çakranın birlikte dengelenmesinin bir nedeni de budur. Bu açıdan dürüstlüğe baktığımızda olanı, duyumsadığımızı olduğu gibi kabul ve ifade etmenin de önemini görmüş oluruz. İfadenizden sorumlusunuz, karşıdakinin bundan ne aldığı ve tepkisinden ise karşı taraf sorumludur lütfen bunu da es geçmeyelim. Her zaman denir; “bilmek olmak demek değildir” diye işte bu alan artık bilinenin olması gereken alandır ve mutlaka kendini tanıma yolculuğunda bilinçli olarak yol alanlar için çok daha mühim bir alandır. Dürüstlük niteliğinin aynı zamanda, bizim işittiğimizi belirlemede ve aşkın bilince ulaşmada potansiyel rol oynadığı da asla unutulmamalıdır.

 

Dürüst bir yaşam ve dünya için; kendimizi merak edip keşfe çıkarak kürek sallayacağımız aydınlık bir başlangıç olsun der, şahane bir sözle bitirmek isterim…

 

Bizi bilen bilir, bilmeyen kendi bildiği gibi bilir.

Mevlana

Ahu Birlik Alp

1981 baharında Ankara'da doğdum. Çocukluğum ve gençliğim seyahat ve enstantanelerle geçti. İstanbul Bilgi Üniversitesi Film&Tv lisans ve Kültürel İncelemeler yüksek lisans programlarını tamamladıktan sonra hizmet, üretim, reklamcılık gibi sektörlerde farklı görevlerde yer aldım. 2012 yılında içsel yolculuğu beni Reiki Bilinçaltı Terapiler ve Can Hocam İsmail Bülbül'e taşıdı. 2014 yılından beri Turgutreis'te yaşıyor, Bodrum Şifa Sanatları Atölyesi'nde yolculuğuma, yolculuğumuza sevgiyle, şükranla devam ediyorum.

Usui Reiki Master Teacher

Yorum Yaz

İnternet üzerinden dijital yayın hayatına ilk olarak 2013 yılında başlamış olan Varoluş Dergisi, kısa bir aradan sonra şimdi yeniden okurları ile birlikte. Değerli yazarlarımız, Spiritüalizm, Reiki, Yoga, Astroloji ve Yaşam alanlarında, siz değerli okurlarımız için yazıyor…