Varoluş Dergisi

DUALİTE

İdealize ettiğimiz yaşam yani tek yönlü, hep ve en ideal üzerine kurduğumuz kurgusal yaşam bize hayati bir şey kaybettirir. O en önemli şeydir ve aslında sahip olduğumuz tek şeydir. O şey “an” dır.

İnsan idraki, her şeyi  ancak zıddıyla kavrayabilecek bir yapıda olmasına rağmen insan hep idealin peşinde koşar. Hatta beşeriyatın varoluşla ilgili en büyük çelişkisinin bu olduğu bile söylenebilir. Herkes hep mutlu olmak ister, hep huzurlu, hep sağlıklı, hep rahat ve konforlu… Dört başı mamur bir hayat her insanın hayali. Bu gerçekten bir hayaldir; Çünkü evren zıtlıklar üzerine inşa edilmiştir ve insan zihnide bu sisteme uygun bir algılama yetisine sahiptir. Her şey zıddıyla kaimdir. Bu dualite aslında realitedir.

Hayata dair en önemli bilginin ne olduğunu bana sorsalar vereceğim cevap öyle zannediyorum ki bu olurdu. Evrenin ve aslında benim algılayışımın, hissedişimin zıtlıklara bağlı oluşu olurdu. Çünkü bana göre keşif, milat, doğuş, anahtar, bilgi ve öz bu kavrayışta.

Bu bilginin neden bu kadar önemli olduğunu yine bu dualite üzerinden açıklayabilirim. Çünkü aksini yapmak mümkün değildir. İdealize ettiğimiz yaşam yani tek yönlü, hep ve en ideal üzerine kurduğumuz kurgusal yaşam bize hayati bir şey kaybettirir. O en önemli şeydir ve aslında sahip olduğumuz tek şeydir. O şey “an” dır. Evet insan bu yaşamda sadece “an” a sahiptir. “An”a sahip olmayan, “an” da olmayan bizler, hali hazırda geçmiş olan şeyler için gamlanırız. “Öyle olmalıydı, böyle olmamalıydı.” der dururuz oysa geçmiş geçmiştir. Oraya etki etme ihtimalimiz artık yoktur. Gelecek için kurgular yaparız ve gelecekte olmasını istediğimiz, idealize ettiğimiz şeyler için kaygılanırız. Oysa bilmiyoruz. Kaderimizi bilmiyoruz. Daha kaç nefeslik ömrümüz kaldığını bilmiyoruz. Henüz sahip olmadığımız bir sonraki “an” ın bize ne getireceğini bilmiyoruz.

Bütün bunların yanı sıra, idealize ettiğimiz yaşamın içinde hiçbir zaman olamayacak olmamız da bizim için bu yanılgının en hazin tarafı. Kurduğumuz hayalin sonu maalesef hep hayal kırıklığı… Yanılgıda direttiğimiz sürece bu kısır döngü içinde boğuluruz. Zamanla bu kurgusal yanılgı bizi evrenle uyumsuz hale getirir. Kendimizle, insanlarla ve dünyayla kavgalı hale geliriz. Memnun olmayız, huzurlu olmayız, mutlu olmayız çünkü ideal ve kurgusal kavrayışımıza göre hayatımız, insanlar ve dünya böyle olmamalıdır. Hep mutlu, hep sağlıklı hep huzurlu olmalıyızdır. İstediğimiz her şeye sahip olmalıyızdır. İnsanlar hep etik olmalıdır, hepsi iyi, hepsi doğru ve dürüst olmalıdır. Dünya böyle olmamalıdır. Savaşlar, kıtlıklar, kötülükler olmamalıdır. Oysa, bu sayılan her şeyin zıddı olmasaydı aslında onlarda olmayacaktı.

Dolayısıyla evren kurgusu kendi içinde mükemmeldir. Yaşam kendi matematiğine göre devam eden bir formülasyondur. Yaşam bizim için ezberini bozmayacaktır. Yaşamın içine bizim girmemiz ve onu böylece ezber etmemiz gerekir.

Hz. Mevlana muhteşem Mesnevisi’nde bu sözün özünü şöyle söyler. “Zıtlar, zıtlardan zuhur etmektedir… Yapılma yıkılmadadır, topluluk dağınıklıkta, düzeltme kırılmada. Murat muratsızlıktadır. Varlık yoklukta…”

Emine Armağan

1986 yılının Kasım ayında doğmuştur. Hukuk Fakültesi’nden mezun olup başladığı kamu hizmetine halen devam etmektedir. Dünya dergahının hancısı değil yolcusudur ve ham-dır her gün pişip yanmaya çalışmaktadır.

Add comment

İnternet üzerinden dijital yayın hayatına ilk olarak 2013 yılında başlamış olan Varoluş Dergisi, kısa bir aradan sonra şimdi yeniden okurları ile birlikte. Değerli yazarlarımız, Spiritüalizm, Reiki, Yoga, Astroloji ve Yaşam alanlarında, siz değerli okurlarımız için yazıyor…