Varoluş Dergisi

BİTKİ’SEL HAYAT

Dünyada bitkiler mükemmel bir harmoni içinde her şeyi sezerek, hafızalarına kaydederek, paylaşarak ve hissederek yaşıyorlar.

İnsanlar bitkilerin hareketsiz oldukları için iletişim kuramadıklarını düşünür hatta bazı tatsız olaylara vurgu yaparken “ot gibi” tanımını kullanırız ya da bilinci kapanmış, yaşamakla yaşamamak arasında olan hastalar için de “bitkisel hayatta” deriz.

Ancak işin aslı başkaymış.

Yaşam döngümüzün yapı taşı olan bitkilerin, kökleri vasıtasıyla insanlarla iletişim kurabildiklerini biliyor muydunuz?

Bitkiler, canlıları hayatta tutan oksijeni sağladığı gibi, bizleri aşık eden doğalarıyla da mest ederler. Her birimiz evlerimizde rengarenk çiçekleri yetiştiriyor, açtırabildiğimiz goncaları coşkuyla karşılıyoruz.

Son dönemlerde yapılan çalışmalar, bitkilerin kolektif bir bilinci olduğunu göstermiştir. Dünya üzerindeki bitkiler birbirlerinin hislerini uzaktan da olsa hissediyorlar. Bitkilerin kendi aralarındaki bu sözsüz anlaşma, insanlar için de geçerli. Hayvanlara göre çok daha sofistike ve birtakım hayvanlardan daha duyarlılar.

İnsanlar onlarla konuşmuyor olsalar bile duygu ve düşüncelerini hissedebiliyorlar.

1966 yılında botanikçi Cleve Backster galvanometre denilen test aracıyla bir deney yaptı. Bu makine yalan makinesi olarak kullanıldığında insanlar üzerindeki korku, şaşkınlık, sevinç gibi duygu değişimlerini elektrik akımı ile izleyebilmekteydi. Backster bitkiyi suladığında cihaz eğrileri aşağı doğru indi. Kibrit alıp yaktığında ise bitkinin ibresi tavan yapmıştı. Bitkiler korktular ve verdikleri bu tepki cihazın eğrilerini en üst değere yükseltti.

Bu deney sonrasında gelişen araştırmalar gösterdi ki bitkiler sadece düşünce okumuyor aynı zamanda çevresindeki her şeyi hissediyorlar. Hatta ve hatta uzakta olan üzüntüleri de hissediyorlar. Sahibi ölen bir çiçek yapraklarını döküyor, koparılmış bir yaprak ise kendisine güzel sözler söylendiği takdirde beklenenden daha uzun süre canlı kalabiliyor.

Gelişmiş hisleriyle kendilerinin faydasına olacak yönelimlerle canlılıklarını koruyorlar. Sürekli büyüyen ve bir süre sonra kendini taşıyamayan sarmaşık en yakın desteğe doğru sürünüyor hatta bu desteğin yeri değiştirilirse sarmaşık birkaç saat içinde yönünü yeni doğrultuya çeviriyor. Bitki kendini destekleyen bu sopayı görüyor ve ona meylediyor. Desteğine yapılan engellere rağmen hedefini bulup ona tutunuyor.

Kimi bitkiler hangi tür karıncaların balözü almak istediğini biliyor, karıncalar çevredeyken kapanıyorlar. Örneğin akasya belirli türden karıncaların hizmetinden yararlanıyor ve balözü karşılığı tuttuğu bu karıncalar aslında kendisini başka böceklerden koruyor.

Bitkiler, gün ışığını yakalayabilmek için mükemmel şekilde yapraklarını hareket ettiriyor.

Ay çiçekleri daha minicik filizken dans ederek büyüyor, büyürken yaşama adapte olmak için hep güneşe doğru yöneliyorlar. Güneşi izlemeleri için her gün çağrılıyorlar.

Dokunulunca kendisini birden kapatan küstüm çiçeğinin hissetmediğini söyleyebilir miyiz hiç?

Tıpkı insanlar, hayvanlar ve böcekler gibi gün boyunca açan ve gece boyunca yapraklarını kapatan bitkiler var. Arıları taklit eden orkide türleri de var. Dış görünüşü dişi yaban arasına benzeyen bazı türler etrafa yaydıkları dişi arı kokusuyla erkek arıları cezbediyorlar. Erkek arılar bu orkideleri dişi arı zannediyor ve çiftleşmek için üzerlerine konduklarında böylece tozlaşmayı sağlamış oluyorlar.

Dünyada bitkiler mükemmel bir harmoni içinde her şeyi sezerek, hafızalarına kaydederek, paylaşarak ve hissederek yaşıyorlar.

Örneğin, müge çiçeği Fransa’da 1 Mayıs’ın sembolüdür. İnsanlar tanımasalar dahi birbirlerine özellikle Paris sokaklarında bir sap müge çiçeği armağan eder. Aslında sevgililerin simgesi olan bu narin çiçek, emek ve alın teriyle çalışmanın sembolü olarak evrilmiş ve ortak bilince böyle bir katkı sağlamıştır.

Kollektif bilince sahip bitkiler, dünyada yaşanılan olumsuzlukları seziyor, dünyadaki enerjiyi hissediyor, çevresinde kendisine kötü davranan birini diğer bitkilere de şikayet ediyor, susuz kalan bir başka bitkiyle suyunu paylaşıyor. Sessiz ama derinden, çok kuvvetli sezgilerle dünyayı hissediyorlar.

Korunmaya muhtaç ve çaresiz sanılan bitkiler aslında o kadar güçlüler ve yaşama tutunmaya o kadar ant içmişler ki o hassas gövdeleri betonlardan dahi fışkırıp yaşam enerjisi aşılıyor. Fırtınalardan, yağmurlardan sapasağlam çıkıyorlar. Emek verildiğinde bolluk bereket sunuyorlar. Toprağı ve suyu oldu mu kimseye muhtaç olmadan yaşayıp gidiyor.

“Kadınlar çiçektir” cümlesinin kadınların hassas, çaresiz ve edilgen olduklarına atıf yapan mesajına karşı, betonu bile kıran güçlü ve güzel çiçeğin duruşu dünyaya bir mesaj belki de.

Sessiz ve derinden ve fakat dünyayı ele geçiren, tozlaşan, üreyen, ışkın veren, çocuk veren, hayvan besleyen, fikir büyüten, dallarıyla gölge sağlayan, ideoloji yaratan, kökleriyle haberleşen, dünyanın gidişatından haberdar olan, üreten, hisseden, yardım eden, dünyanın ortak bilincine artısı ve katkısı olan,

Bitkilere ve kadınlara selam olsun.

Müge Bostancı

1984 İstanbul doğumluyum. İstanbul’da serbest avukatlık yapıyorum. Aynı zamanda sosyoloji lisans eğitimime devam ediyorum. Bazı sosyal yardım kuruluşlarında ve kadına yönelik şiddetin durdurulması için çalışan bir platformda görev alıyorum. Mesleğimin bana yüklediği negatif etkileri reiki ile ardımda bırakarak hayat yolculuğuma devam ediyorum.

Add comment

İnternet üzerinden dijital yayın hayatına ilk olarak 2013 yılında başlamış olan Varoluş Dergisi, kısa bir aradan sonra şimdi yeniden okurları ile birlikte. Değerli yazarlarımız, Spiritüalizm, Reiki, Yoga, Astroloji ve Yaşam alanlarında, siz değerli okurlarımız için yazıyor…