Varoluş Dergisi

Bir Şair Bir Dünya

Tüm insanlar yoksuldur doğduklarında aslına bakarsanız. Bence kimisi, maddi açıdan ne kadar zengin olsa da yoksul ölmektedir.

Hayatı azıcık bile merak etmeden, nefsinin peşinde durmadan koşan insanlar yoksul ölmektedirler bana göre. Kimisi de çok çok çoook zenginleşir aydınlandıkça… Konuyu masalıma bağlamak isterim müsaadeniz olursa. Bir varmış, bir yokmuş…

Az ışık alan, eski eşyalarla dolu bir evdi doğduğu küçüğün. Tahta yamaları olan, rüzgarda hareketli iki kapısı vardı. Ön kapıdan her gün girip çıkanlar oluyordu evine. Ama evin arka kapısı özeldi onun için, küçük bir bahçeye açılıyordu.

Günler, aylar geçip gidiyordu. O da diğerleri gibi her gün ön kapıdan çıkıp, akşam yine ön kapıdan eve gelerek günlerini bitirebilirdi. Ama gözlerini açtığı bu evde, bu bedende neden bulunuyordu? Her gün böyle aynı mi geçecekti?

Bir gün ilahi, mucizevi bir aydınlanma istediğinin farkına vardı. Bu isteği her gün çoğalıyordu. Tanımlayamadığı, anlamlandıramadığı içindeki bu ışıltı, bu hareketli, yerinde duramayan güç nasıl da itekliyordu onu.

Adeta isteği duyulmuş ve mucizenin zamanı gelmişti. Birden heyecanla uyandı. Rüyada mıydı yoksa uyanık mıydı? Hangisi gerçekti, kafası karışmıştı. Gerçek neydi? Ama bakakaldığı arka bahçenin kapısını açması gerekiyordu. Heyecanla gitti, kapıyı araladı. Kalbinin sesi kulaklarında çarpıyordu. Dışarısının ışığı pırıl pırıldı. Işığın her zerresi adeta parıldıyordu. Evin her yeri bu parıltıyla dolmuştu. Arka kapıdan bahçeye çıktığında gözlerini çok daha fazla açtı; her ayrıntıyı görmek istiyordu. Öylece kalakalmıştı, inanamıyordu. Çünkü gördüğü her şey onunla konuşabiliyordu. Çiçekler, böcekler, yapraklar, ışık ve rüzgar bile… Kalbi duracak diye korkuyordu, çünkü heyecanı hiç azalmadan aksine artıyordu. Ne kadar güzeldi tüm bunları duymak… Ve birden ayaklarını farketti. Çıplak ayakla dışarı çıkmıştı. Ayaklarının altındaki toprağı farketti. Ama o da ne, ne oluyordu? Ayaklarının altı yoğunlaştıkça yoğunlaşıyor, ağırlaştıkça ağırlaşıyordu. Aynen ağaç kökleri gibi, hızlıca, ışık halinde, toprağın derinliklerine dallanıp budaklanıyordu. Eğilip eliyle bir avuç toprak alarak izlemek istedi. Toprak mi ele karıştı yoksa el mi toprak oldu bilemedi. Hiç konuşmasına gerek yoktu ki, anladı artık; her şey olabilirdi. Deniz olabilirdi, hava olabilirdi, prens olabilirdi, prenses olabilirdi, çiçek ya da yıldız… Her şey olabilirdi. Sınırsızca yaşayabilirdi, özgür.

Sevgiyle ışıldayan gözleri milyonlarca kelimeyi dökebilirdi, ama var mıydı anlayan? Duyan?

Güzel şairin güzel satırlarını* hatırladı:

“İnsan oldum kaya oldum

İnsanda kaya oldum kayada insan

Havada kuş oldum kuşta gökyüzü

Soğukta çiçek, güneşte nehir oldum

Şebnemde parlayan şey

Kardeşçesine yalnız kardeşçesine hür”

 

* Paul Eluard, “Saatlerim”. Çeviren: Cahit Sıtkı Tarancı.

Harika Ertuğrul

9.5.1978 Adana doğumluyum. Hayatımın 30 senesi istanbulda geçti. İTÜ Fizik Mühendisliği ve ardından Marmara Üniversitesi fizik öğretmenliği tezsiz yüksek lisansını tamamladım . Bir süre dershanelerde öğretmen olarak sonra da özel okullarda öğretmen olarak 10 yıl çalıştım. Evliyim 3 yaşında bir kızım var ve zamanımın büyük kısmını kızımla geçirmekteyim. Reiki masterıyım ve tüm spirituel konularla ilgiliyim. Çocukluğumdan buyana içimdeki merakla boğuşmakta, merak ettiğim herşeyi araştırmakla ve yaşamakla meşgulüm :)

Yorum Yaz

İnternet üzerinden dijital yayın hayatına ilk olarak 2013 yılında başlamış olan Varoluş Dergisi, kısa bir aradan sonra şimdi yeniden okurları ile birlikte. Değerli yazarlarımız, Spiritüalizm, Reiki, Yoga, Astroloji ve Yaşam alanlarında, siz değerli okurlarımız için yazıyor…